Adem ÇATAK
ademcatak@gmail.com
Modern Çağın Müslümanları ve Dünyevileşme
14/04/2026
Hamd, alemleri rabbi olan Allah’a, salat ve selam Yüce Rasul’e, onun âl ve ashabına olsun. Kapitalizmin tüm kurum ve prensipleriyle tahakkümünü sürdürdüğü günümüzde Müslümanlar da bu duruma büyük oranda – maalesef- ayak uydurmuş görünmektir. Kapitalizm, sisteminin temeline insanın istek ve arzularını yani nefsin tatminini koyar. Bunu temin vasıtası olarak da parayı/meta’ı belirler. Kapitalist anlayışta istek ve arzuları ne kadar tatmin edilirse birey, o nispette “mutlu” olur. Bu anlamda nefsî tatmin için olabildiğince para ve paranın kazanımı, hayatın temel mihengi haline gelir. Kapitalist sistem tüketerek mutlu olan insan modeli üzerine kurulduğundan bu sistemde yaşayan bireyler de kendi mutluluklarını, sahip oldukları para/mal çokluğu ile ölçeklendirirler. İnsanların sahip oldukları malın miktarı onların mutluluklarının derinliğini belirler. İslam ise sisteminin temeline Allah’ın hoşnutluğunu/rızasını koyar. İslam’da bireyin hayatının amacı Allah’ın hoşnutluğunu elde etmeye çalışmaktır. Bu anlamda birey tüm gücünü kendi nefsî arzularını tatmine değil tam aksine başka insan/varlıkların ihtiyaçlarını temin ile Allah’ın rızasını kazanmaya sarf eder. Bireyin mutluluğu da Allah’ın kendisinden razı olması ile doğru orantılıdır. Bu kısa girişten sonra aşağıda aktaracağımız nakillerin, kapitalist bakış açısıyla anlaşılması ve kabul edilmesinin mümkün olamayacağını ifade etmek isteriz. Bu açıdan özellikle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in ve ashabının hayatı günümüz Müslümanı için sadece okunacak ve belki de ağlanacak bir menkıbeler bütünü olarak kalacaktır. Asla örnek alınamayacak ve ders çıkarılamayacaktır. Kardeşlerimizle yaptığımız konuşmalarda iki bahanenin bu nakilleri örnek almaya engel olarak sunulduğunu tespit ettik. Birincisi “o zaman öyleydi bu zaman böyle. O zamanda bu imkânlar yoktu olsa idi mutlaka Rasulullah “sallallahu aleyhi ve selem” onları edinir ve bizim gibi o da kullanırdı.” düşüncesidir. Öncelikle beyan etmek gerekir ki o zaman asla mahrumiyetler ve yokluklar çağı değildi. Belki günümüzdeki teknolojik icatlar mevcut değildi ama insanlar, yeme-içme, giyinme, barınma ve binek gibi temel ihtiyaçlarında çeşitli ve farklı kalitede bir çok ürüne ulaşabiliyorlardı. Sadece o dönemde Bizans tekfurlarının ve İran Kisra’sının saraylarındaki şatafat buna örnek olarak yeter. Görüldüğü üzere Rasulullah “sallallahu aleyhi ve selem” ve ashabının yaşadığı zühd hayatı mecburi bir yokluğa değil belki bilinçli bir el çekmeye dayanmaktaydı. İkinci bahane olarak ise “Müslüman her şeyin en iyisine layıktır.” düşüncesidir. İlk planda içinizden “Ne yani Müslüman olmak kalitesizi kullanmaya razı olmak mı?” diye geçebilir. Bizim kastımız, Müslümanın her şeyin en iyisine layık olduğu düşüncesinden hareketle her türlü lüks ve israfın mubah hale getirilmesinin yanlışlığını ifade etmektir. Bütün bu anlattıklarımızdan sonra aşağıdaki nakilleri okurken içimizden geçen itirazların nefsin fısıltısı mı, şeytanın iğvası mı yoksa rahmanî ilhamlar mı olduğuna dikkat edelim. Rabbimiz buyurur: “Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.”[i] Kays İbnu Ebî Hâzım (radıyallahu anh) anlatıyor: "Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh)'e geçmiş olsun ziyaretine geldik. Karnına tam yedi yerden dağ vurmuştu. Bize: "Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız var ya dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Hâlbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik" dedi. Bir başka gelişlerimizde, Habbab'ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu: "Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hâriç."