• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Yalnızlık, Dengini Bulana Dekmiş
31/05/2026



YALNIZLIK, DENGİNİ BULANA DEKMİŞ

Kadim bir hakikattir, kâinatta hiçbir zerre başıboş, hiçbir nida cevapsız, hiçbir kalp sahipsiz değildir.

Lakin insanoğlu ‘‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’’ (Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz) sırrınca asıl vatanından kopup bu gurbet diyarına, yani dünyaya düştüğü andan beri gariptir. Gariplik, kimsesizlik değil yerinde olmamak demektir.

Ruh, bu kesret çarşısında kendi vatanının kokusunu taşıyan bir aşina arar. Biz ise buna dünya lisanında yalnızlık diyoruz.

Peki bu arayış ne zaman sükuna erer? Başlık ne muazzam bir reçete sunuyor: Yalnızlık, dengini bulana dekmiş…

Buradaki denk, modern dünyanın anladığı gibi statü, mal, mülk veya sima benzerliği değildir. Tasavvufi bakışla denklik, frekans birliği, gönül hizasıdır. ‘‘Kişi sevdiği ile beraberdir’’ Hadis-i Şerif’inin sırrı, sadece ahirette yan yana olmak değil, dünyada iken de ruhların aynı safta durması demektir.

Mevlâna Celaleddin-i Rumi Hazretleri, Mesnevi’nin ilk beytinde ney’den bahseder. Ney neden inler? Ayrılıktan! Kamıştan koparıldığı için inler. Onu dinleyen meşke varır, ne güzel bir ses der ama, neyin derdini ancak bağrı delik olan, yani ateşten geçen anlar. İşte denk gelmek, birbirinin iniltisini hoş seda sanmak değil, o iniltideki feryadı duymaktır.

Yalnızlık, anlaşılmamaktır. Milyonların içinde olsan da eğer lisan-ı halinden anlayan yoksa, sen ıssız bir çöldesindir.

Hazreti Yakub’u (a.s) düşünün. Evlatları yanındaydı, kocaman bir kabile etrafındaydı ama o Kenan ilinde yalnızdı. Ne zaman ki Yusuf’un (a.s.) kokusunu aldı, ne zaman ki o gömlek yüzüne sürüldü, işte o zaman yalnızlığı bitti. Çünkü Yakub’un (a.s.) hüznünün dengi ancak Yusuf’un (a.s.) cemaliydi.

Denk olmak bir yapbozun parçaları gibi birbirini tamamlamaktır. Biri Celal iken diğerinin Cemal ile onu teskin etmesidir. Biri konuşurken diğerinin sükutuyla onu dinlendirmesidir. Tıpkı “ikinin ikincisi” olan Hazreti Ebubekir (r.a.) ile Efendimiz (s.a.v.) gibi… Sevr mağarasında, o zifiri karanlıkta ve ölüm riski altında ‘‘La tahzen! İnnallahe meana’’ (Üzülme! Allah bizimle beraberdir) diyen o ses, yalnızlığın bitiş fermanıdır. Hazreti Ebubekir, Sıddıkiyet makamıyla Nebi’nin mağara dostu olmuştur. Demek ki, insanı yalnızlıktan kurtaran kalabalıklar değil, sadık bir dostun, bir eşin, bir yoldaşın varlığıdır.

Bazen de Allah, kulu yalnız benimle olsun, kalbini fanilerle meşgul etmesin diye ona kimseyi denk kılmaz bir süre. Bu bir Celal tecellisidir. Kul, neden yalnızım diye sızlar durur. Bilmez ki Rabbi, onu sahte sevgilerden, menfaat dostluklarından, ruhunu örseleyecek beraberliklerden korumaktadır. Seni ehil olmayan ellere bırakmamak için, kendisine saklıyordur.

Unutma! Kendi cinsiyle uçmayan kuşun kanadı kırılır. Kendi toprağını bulamayan tohum çürür. Kendi dengini bulamayan kalp yorulur.

