Beyhan KESEKCİ
bkesekci@gmail.com
Bir Hayat Vakfesinin Ardından
19/02/2026
Bu inşa yalnızca mimarî değil; insan soyunun yönünü, anlamını ve istikametini yeniden tayin eden bir çağrıydı. İnsanlığın varoluş hikâyesi, yaratılış gayesine uygun seyretsin diye ilahî bir fragman hazırlanmış; bu fragmanla insanın tüm duyuları — görsel, işitsel, dokunsal ve sezgisel boyutlarıyla — yeniden hizalanmaya davet edilmişti. Bu merkez, insanı “fabrika ayarlarına” döndürmeyi amaçlayan metafizik bir koordinat noktası olacaktı. İnşa tamamlandığında, Yüce Yaratıcı’nın hitabı geldi: “Çağır!” Bu emir yeni bir dine çağrı değildi ve peygamberler insanları yeni bir dine de çağırmaz aslında. Bu sesleniş insanlık tarihine sürekli bir hatırlatmaydı. İnsan sesi hangi frekansta nereye kadar ulaşabilir? Ama yine de seslendi münâdî; biliyordu “ol” diyen kudreti ve yaşamıştı ateşin onu serin ve selametli kıldığı anı. Vahyin iletişim biçimindeki temel hakikat gerçekleşti. Hz. İbrahim seslendi ve çağrısı Allah tarafından duyurulur hâle getirildi. Bir hayat vakfesine davet ediyordu Yüce Yaratıcı. Durmanın farz olduğu bir yolculuğa davet ediliyordu tüm insanlık. Mekke’de bütün benliğimi saran bu çağrı öyle iyi geldi ki, farklı bir bilinçle Medine’ye giderken bir kez daha hamdettim. Hayatın içinde koştuğumuz, koşuşturduğumuz, hatta koşturulduğumuz bir hızda ruhlarımız çok geride kalırken biz hızın hazzından koordinatlarımızı kaybedebiliyoruz. Aslında vahyin bizden istediği tempolu yürümek; koşturmak ve koşturulmak bilinçsiz yapılan bir eylem. Amacını kaybetmiş bir yürüyüş hızıyla insanın algıları zayıflıyor; her günah navigasyon ihlali gibi seni hedefindeki yolundan saptırıyor ve sen durup yeni bir hizalanma ve niyet tazeleme yapmadıkça artan hızla birlikte frekanslar kayıyor. Vahiy hep yayında aslında; problem senin antenlerin nereye dönük. Kalpler sürekli bir arayış içinde o yüzden. يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِى عَلٰى دِينِكَ “Yâ Mukallibe’l-kulûb! Sebbit kalbî alâ dînik.” “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!” duası ile hızımız arttığında bir vakfe yapmak, fabrika ayarlarına geri dönmek, unuttuğunu hatırlamak, kaçırdıklarını telafi etmek, arınmak, en önemlisi de yeniden niyet tazeleyerek istikamet kazanmak için dur. Düşünmek için dur ve bir hayat vakfesi yap. Zira günah ve gaflet frekansı bozar. Sürekli dünya kaygısı, kibir, çıkar hesapları kalpte parazit oluşturur. Bu parazit arttıkça kişi: Ayet’i duyar ama etkilenmez. Hakikati bilir ama harekete geçmez. Nasihati işitir ama savunmaya geçer. Koşturan ve koşturulanlar için önemli olan yön değil hızdır; anlam değil hazdır. Mutluluğu ararlar, fakat aradıkları mutluluk çoğu zaman onları yönlendiren sistemlerin bir yemi hâline gelir. Modern dünyada en büyük problem odaklanmış frekans kayması; zira hız modern çağın erdemi hâline gelmiş, durmak ise zayıflık sayılmıştır. İnsan hakikati duymadığı için değil, frekansı farklı olduğu için anlayamaz. Çağımızda bilgi arttı ama hikmet azaldı. Gürültü çoğaldı ama anlam zayıfladı. İnsanlar sürekli konuşuyor ama vicdanlar sessiz. Bu da insanın: Tüketim frekansına Eğlence frekansına Rekabet frekansına ayarlanmasına yol açıyor. Sonuç: Hakikat sesi arka planda kalıyor. İnsanlığın temel problemi bilgisizlik değil, kalbinin sinyal gücü. Kalp dünyaya ayarlıysa vahiy sesi zayıf gelir. Bu yüzden problem delil eksikliği değil, alıcı ayarıdır. Vahiy frekansına girmenin yolu vakfe yapmaktır: 1-Günlük vakfelerimiz namaz ve samimi yöneliş. İnsan gerçekten hakikati istiyorsa kalp açılır. 2-Yıllık vakfelerimiz Ramazan: Kur’an vakfesi ile Sadece okumak değil, düşünmek gerekir; özellikle gecenin bir vaktindeki uykusuzluk vakfelerinde Rabbinin huzurunda. Çünkü anlamaya başlayan insanın frekansı değişir. 3-Ömrümüzün vakfesi hac ve imkan varsa tekrarlayan umreler: Çünkü tekrar bilinç oluşturur. Tıpkı namaz gibi, oruç gibi, umre de kavli sağlamlaştırır. Hayatı kaçınılmaz sona göre düzenlemek ki; mahşerin provası hac ve umre bir ömrün vakfesidir. Böylece insan zaman algısını, benlik bilincini ve yön duygusunu yeniden düzenler. Ve hakikat say (gayret) yaptıktan sonra vakfede (durma) tecelli eder. Mehter yürüyüşü gibi: iki ileri, bir dur; düşün ve ileri… Ah Ravza… Sen ömrümün, kalbimin, ruhumun durağı. Yazın sıcağından, kışın ayazından sonra ömrümün baharı. Say’ın telaşından yorulan bedenlere sunulan zemzem gibi, Tavafın mahşerî telaşından sonra senin serin esen bâd-ı saban, omuzlarımı sıvazlayan bir el gibi. Durmak, hizalanmak, ileri atılmak için ne güzel bir durak. Durmak, hissetmek, sorumluluğun yükünü, yaşamanın bedelini iliklerine kadar fark etmek, verdiği acıyı sende dindirmek ne büyük bir nasip. Efendim… Kalplerimizin ayarını senin frekansına yeniden ayarlamak, bastığın topraklarda demlenmek, bütün yüklerimizden kurtulmuş, vekillerin en güzeline işlerimizi havale etmiş bir şekilde kul olarak yeni bir başlangıçla yurduma dönmek ne büyük bir bereket. İnsanlığın hayat vakfelerine ihtiyacı var; zira bilgi değil yitiğimiz,Hikmet. Hikmet olmadan çağı anlama ve anlamlandırmak ne mümkün. Vahiy herkese konuşur ama onu ancak kalbini ayarlayanlar duyar. Haydi.... Mevsimidir artık vakfe yapmanın. Dünyaya bir dur deyip ecel gelmeden zamanı durdurmanın. Yazar Hakkında Beyhan Kesekci Medine, 13 Şubat 2026 |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Nihilist Penguen ve Kalabalık Yalnızlık - 30/01/2026 |
| Nasıl bir paradokstur ki nefes almalarına izin vermediğimiz gençler, “nefes almak istiyorum” diyerek onların nefesini kesen yolların eşiğine sürükleniyor. Üstelik bu yola nihilist bir penguenle özendiriliyorlar. |
| Okçular Tepemiz - 11/01/2026 |
| İslam toplumunun tarihindeki önemli anlardan biri olan Uhud Savaşı ve Okçular Tepesi olayı, annelik ve toplumda kadının rolüne dair önemli dersler sunar. |