[ii] Hz. Ömer, hoş yiyecekler yemeye ve güzel giyecekler giymeye imkânı olduğu halde bunlardan sakınıp "Ben, Allah Teâlâ'nın 'Siz, dünya hayatında bütün güzel şeylerinizi tükettiniz, onların zevk-ü safasını sürdünüz'[iii] diye vasfettiği kimseler gibi olmaktan korkuyorum"[iv] demişti. Bir gün Câbir b. Abdillah, elinde bir parça et ile Hz. Ömer'e uğradı. Hz. Ömer, "Bu nedir, ey Câbir?" diye sordu. Câbir b. Abdillah: "Bu ettir. Canım çekmişti de o yüzden satın aldım" dedi. Bu sefer Hz. Ömer, "Sen canının çektiği her şeyi satın alır mısın? Yoksa sen: "Siz, dünya hayatında bütün güzel şeylerinizi tükettiniz" âyetinde bahsedilen kimselerden olmaktan korkmuyor musun?"[v] diye Hz. Câbir'i ikaz etti. Oruçlu olduğu bir gün Abdurrahman b. Avf'ın önüne (mükellef) bir iftar yemeği getirildiğinde o, sofraya bakıp: "Mus‘ab b. Umeyr, Uhud savaşında şehit edildi. O, benden daha faziletli idi. Ama kefen olarak bir kaftandan başka bir şeyi yoktu. Onunla da başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Sonra dünyalık olarak her şey bize verildi (şimdi bunca nimetler önüme getiriliyor). İyiliklerimizin karşılığı dünyada peşin olarak verilmiş olmasın! Bundan endişelenmekteyim, diyerek ağladı ve hatta iftar yemeğini yemeyip terk etti.[vi] Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah “aleyhissalâtu vesselâm” hastalanmıştı. Sa'd İbnu Ebi Vakkâs, geçmiş olsun ziyaretine gitti. Yanına varınca Selman'ı ağlıyor buldu. Sa'd: "Niye ağlıyorsun? Ey kardeşim, sen Resülullah “aleyhissalâtu vesselâm”a arkadaşlık etmedin mi, şöyle değil mi, böyle değil mi (diye ağlamasını abes kılan bir kısım faziletleri hatırlattı). Selman radıyallahu anh şu cevabı verdi: "Ben ne bir dünya düşkünlüğü ne de ahiret gafleti sebebiyle ağlıyor değilim. Beni ağlatan Resülullah “aleyhissalâtu vesselam”ın bir ahdidir. O bana bir husus ahdetmişti, şimdi kendimi o ahdi tecavüz etmiş görüyorum." Sa'd: "Resülullah size ne ahdetmişti ?" diye sordu. Selmân: "Aleyhissalâtu vesselâm bana: "Birinize dünyalık olarak bir yolcunun azığı kadarı yeterli." diye ahdetmişti. Ben kendimi bu haddi aşmış görüyorum.” Ravilerden Sâbit der ki: "Selman radıyallahu anh'ın vefat ettiğinde geriye nafaka olarak sadece yirmi küsur dirhemlik bir mal (O devirde bir koyun 200 dirhemdi.) bıraktığı haberi bana geldi.”[vii] Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Ensar'dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdığı bir kubbe gördü. "Bu nedir?" diye sordu. "Bu falancanın inşa ettirdiği bir kubbedir!" dediler. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Böyle sarfedilen her mal, Kıyamet günü sahibine bir vebaldir!" buyurdular. Bu söz Ensarî'ye ulaşmıştı. Kubbe'yi hemen yıktı. Sonra, Aleyhissalâtu vesselâm oradan tekrar geçti, fakat kubbeyi göremedi, akıbetini sordu. "Sizin söylediğiniz kendisine ulaşınca yıktı" denildi. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın!" diye dua buyurdular."[viii] İbnu Mes'ud (radıyalllâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın yanına girmiştim. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. "Ey Allah'ın Resülü!, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir.”[ix] buyurdular. İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. İbnu Ömer (radıyallahu anh) hazretleri şöyle diyordu: "Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap."[x] Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a arpa ekmeği ile kokusu değişmiş erimiş yağ getirmiştim. (Bir seferinde) şöyle söylediğini işittim: "Muhammed ailesinde, dokuz kadın bulunduğu bir zamanda, ne bir sa' (ölçek) hurma, ne de bir sa' hububat gecelememiştir."[xi] Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Bazı aylar olurdu, hiç ateş yakmazdık, yiyip içtiğimiz sadece hurma ve su olurdu. Ancak, bize bir parçacık et getirilirse o hâriç."