• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Nuri ERCAN
nurihatem@gmail.com
Yok Olan Bellek
17/02/2026






Yok Olan Bellek

Ankara’da yaşayıp hane-i saadetinden uzak kalmanın doğurduğu özlemle, sabahın mahmurluğu henüz mahallenin üzerindeyken evinden çıktı. Etrafta kimseler yoktu.

Kanada kavaklarının üstüne tünemiş kargaların çıkardığı ses dışında sükûnet hâkimiyetini ilan etmişti. Karga gaklamalarının sessizliğe bir armoni mi kattığına karar veremedi.

Kargalar için pek kullanılmazdı ama Anadolu insanı kuşların ötüşünü "zikir" olarak adlandırırdı. "Zikir mi gerçekten?" dedi. "Olsa olsa tespih olur" diye cevapladı kendisini. Kargaların sesi olmasaydı, şehir, selası verilmemiş bir ölü şehir gibiydi.

Başını kaldırıp kapıya baktı. Yıllardır daha çok sabah vakitlerinde hissettiği taze ekmek kokusu hayaliyle adımlarını sıklaştırdı. Sola dönüp bakkal girişine yöneldi. Yavuz Bakkal’ın önüne geldi. Kapı koluna elini atacaktı ki kolun altındaki Çin malı takma kilidin yerinde sabit durduğunu fark etti. Bakkal Yavuz, her gün erkenden açtığı ekmek kapısını henüz açmamıştı.

Sağa baktı; fırıncılar tarafından bırakılan ekmek kasaları yoktu. Anormal bir durum vardı. "Allah Allah! Yavuz memleketine mi gitti?" diye mırıldandı. Cenaze ilanı bulmak için kapının üst çerçevesinin alt bölümündeki cama baktı. Beyaz bir A4 kâğıdı vardı. Kâğıdın başında “Taşınıyoruz”, devamında ise “Yepyeni yüzümüz ve zengin çeşitlerimizle Milipar Market olarak Aksaray Üniversitesi kampüsünde hizmetinizde olacağız” yazıyordu.

Öylece kalakaldı. Zihni kalakalmadı ama... Zamanın durduğu, seslerin kesildiği o tuhaf boşluklardan birine yuvarlandı gitti. Gözleri camdaki modern harflere takılıyken zihni elli yıl öncesinin tozlu yollarından geçip bakkalın ilk açıldığı günü hatırladı.

Yavuz Turhan, kendi adını levhaya yazdırıp “Bakkal Yavuz” olmuştu. O zamanlar bıyıkları yeni terlemiş, gözlerinde ise bu mahalleye kök salmaya kararlı o güven dolu bakış vardı. Bu güven, zamanla karşı güveni de sağlayacaktı.

Bakkal Yavuz, Muhammedü'l-Emin’in ümmeti olduğunun bilincinde olan bir ailede yetişmişti. Hakkı hukuku bilir, haramı helali gözetir, "Emin" olmanın ne demek olduğunu iyi bilirdi. Yıllardır mahalleli ona evinin anahtarını teslim ederdi, evladını emanet ederdi. O meşhur veresiye defteri hiçbir zaman Bakkal Yavuz için bir hesaplaşma aracı olmamıştı. Defterin sayfalarını hırsla değil, nezaketle çevirirdi; kimin dara düştüğünü, kimin tenceresinin boş olduğunu az çok bilirdi.

Nuri Bey biraz duraksadı. “Olmadı, Bakkal Yavuz, olmadı!” dedi hafif sesle. Gülümseyerek en küçük kızının bakkala girdiğini tasavvur etti o an. Gülsüm henüz altı yaşındaydı. Babasının pantolon askısından aşırdığı elli lirayı avucunda sıkarak, nefes nefese bakkala koşmuştu. Kısık ve mahcup bir sesle, dev bir hazine bulmuş gibi "Bana çikolata ver Yavuz amca!" demişti. Yavuz Bakkal, o paranın küçük bir kızın çikolata harçlığı olamayacağını bir bakışta anlamış ama kırmamıştı Gülsüm’ü. Çikolatasını uzatmış, parayı almış; akşamına da kapıyı çalıp "Sizin küçük hanım bankayı soymuş, emaneti getirdim" diyerek babasına parayı usulca teslim etmişti. Nuri Bey ne kadar memnun olmuştu bakkalın bu tavrından...

