• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Vallahi Yorulduk
14/03/2026




Vallahi Yorulduk

Sabahın seher vakti, günün en bereketli, en nurani zaman dilimi dahi üzerimizdeki kasveti dağıtmaya yetmiyor artık. Göz kapaklarımızda asılı duran sanki tonlarca kurşun dökülmüşçesine bizi yatağa mıhlayan o izahı nâmümkün ağırlıkla başlıyoruz güne. Ne gecenin sükunetinde dinlenebilen bir bedenimiz kaldı, ne de günün aydınlığında inşirah bulan bir ruhumuz.

Sokaklarımıza, caddelerimize bakınınız, simalarda tebessümden eser yok, gözlerdeki fer sönmüş, omuzlar görünmez dağların altında çökmüş. Selam vermeye mecalimiz, selam almaya takatimiz, aldığımız nefesi vermeye dahi hevesimiz kalmamış. Kahvehanelerden plazalara, evlerden meclislere kadar herkesin lisan-ı hal ile ikrar ettiği, kelimelere dökülmese de kalplerde yankılanan o feryat aynıdır; ‘‘Vallahi Yorulduk’’. Lakin bu yorgunluk çalışmaktan mütevellit bir yorgunluk değildir. Bu, durduğu yerde eriyen bir mumun tükenişidir.

Sual olunmalı, bizler güneşin alnında tırpan sallayan ecdadımız kadar ter dökmediğimiz, cephelerde süngü harbi verip, çarıkla kışı geçiren dedelerimiz kadar cefa çekmediğimiz halde bu asrın kuş tüyü yastıklarında, klimalı odalarında neden onlardan daha bitabız? Neden onların bir kuru ekmekle bulduğu neşeyi biz donatılmış sofralarda bulamıyoruz? Modern tıp bu hale kronik yorgunluk sendromu diyedursun, reçetelere vitaminler, antidepresanlar yazıladursun… Bu laboratuvar tahlillerinde zuhur edecek cismani bir maraz değildir. Bu hal, vicdanın sızısı, ruhun feryadı ve kopan manevi bağların beden üzerindeki ağır tahribatıdır.

Meselenin asıl teşhisi 14 asır evvelden, Tabipler Tabibi, Nebiler Serveri Efendimiz’in (s.a.v) o mucizevi beyanında, o muazzam sosyolojik reçetesinde saklıdır:

‘‘Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede tıpkı bir bedenin organları gibidir. Bedenin bir organı rahatsızlandığında, diğer organlar da uykusuzluk ve humma (ateş) ile bu acıya iştirak eder.’’

İşte hakikat budur… İşte ruhumuzu kemiren o meçhul sızının, o tarifsiz ağırlığın kaynağı budur. Bizler modernizmin yalanlarına kanıp kendimizi müstakil, birbirinden kopuk fertler zannetsek de hakikatte aynı bedenin, aynı ruhun cüzleriyiz. Bizler görünmez manevi rabıtalarla, ilahi sinir uçlarıyla birbirimize lehimlenmişiz. Şu an hissettiğimiz bu sebepsiz keder, bu anlamsız daralma, bedenin başka coğrafyadaki uzvunun canlı canlı koparılmasından kaynaklanmaktadır.

Görmez misin? Hissetmez misin? Gazze’de tonlarca betonun altında kalan bir sabînin nefesi kesildiğinde, burada yüzlerce kilometre ötede senin göğüs kafesin daralıyor. Sen buna panik atak diyorsun oysa bu ümmet atağıdır. Doğu Türkistan’ın zindanlarında iffet abidesi bir ana feryat ettiğinde burada senin lokman boğazına diziliyor, suyun tadı acılaşıyor. Sen buna iştahsızlık diyorsun oysa bu vicdan düğümlenmesidir. Afrika’da bir çocuk açlıktan toprağa düştüğünde, senin sofrandaki nimet lezzetini, bereketini yitiriyor.

Ruh, bedenden daha alimdir, o hisseder, o duyar, o görür. Senin aklından çıksa da senin nefsin inkâr edip ‘‘Bana ne’’ dese de kalbin o ‘‘Tek Beden’’ olma sırrını unutmaz. Geceleri seni uyutmayan o uykusuzluk ve humma, Hadis-i Şerif’in fiili ve tıbbi tecellisidir. O üzerindeki ağırlık İslam coğrafyasındaki yangının senin sinir uçlarına yansıyan hararetidir. Bizler, kolları kesilen, bacakları kırılan, ciğerleri sökülen bir vücudun parçalarıyız. Sorarım size, vücut kan revan içindeyken, parmağın huzur bulması, gözün uykuya dalması, kalbin ritmini koruması mümkün müdür?