[xii] Diğer bir rivâyette: "Resülullah ölünceye kadar Muhammed âilesi buğday ekmeğini üst üste üç gün doyuncaya kadar yememiştir" denmiştir. İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ailesi üst üste pek çok geceleri aç geçirirler ve akşam yemeği bulamazlardı. Ekmekleri çoğunlukla arpa ekmeği idi."[xiii] Ebü Ümâme İbnu Sà'lebe el-Ensâri (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında dünyayı zikretmişlerdi. Buyurdular ki:"Duymuyor musunuz, işitmiyor musunuz? Mütevâzi giyinmek Îmandandır, mütevâzi giyinmek imandandır!"[xiv] Abdullah İbnu Muğaffel (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir adam gelerek "Ey Allah'ın Resülü! Ben seni seviyorum" dedi. Resülullah: "Ne söylediğine dikkat et!" diye cevap verdi. Adam: "Vallâhi ben seni seviyorum!" deyip, bunu üç kere tekrar etti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm, bunun üzerine adama: "Eğer beni seviyorsan, fakirlik için bir zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir."[xv] buyurdu. Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Biz (hacc sırasında) Zülhuleyfe'de Resülullah aleyhissalâtu vesselam ile beraberdik. O, birden şişkinlikten ayağı havaya kalkmış bir davar ölüsüyle karşılaştı. Bunun üzerine: "Şu lâşenin, sahibine ne kadar değersiz olduğunu görüyor musunuz? Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, şu dünya, Allah yanında, bunun sahibi yanındaki değersizliğinden daha değersizdir. Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, kâfire ondan ebediyen tek damla su içirmezdi." buyurdular."[xvi] Amr İbnu Gaylân es-Sakafi radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Ey Allahım! Kim bana inanır, beni tasdik eder, ve her ne getirmiş isem onun senin yüce katından olduğunu ve hak olduğunu bilirse, ona az mal, az evlat ver, ona, sana kavuşmayı sevdir ve ölümünü çabuklaştır. Kim de bana inanmaz ve beni tasdik etmezse malını ve evladını çok kıl, ömrünü de uzat."[xvii] Nükâde el-Esedî radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm beni, bir adama göndererek onun dişi devesini meniha olarak (bir müddet sütünden istifade etmek için) istedi. Adam talebi kabul etmedi. Bunun üzerine, Aleyhissalâtu vesselâm bir başka adama (aynı maksatla) yolladı. Bu zât, Efendimize sağmal bir deve yolladı. Resulullah deveye bakınca: "Allah’ım, deveyi onu göndereni mübarek kıl!" diye dua buyurdu." Nükâde der ki: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Onu getireni de (deyin)" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Onu getireni de (mübarek kıl)" dedi. Sonra devenin sağılmasını emretti. Deve sağıldı fakat derhal yine memeleri süt doldu. Resûlullah aleyhissalatu vesselâm: "Allah’ım, falanın malını çoğalt!" diye, önce reddeden kimse için de dua etti. Devesini gönderen için de: "Allah’ım, falanın rızkını gün be gün eyle" diye dua etti."[xviii] Ebü Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatü vesselâm) buyurdular ki: "Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira beni İsrail'in ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır."[xix] Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfıre cennettir."[xx] Ebü Abdirrahman el-Hubuli anlatıyor: "Bir adam Abdullah İbnu Amr (radıyallâhu anh)'a sorarak dedi ki: "Biz muhâcirlerin fakirlerinden değil miyiz?" Abdullah da ona sordu: "Kendisine sığındığın bir zevcen var mı?" Adam: "Evet" dedi. Abdullah: "Senin oturduğun bir meskenin var mı?' Adam: "Evet!" deyince Abdullah: "Sen zenginlerdensin!" dedi. Adam: "Benim bir de hizmetçim var!" diye ilave edince, Abdullah: "Öyleyse sen krallardansın!" dedi."[xxi] Rabbimiz buyurur: “Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım. Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.”[xxii] “Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya… Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti. Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.”[xxiii] Rabbimiz bizleri düşünüp ibret alan kullarından eylesin. Amin.
