• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Naki ERDEMİR
nakierdemir@gmail.com
Ortadoğu’da "Böl-Yönet" Stratejisinin Sonu
18/02/2026




Ortadoğu’da "Böl-Yönet" Stratejisinin Sonu
Başlık dikkatinizi çekebilir. “Ne oldu? Ne oluyor?” diye düşünenler de olabilir. Stratejik, kendi huzuru kadar kardeşinin huzurunu düşünenler ve iman taşıyanlar için yapılması gereken daha çok şeyler var.
Ocak 2026 sonunda Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan geniş kapsamlı entegrasyon ve ateşkes anlaşması, Ortadoğu denklemini kökten sarsan tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu anlaşma, Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlama yolunda dev bir adım olurken, bölgesel ve küresel emperyalist aktörler arasında keskin bir kutuplaşmaya yol açmıştır. Anlaşmadan memnun olanlardan daha fazla memnun olmayanların varlığı dikkatlerden kaçmadı. Suriye iç savaşının ardından başlayan yeniden inşa sürecinde, Şam yönetimi ile SDG'nin (YPG ana omurgasıyla) askeri ve idari olarak birleşme kararı alması, "bölünmüş bir Suriye" hayali kuran merkezleri derinden sarsmıştır.
Anlaşmanın en sert muhalifleri arasında İsrail, Fransa ve batılı bazı siyasi elitlerin yer alması bir tesadüf değildir. İsrail, Fransa ve Siyonist odakların rahatsız olduğu dikkatlerden kaçmadı. Bu rahatsızlığın temel gerekçeleri şu başlıklarda toplanabilir.
İsrail'in güvenlik doktrini ve "Zayıf Komşu" stratejisidir. İsrail, on yıllardır çevresindeki Arap devletlerinin toprak bütünlüğünü yitirmiş ve iç çatışmalarla zayıflamış olmasını kendi güvenliği için bir avantaj olarak görmektedir. Suriye'nin kuzeyinde özerk bir yapının (SDG) varlığı, Şam'ın gücünü bölen bir "tampon bölge" işlevi görüyordu. Bu yapının Suriye devletine entegre olması, İsrail'in kuzey sınırında yeniden güçlü ve merkezi bir devletle karşı karşıya gelmesi anlamına gelmektedir.
Batı, özellikle Fransa, bölgedeki sömürgeci geçmişinden gelen bir alışkanlıkla, Suriye'nin kuzeyindeki yapıları kendi jeopolitik manevraları için bir araç olarak kullanmaktadır. SDG'nin Şam ile anlaşması, Fransa'nın bölgedeki "koruyucu aktör" rolünü sona erdirmekte ve Paris'in Ortadoğu'daki diplomatik kaldıraçlarını zayıflatmaktadır.
Dünya Siyonizmi, sürekli bölgesel parçalanmışlıktan beslendi ve sömürü düzenini devam ettirdi. Bölgesel projeksiyonlarda, Mezopotamya'nın parçalı bir yapıda kalması, büyük güçlerin enerji yolları ve siyasi nüfuz üzerinde kontrol sahibi olmasını kolaylaştırmaktadır. Müslüman coğrafyasında yükselen "birlik" iradesi, bu küresel odakların bölgeyi yönetilebilir küçük parçalara ayırma stratejisine (mikro-milliyetçilik) doğrudan darbe vurmaktadır.
Müslüman ülkeler açısından sürece baktığımızda; özelde Suriye'nin komşuları (Türkiye, Irak, Ürdün vb.) ve İslam dünyasının genel kamuoyu, bu anlaşmayı büyük bir umutla karşılamaktadır.
Suriye'nin toprak bütünlüğü, enerji yataklarının (petrol ve doğal gaz) yeniden merkezi hükümetin denetimine geçmesi ve üretim zincirine dâhil edilmesi demektir. Bu durum, sadece Suriye halkının refahını artırmakla kalmayacak, aynı zamanda komşu ülkelerle yapılan ticaret hacmini büyüterek bölgesel bir ekonomik kalkınma başlatacaktır.
Sınır hatlarındaki çift başlılığın sona ermesi, radikal grupların ve ayrılıkçı terör odaklarının manevra alanını daraltmaktadır. Suriye'nin tek bir otorite tarafından yönetilmesi, sınır güvenliğini artırarak mülteci geri dönüşlerini teşvik edecek ve komşu ülkelerin güvenlik maliyetlerini düşürecektir.
Mezhepsel veya etnik ayrışmalar üzerinden beslenen çatışmaların sona ermesi, İslam coğrafyasında "fitne" olarak adlandırılan kardeş kavgasının dinmesine hizmet etmektedir. Suriye'deki farklı dini ve etnik unsurların (Kürtler, Araplar, Türkmenler, Süryaniler vb.) merkezi bir çatı altında, eşit vatandaşlık temelinde birleşmesi, Müslüman dünyasının dış müdahalelere karşı daha dirençli hale gelmesini sağlamaktadır.
Suriye ve SDG arasındaki bu tarihi mutabakat, sadece bir iç mesele değil; "böl ve yönet" diyen küresel güçler ile "birleş ve kalkın" diyen bölgesel irade arasındaki mücadelenin sonucudur. İsrail ve Batılı ortaklarının tedirginliği, bölgenin kendi ayakları üzerinde durma potansiyelinden kaynaklanmaktadır. Ortadoğu'nun güvenliği, dışarıdan dayatılan sınırlarla değil, bölge halklarının kendi arasındaki helalleşme ve birleşme iradesiyle tesis edilecektir.
Bölge ülkeleri kültürel, tarihsel, etnik ve dini müktesebatının idraki içinde olursa, sadece Suriye değil, bölge ve orta doğu huzurun ve gelişmişliğin merkezi, İslam Ümmetinin bağımsızlığının ve huzurunun öncü dinamikleri olacaktır.
Selam ve dua ile…

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Naki ERDEMİR
Hak ve Kardeşlik Hareketi Genel Başkanı
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi


102 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Siyaset Niçin Yapılır, Niçin Yapılmalı? - 01/02/2026
Hakiki bir mümin için siyaset, sadece bir güç mücadelesi değil, "marufu emir, münkeri nehyetmek" (iyiliği yaymak, kötülüğü engellemek) vazifesinin kurumsallaşmış bir halidir.