Aziz kardeşim, aziz büyüğüm… Eğer ruhun daralıyorsa, bedenin sebepsiz yere bitkin düşüyorsa sakın ola yeise kapılma. Bu hal senin hala o ‘‘Muhammedî Bedene’’ ait olduğunun, vicdanının henüz kangren olmadığının, kalbinin nasır tutmadığının en bariz delilidir. Bir uzuv kesildiğinde acı hissedilmiyorsa o uzuv ölmüş demektir. Ne zaman ki Alem-i İslam kan ağlarken bizler burada gamsız, kedersiz, şen şakrak ve neşeli bir surette ömür süreriz, işte asıl felaket, asıl ölüm, asıl kıyamet o vakittir. Zira acı hissetmemek o uzvun bedenden koptuğuna işarettir.

Evet, yorulduk çünkü yükümüz dağlardan ağırdır, çünkü biz sadece kendi hanemizin geçim derdini değil Kudüs’ün hüznünü, Arakan’ın yasını, Afrika’nın susuzluğunu taşıyoruz sırtımızda. Bu yorgunluk bizim ahiretteki nişanımız, imanımızın tapusu olacaktır inşallah.

O halde yorgunluktan şikâyet etmeyelim. Bilakis Rabbimize iltica edelim; ‘‘Ya Rab! Şu aciz bedenlerimize değil lakin o paramparça olmuş, o her yanı yara bere içindeki ‘‘Muhammedî Bedene’’ şifa ver. O bedeni yeniden birleştir, o yaraları sar ki bizimde sızılarımız dinsin, uykusuzluğumuz bitsin. O beden ayağa kalkmadıkça bize yataklar diken, bize uykular haram, bize rahat yasaktır…’’

Vallahi yorulduk… Zira bu yorgunluk davası olanın, derdi olanın, bedeni olanın yorgunluğudur. Rabbim, hissizlikten ve gamsızlıktan muhafaza eylesin. Âmin… 

 


Yazar Hakkında


Emin Şekerci

 



129 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Her Çiçek Kendi Toprağına Hasrettir - 21/02/2026
Bugün modern insanın en büyük buhranı, yanlış toprakta çiçek açmaya çalışmasıdır. Ruhu arşa özlem içeren bir varlığı sadece madde, şehvet ve menfaat bataklığına dikerseniz o insan çürür.
Yâri Güzel Olanın Uyku Girmez Gözüne - 29/01/2026
Tasavvuf ehli der ki: ‘‘Gözüne uyku giren, henüz Cemal’i görmemiştir.’’
3. Dünya Savaşı ve Türkiye - 15/01/2026
Dünya, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gördüğü en büyük kırılma anının arifesinedir. Jeopolitik fay hatları çatırdamıyor, parçalanıyor.
Leyla’sı Yok Diye Mecnun da ‘‘Leyla’’ - 06/01/2026
Eskilerin hikayesinde Mecnun, Leyla’nın peşinden giderken hakikati bulur, uyanır ve erenler kervanına dahil olurdu. Şimdi senaryo değişti.
Bir Çocuk İncinmesin Diye: 3 Şehit! - 30/12/2025
Bu akşam o üç evde sofra kurulmadı, o üç evin ışıkları sönmedi… O şehidin kızı soracak; ‘‘Anne babam eve neden gelmedi?’’ ne diyecek o anne?
"Din" Yalanı - 27/12/2025
‘‘Alnı secde görüyor’’ cümlesi, o kişinin emin, güvenilir ve adil olduğunun kanıtı sayılmıyor artık. Çünkü biz, ibadetin estetiğine verdiğimiz önemi, ahlakın inşasına vermedik.
Mehmet Akif’in Kirli Çamaşırları - 22/12/2025
Gündüzleri ‘‘Safahat’’ dizeleri okuyan sözde büyük adamlar, geceleri dibine kadar ‘‘Sefahat’’ batağına batmışsa, burada çürüyen sadece bir şahıs değil, o şahsın temsil ettiğini iddia ettiği değerlerdir.
“Bizim Kız Daha Okuyor” mu? - 18/12/2025
Siz evlatlarınızı evde ana kuzusu diye severken, o kuzu dışarıda kurtlar sofrasında dolaşıyor, haberiniz var mı?
Ne Olacak Bu İhtiyarların Hali? - 10/12/2025
Tabi ki bu soru rahatımızı bozacak, konforumuzu sarsacak. Çünkü sanık sandalyesinde gençleri görüyor olmanın, elinize aldığınız yargıç tokmağını özgüvenle masaya vurmanın alışkanlığı içerisindesiniz.
 Devamı