Yazar Hakkında Prof. Dr. Adem ÇATAK Nevşehir Hacıbektaş Veli Üniversitesi [i] Kıyame suresi, 20-21. ayetler. [ii] Buhârî, Mardâ 19, Da'avât 30, Rikâk 7, Temennî 6; Müslim, zikr 12, (2681); Nesâî, Cenâîz 2, (4, 3-4). [iii] Ahkâf suresi, 20. ayet. “İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) “Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” [iv] İbn Kesîr, Tefsir, IV, 172 [v] Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, s. 181. [vi] Buhârî, Cenâiz, 27; Meğâzî, 26. Abdullah İbnü'l-Mübârek, Kitâbü'z-Zühd, s.183. [vii] Kütüb-ü sitte, 7206 nolu hadis. [viii] Kütüb-ü sitte, 7229 nolu hadis. [ix] Tirmizi, Zühd 44, (2378). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi. [x] Buhârî, Rikak 2; Tirmizî, Zühd 25, (2334). [xi] Buhâri, Rehn 1, Büyü 14; Tirmizi, Büyü 7, (1215); Nesâi, Büyü 50, (7, 288). [xii] Buhâri, Et'ime 23, Rikâk 17; Müslim, Zühd 20-27, (2970-2973); Tirmizi, Zühd 38, (2357, 2358), 35, (2473). [xiii] Tirmizi, Zühd 38, (2361). [xiv] Ebü Dâvud, Tereccül 1, (4161); İbnu Mâce, Zühd 22, (4118). [xv] Tirmizi, Zühd 36, (2351). [xvi] Kütüb-ü sitte, 7209 nolu hadis. [xvii] Kütüb-ü sitte, 7220 nolu hadis. [xviii] Kütüb-ü sitte, 7221 nolu hadis. [xix] Müslim, Zikr 99, (2742); Tirmizi, Fiten 26, (2192); İbnu Mâce, Fiten 19, (4000). [xx] Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizi, Zühd 16, (2325). [xxi] Müslim, Zühd 37, (2979). [xxii] A’raf suresi 94-95. ayetler. [xxiii] En’am suresi, 42-44. ayetler. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| İlahi Murakabe - 06/03/2026 |
| İlahi murakabe, her an birliktelik duygusuna sahip olanlar için bu müjde, hayatın yegane kaynağı ve şu edna dünya sürgününde gönüllere su serpen yegane tesellidir. |
| Manevi Temizlik ya da Nefs Tezkiyesi - 02/02/2026 |
| İslam’da maddi temizlik kadar önemli bir husus da manevi temizliktir. Manevi temizlikten kasıt ise, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesidir. |
| İbadette Kalite - 01/01/2026 |
| İbadette kalite kavramı Müslümanların üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur. Çünkü kalitesiz ibadet Rabbimiz tarafından kabul edilmeyecektir. |
| Namazın Ehemmiyeti - 03/12/2025 |
| Hz. Peygamber’in son sözleri: “Namazlara dikkat ediniz. Namazlara dikkat ediniz ve köleler hususunda Allah’tan korkunuz!” oldu. |
| Sahabe'nin Kur'an Anlayışı - 01/11/2025 |
| Sahabe, Kur’an’ı herhangi bir kitap olarak okuyarak değerlendirmesini yapmamıştır. Bu güzide nesil onun Allah’tan gelmiş Hak bir kitap olduğuna inanmışlardır. |
| Rasulullah'ın İzinde - 02/10/2025 |
| İlahi cezbe çeker aşıkları Kabe’ye. Bir an olsun ayrılmak istemezler. Evin böyle ise zatın ne yüce. Cemalini likaya nasıl dayanır yürek. Beytinle kendinden geçen ruh nasıl tahammül eder Cemaline? |
| Hayvanat - 31/08/2025 |
| Rabbimin rahmeti ve şefkati görünür hayvanlarda. Hayvanlar olmasaydı insanlar bir yerden bir yere nasıl gidecek, eşyalarını nasıl taşıyacaklardı? |
| Rahmet Tecellileri - 03/08/2025 |
| "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” fermanının sahibi olan Rabbimize ne kadar şükretsek, şükrünü eda edemeyiz. |
| Gece - 02/07/2025 |
| “Rahmetinden geceyi ve gündüzü sizin için yaptı ki, hem içinde dinlenesiniz hem de çalışıp lütfundan isteyesiniz de şükredesiniz.” |
Devamı |