Fatma’nın ilkokul dönemindeki “Gutu goflet, gutu goflet!” sesleri çınladı bir an. Zeynep ve Rukiye’nin ellerine para geçtiğinde hemen “meybuz” almaya gitmeleri; oğlu Enes’in Yavuz amcasından satın aldığı dondurma çubuğundan çıkan “bedava”ları biriktirip toptan aldığı üç dört bedava dondurmayı peş peşe yemeye çalışması ve kendisinin “Oğlum hasta olmayasın,” ikazı gözünün önünden hızlıca geçti.

Ha, bir de şu: Okul çağlarında, çocukluktan delikanlılığa ilk adımlarını atan Enes’in, annesinin siparişlerini o kendine has sevecenliğiyle almasını izlerdi Bakkal Yavuz. O samimiyeti öyle sever, öyle sahiplenirdi ki dükkâna her uğradığında babasına laf olsun diye değil, içtenlikle sorardı: “Bizim Enes nasıl?” O da "Elhamdülillah iyidir," diyerek cevap verirdi. Hayali kesti ve acı gerçeğe döndü: Evet, beş çocuğunun büyümesine şahitlik eden “Bakkal Yavuz” yoktu yerinde.

Yavuz Turhan, Antepli olmasına rağmen tüccar olarak Kayserili gibiydi. Velakin ticaretin para kısmını pek önemsememesi onu tam bir Kayserili olmaktan alıkoyuyordu. Parayı “el kiri” olarak nitelerdi. O, kazanmayı seviyordu sadece. Dedesinden tevarüs ettiği “El-kâsibu habibullah” (Kazanan Allah’ın dostudur) hadisini yeri geldiğinde dostlarına da anlatırdı. Ticaretteki temel önceliği müşteri memnuniyetine vermişti. Dükkânın görünür bir yerine “Müşteri daima haklıdır, hele haksız olduğu zaman...” yazısını asmıştı. Bunu okuyanlar gülümseyerek memnuniyetini izhar ederdi.

Yavuz Bakkal her mevsim kendini güncellemeye de hassasiyet gösterirdi. Dükkânın raflarını mevsimlerle doldururdu adeta. Güz gelince dükkânın önü Antep’ten gelen nar gibi salça tenekeleriyle kızarır; Maraş’tan gelen kuru patlıcan ve kuru biberler duvara asılmış üzerlik otu güzelliğinde yerini alırdı. İlk güz aylarında Nevşehir’in güneşini yedikten sonra cıncık gibi parıldayan parmak üzümünden yapılmış pekmez kavanozlarıyla tatlanırdı dükkânı. Turşu zamanı küçüklü büyüklü bütün kavanoz çeşitlerini bulundururken, o camgüzeli kavanoz kapakları bakkalın bir köşesinde gökkuşağı gibi dizilirdi.

"Yok" demezdi Yavuz Turhan; "Hele dur, bir bakalım, gelecek" der ve mutlaka bir çare bulurdu. Ticari tecrübesiyle yörenin meşhur ürünlerini mevsiminde temin ederek müşteriye sunardı. Bakkalında Derinkuyu fasulyesi, Göstük fasulyesi ile rekabet ederdi. Çünkü kalite ve fiyat alternatifine önem verirdi. Yalman mercimeği yok satarken, Akhisar mercimeği de müşteriye sunulurdu. Pişek olmasıyla meşhur olan Acıgöl nohudu, Acıpınar nohuduna göre daha çok satardı. Acıpınar nohudu da fakirin fukaranın sofrasına misafir olurdu. Derinkuyu’nun Tilköyü’nden gelen o meşhur, aromasıyla damak çatlatan süzme yoğurdunu mahalleye ilk o tanıtmıştı. O yoğurdun kıvamı neyse, Bakkal Yavuz’un esnaflığı da sanki öyle saf, öyle katıksızdı.

Hah işte! Korktuğu başına geldi. Olacak oldu. Bakkal Yavuz’un o müşfik sıcaklığının yerini, "Milipar Market" gibi soğuk ve ruhsuz bir isim işgal etti. Mahallenin belleğine modernizm virüsü sinsi bir yazılım gibi zerk edilmişti sanki. Kanaat, dostluk, fedakârlık ve vefa programları birer birer çökmüştü. Bu yeni düzende çocukların bir "bakkal amcası" olmayacaktı artık. Yapıldığında oldukça ilgisini çekmiş, kendisinin de aşınmasına katkı sağladığı beyaz mermer eşiğin üstüne basarak içeri baktı. İçeride üç beş karton parçası kalmıştı. Dükkân boşaltılalı çok olmuştu.