Yalnızlık dengini bulana dekmiş sözü, aslında sabrı simgeler. Acele edip yalnızlıktan kurtulayım diye, ruhuna denk olmayan, maneviyatına perde olacak, seni zillete çekecek insanlarla kalabalık etme. Mevlana’nın dediği gibi; ‘‘Cahillerle oturup bal yiyeceğine, alimlerle oturup kuru ekmek ye’’. Çünkü ruhun gıdası muhabbettir, anlaşılmaktır.

Ve en nihayetinde, beşerî planda dengini bulan, o refik sayesinde Refik-i A’la’ya yürür. Eş dosta, dost mürşide, mürşid Hakk’a köprüdür. Senin dengin, sana baktığında gözbebeklerinde dünyayı değil, ahiretini görendir. Seni günah çukurlarından çekip alan, seccadede yanında durandır.

Rabbim! Bizi bizden bilmeyenlerle yorma. Bizi ruhumuzun lisanına yabancı olanlarla sınama. Gönlümüze denk, yolumuza yoldaş, derdimize ortak olan o güzel ruhlarla karşılaştır. Ta ki bu gurbet bitsin, ta ki ruh sükuna ersin…

Yalnızlığın, dengini bulduğunda Muhabbetullah’a dönüşsün. Zira vuslatın adı ne olursa olsun, tadı O’ndandır.

 


Yazar Hakkında


Emin Şekerci



48 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İş Başa Düşerse Yürek Gem Tutmaz - 04/05/2026
Öyle bir an gelir ki koca bir davanın yükü, yetimlerin sessiz feryadı ya da sancağının sorumluluğu milyonların arasından sıyrılıp bir kor gibi avuçlarına bırakılır.
Önder İl Başkanları Toplantısı - 03/05/2026
1-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kocaeli/Darıca’da gerçekleştirilen ÖNDER İl Başkanları Kampı’na Dernek Başkanımız Mehmet Kahraman öncülüğünde katılım sağladık.
Taşa Can Verdik, Cana Taş Kesildik - 16/04/2026
Biz o çocuklara sadece rakamları, formülleri ve rekabeti öğrettik ama bir canın kutsallığını, merhametin asaletini ve öfkeyi iradeyle dizginlemenin erdemini fısıldayamadık.
Vallahi Yorulduk - 14/03/2026
Vallahi yorulduk… Zira bu yorgunluk; davası olanın, derdi olanın, bedeni olanın yorgunluğudur.
Her Çiçek Kendi Toprağına Hasrettir - 21/02/2026
Bugün modern insanın en büyük buhranı, yanlış toprakta çiçek açmaya çalışmasıdır. Ruhu arşa özlem içeren bir varlığı sadece madde, şehvet ve menfaat bataklığına dikerseniz o insan çürür.
Yâri Güzel Olanın Uyku Girmez Gözüne - 29/01/2026
Tasavvuf ehli der ki: ‘‘Gözüne uyku giren, henüz Cemal’i görmemiştir.’’
3. Dünya Savaşı ve Türkiye - 15/01/2026
Dünya, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gördüğü en büyük kırılma anının arifesinedir. Jeopolitik fay hatları çatırdamıyor, parçalanıyor.
Leyla’sı Yok Diye Mecnun da ‘‘Leyla’’ - 06/01/2026
Eskilerin hikayesinde Mecnun, Leyla’nın peşinden giderken hakikati bulur, uyanır ve erenler kervanına dahil olurdu. Şimdi senaryo değişti.
Bir Çocuk İncinmesin Diye: 3 Şehit! - 30/12/2025
Bu akşam o üç evde sofra kurulmadı, o üç evin ışıkları sönmedi… O şehidin kızı soracak; ‘‘Anne babam eve neden gelmedi?’’ ne diyecek o anne?
 Devamı