![]()
Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Mehmet Akif’in Kirli Çamaşırları
22/12/2025
Ancak bugün kaderin acı cilvesiyle, aynı ismin gölgesine sığınan, ekranlarda ‘‘yerli ve milli’ değerlerin sancaktarlığını yapan başka bir Mehmet Akif’in, şatafatlı stüdyolardan cezaevinin soğuk duvarlarına uzanan trajik çöküşünü izliyoruz. Bu olay manşet haberi olmanın çok ötesindedir. Bu, Türkiye’nin yıllardır parlatılan ‘‘Vitrin Muhafazakârlığının’’ ve ekranda oynayanların maskelerinin düştüğü andır. Yıllardır evlerimizde misafir ettiğimiz o profil; jilet takımlar, vakur bir ses tonu, devleti ve milleti önceleyen o keskin analizler… Bize sabrı, şükrü, edebi ve ‘‘biz’’ olmayı anlatan o parmaklar, kamera ışıkları söndüğünde bambaşka bir dünyaya, bambaşka bir hayata uzanıyormuş. Dosyalarda karşımıza çıkan ve artık inkârı mümkün olmayan gerçekler, İstanbul’un göbeğinde o lüks kulelerde yaşanan ikili hayatı tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne serdi. Maslak ve Levent hattındaki rezidansların kapalı kapıları ardında kurulan, adına ‘‘High Energy’’ dedikleri o WhatsApp gruplarında, kadın bedeninin bir meta, uyuşturucunun ise bir yakıt olarak kodlandığı o karanlık dünya, ekrandaki o tatlı, masum, temiz yüzün arka bahçesidir. Gündüzleri ‘‘Safahat’’ dizeleri okuyan sözde büyük adamlar, geceleri dibine kadar ‘‘Sefahat’’ batağına batmışsa, burada çürüyen sadece bir şahıs değil, o şahsın temsil ettiğini iddia ettiği değerlerdir. Olayın ilk sıcaklığıyla ‘‘kumpas’’ çığlıklarını hep beraber duymuştuk. Bu suçüstü yakalanan her suçlunun klasikleşen savunmasıdır. Ancak Adli Tıp Kurumu’nun masaya koyduğu rapor, bütün bu savunmaları tuzla buz etti. Saç örneklerinde tespit edilen kokain ve metabolitleri, sadece damarlardaki zehri değil, “ben temizim” diyen dillerdeki yalanı da belgeledi. Evet bir gazeteci hata yapabilir, insandır, beşerdir, şaşabilir. Ama bir gazeteci, halkın gözünün içine baka baka erdem rolü oynayıp, hakikatte bir çöplükte yaşıyorsa bunun adı hata değil, ikiyüzlülüktür. Ve toplum vicdanı hataları affetse de riyakarlığı asla affetmez. Bu çöküşün en ibretlik tarafı ise, o zehirli maddelerden ziyade, ruhlarına işledikleri kibirdir. Arkamız sağlam, dayılarımız var, bu dosya kapanır özgüveni… İşte tüm bu cümleler hukukun ve nizamın nasıl bir ilişki ağına kurban edildiğinin itirafıdır. O cam kulelerinin tepesinden bakınca şehri kendi mülkü sananlar, kanunun sadece bizim gibi sıradan insanlara var olduğunu düşünenler, duvara tosladılar. Güvendikleri dağlara kar yağdığında, o sağlam arkalar döndüğünde, sadece kendi işledikleri günahla ve çıplak gerçeklikle baş başa kaldılar. Bu hikâyenin bir de diğer yüzü var ki, en az başroldeki erkekler kadar ibretlik. Olayın diğer tutuklusu Ela Rümeysa Cebeci ve onun temsil ettiği profil... Ne acıdır ki; Allah’ın verdiği güzelliği bir lütuf değil bir sermaye olarak gören, bedenini bu kirli masalarda yükselme basamağı yapmaya razı gelen bir acziyetle karşı karşıyayız. Bu ‘‘High Energy’’ masalarında, erkeklerin güç gösterisinin bir aksesuarı, o lüks partilerin bir dolgu malzemesi olmayı kabullenen kadınların dramıdır bu. Kariyeri yetenekle, emekle, alın teriyle değil; güçlü abilerin masalarında meze olarak, o rezidansların anahtarlarına tamah ederek inşa etmeye çalışmak... İşte en büyük sefalet budur. Bir kadının kendine yapabileceği en büyük hakaret; aklını ve onurunu bir kenara bırakıp, sadece görsel bir haz objesi olarak o masalarda yer almayı, statü sanmasıdır. Gündüz güzellik kraliçesi, başarılı sunucu etiketleriyle gezilen, gece ise iradesini beyaz tozlara ve güç sarhoşu adamların keyfine teslim eden bu hayat, ‘‘özgürlük’’ değil, modern bir köleliktir. Bugün izlediğimiz ise; ismin mirasını yiyen, kelimeleri süslü, kendileri güzel/yakışıklı ama hayatı kirli olanların hikayesidir. Bu olay, Anadolu’nun temiz ve saf evlatlarına bir uyarıdır: Gözünüzü boyayan o ışıklara, o pahalı etiketlere, o mağrur duruşlara aldanmayın. Gerçek asalet; rezidans partilerinde değil, hakikatin çileli yolunda belli olur. Kral çıplak bile değil; kral çürümüş. Hüküm milletindir.
Yazar Hakkında Emin ŞEKERCİ |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Leyla’sı Yok Diye Mecnun da ‘‘Leyla’’ - 06/01/2026 |
| Eskilerin hikayesinde Mecnun, Leyla’nın peşinden giderken hakikati bulur, uyanır ve erenler kervanına dahil olurdu. Şimdi senaryo değişti. |
| Bir Çocuk İncinmesin Diye: 3 Şehit! - 30/12/2025 |
| Bu akşam o üç evde sofra kurulmadı, o üç evin ışıkları sönmedi… O şehidin kızı soracak; ‘‘Anne babam eve neden gelmedi?’’ ne diyecek o anne? |
| "Din" Yalanı - 27/12/2025 |
| ‘‘Alnı secde görüyor’’ cümlesi, o kişinin emin, güvenilir ve adil olduğunun kanıtı sayılmıyor artık. Çünkü biz, ibadetin estetiğine verdiğimiz önemi, ahlakın inşasına vermedik. |
| “Bizim Kız Daha Okuyor” mu? - 18/12/2025 |
| Siz evlatlarınızı evde ana kuzusu diye severken, o kuzu dışarıda kurtlar sofrasında dolaşıyor, haberiniz var mı? |
| Ne Olacak Bu İhtiyarların Hali? - 10/12/2025 |
| Tabi ki bu soru rahatımızı bozacak, konforumuzu sarsacak. Çünkü sanık sandalyesinde gençleri görüyor olmanın, elinize aldığınız yargıç tokmağını özgüvenle masaya vurmanın alışkanlığı içerisindesiniz. |
| İznik Şifresi ve Devlet Aklı: Papa 14. Leo - 03/12/2025 |
| Geçtiğimiz hafta, Türkiye sadece dini bir lideri ağırlamadı, yüzyıllık hesaplaşmaların, dünya üzerinde devam eden savaşların gölgesindeki jeopolitik satrancın ve Yeni Türkiye’nin diplomatik gündeminin tam ortasında yer aldı. |