Öyle ya; eşi hapse düştüğü için veresiyesini ödeyemeyen Habibe Hanım'ın mahcubiyetini, ona hemen ailesini sorarak örten o zarif adam, yeni sistemde artık "Patron Yavuz"du. Patron Yavuz, elindeki barkod cihazından yükselen o mekanik "bip" sesini kanıksadığında, neler kaybettiğini belki de hiç düşünmeyecekti. İyi giyimli elemanlarına müşteri karşısında kibar olmaları amacıyla emirler yağdırırken; belki de bacı, abla, abi gibi kelimeleri ne çabuk unuttuğuna hayıflanacaktı.

Sahi, dünyalık hırslara zerre tamah etmeyen bu adamı kim kışkırtmıştı? "Kışkırtan çok" dedi içinden. Her yerde bir kışkırtan bulunur. "Her çocuk Salebe olma hevesinde günümüzde " diye mırıldanmasına mırıldanma ekledi. Yavuz’un o sarsılmaz kanaati beyin kanaması geçirip entübe mi edilmişti, yoksa büyümenin soğuk çarklarına doğru mu itilmişti? POS cihazından dökülen slipteki rakamlara bakarken ruhu neler hissedecekti? Ve en önemlisi; Yavuz Turhan, o dükkâna giren çocuklara yine bedava sakızlarından uzatacak mıydı? Yoksa yüksek cirolar için gerekli iş yoğunluğu arasında çoluğu çocuğu unutacak mıydı?

Nuri Bey, dükkânın avlusundan çıkarken son kez arkasına baktı. Burnundaki taze ekmek kokusu kaybolmuştu. Ekmek almak için "üç harfli" alışveriş merkezlerinden birine doğru yöneldi mecburen.


Yazar Hakkında


Nuri ERCAN



166 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Okuyoruz ama Nasıl? - 03/01/2026
Sonradan hidayete erenler ya da tevbe ederek sırat-ı müstakim’e avdet edenlerin Kur’an’a bakış açıları ile muhafazakâr çevrelerde yetişenlerin bakış zaviyeleri birbirinden çok farklı.
Papaz Malthus'un Dolmuşuna Binmek - 11/11/2025
Sahip olduğumuz maddi nimetleri paylaşmamak, muhtaç olanları görememek de açlık korkusunun bir kademe ilerisi olan fakirlik korkusuna terfi etmiş hâli değil midir?
Muhtaç Olduğunu Bilmemek - 04/09/2025
Bizlerin en çok huzur içerisinde olduğu dönemler, hiç kuşkusuz çocukluk dönemleridir. Geçim telaşesi nedir bilinmez. Dünya endişesi hiç yok gibidir.
Muhammed Cöneli - 19/07/2025
Koca mücahit karşımdaydı. Cihat denince ilk akla gelen bir milletin evladı, yürüyen bir heykel gibiydi. Muhammed Cöneli, belki de çamurdan yapılmış evlerin dizildiği bir köyde doğmuştu.
Traverten Tehlikesi - 19/06/2025
Kur’an’ın teklif ettiği insan modeli, Nevşehir’in Peri Bacaları gibidir. Dıştan bakıldığında sade ve yumuşaktır, içindeyse sıcak bir dünya taşır.
Tîn Peşinde İncir Tadında İki Hikâye - 21/05/2025
Gülemedim. İçimden: “Ah Hoca, ah! Sen şakasına unutursan tîni; torunların hepten unutur dîni,” dedim. Önümdeki inciri işaret ettim: — “Tîn” bu! Yani incir, dedim.
Asıl - 18/04/2025
Yol boyunca asıldan işaretler de göreceğiz. Bu, aslın aslını bulmamıza yardımcı olacaktır. Aslın aslına “hakikat” denir.
İndik Pazara - 17/03/2025
İnsan, hayatta pek çok şey elde etmek için ölümüne çabalar; eğitim alır, meslek edinir, mal biriktirir ve geleceğini planlar. Ancak, ecel gelip çattığında, tüm bu birikimler geride kalır.
Kalabalık Yalnızlık - 21/02/2025
Bir köy nüfusunu barındırabilecek kapasiteye sahip apartmanlarda yaşayanlar, bir adım uzaktaki komşusunu tanımıyor. Akıllı kapı zillerimiz, güvenlik kameralarımız var ama komşumuzun ismini bilmiyoruz.
 Devamı