Hüseyin KAHRAMAN
huseyinkahraman50@gmail.com
Abdullah b. Amr b. As
11/06/2026
Sahîfetü’s-Sâdıka’nın İzinde İlme, İbadete ve İtaate Adanmış Bir Ömür İslam tarihinde bazı isimler vardır ki, hayatları başlı başına bir mekteptir. Kimi kılıcıyla, kimi ilmiyle, kimi de zahitliğiyle öne çıkar. Ancak Ebu Muhammed Abdullah b. Amr b. As, tüm bu vasıfları şahsında toplayan nadir sahabilerden biriydi. Hadislerin yazıyla kayıt altına alınmasındaki öncülüğü, ibadete olan derin tutkusu ve babasına olan itaatiyle sınandığı zorlu hayat yolculuğu… İşte ismini bizzat Allah Resulü’nün (sav) verdiği Abdullah b. Amr’ın az bilinen ve ilham veren hikâyesidir. Babasından Önce İslam’la Tanışan Genç Hicretten yedi yıl önce Mekke’de doğan Abdullah’ın hayatı, daha en başından ilginç tevafuklarla doluydu. Kureyş’in zeki ve diplomatik dehası Amr bin As ile Beni Sehm kabilesinden Reyta bint Münebbih’in oğluydu. Doğduğunda ona dedesinin ismi olan "el-As" adı verilmişti. Ancak İslam ile müşerref olduktan sonra, isimleri güzelleştirmeyi seven Hz. Peygamber (sav) onu "Abdullah" olarak adlandırdı. O, babası Amr bin As’tan daha önce Müslüman olma şerefine erişmiş ve Hicretin 7. yılında babasıyla birlikte Medine’ye hicret etmişti. Zamanla İslam ilim geleneğinin en önemli temel taşlarından biri olan ve "Abâdile" (Abdullahlar) olarak anılan dört büyük sahabeden biri olacaktı. Özel İzinle Yazılan İlk Hadis Koleksiyonu: es-Sahîfetü’s-Sâdıka Abdullah bin Amr’ı diğer sahabilerden ayıran en belirgin vasfı, muazzam ilmi ve yazı. Süryaniceyi çok iyi biliyor, Tevrat’a tam manasıyla hâkim bulunuyordu. Güzel yazısı ve derin kavrayışıyla tam bir alimdi. Hatta Kur’an kıssalarının tefsirinde zaman zaman Tevrat’a başvurmasıyla da bilinirdi. O dönemde Hz. Peygamber (sav), Kur’an ayetleriyle karışma ihtimaline karşı hadislerin yazılmasını genel olarak yasaklamıştı. Ancak Abdullah bin Amr, duyduğu her şeyi unutmamak için kaydetmek istiyordu. Bu endişesini Efendimiz'e (sav), "Ya Resulallah, rıza ve öfke halinde senden duyduğum her şeyi yazayım mı?" diyerek açtığında, o meşhur ve özel izni aldı. Allah Resulü (sav) mübarek ağzını işaret ederek şöyle buyurdu: "Yaz! Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz." Bu izinle Abdullah bin Amr, duyduğu hadisleri özenle kaydetmeye başladı ve bu kıymetli mecmualara "es-Sahîfetü’s-Sâdıka" (Doğru Sahife) adını verdi. Bir sandıkta gözü gibi koruduğu bu sahife, yaklaşık 1000 hadis ihtiva ediyordu. Sahife, günümüze müstakil bir eser olarak ulaşamasa da torunu Amr bin Şuayb vasıtasıyla nesilden nesile aktarılmış ve büyük bir kısmı Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde yaşamaya devam etmiştir. Hadis deryası Ebu Hureyre bile onun bu ayrıcalığını şu sözlerle itiraf etmiştir: "Benden daha çok hadis bilen kimse yoktu, Abdullah hariç! Çünkü o yazardı, ben ise yazmazdım." Çok Hadis Bilip Az Rivayet Etmesinin Sırrı En çok hadis bilen sahabilerden olmasına rağmen, kendisinden sadece 700 hadis rivayet edilmiştir (Sahiheyn'de 45, sadece Buhari'de 8, Müslim'de 20 hadis). Bunun temel üç sebebi vardı: Babasının valiliği sebebiyle Mısır’a yerleşip Mısır ekolünün kurucusu olması, hadis rivayetinden çok kendini ibadete adaması ve tefsirde başvurduğu Tevrat bilgileri sebebiyle rivayetlerine "İsrailiyat" karışmasından çekinilmesi. Ancak o; Hasan-ı Basri, Urve b. Zubeyr ve Said bin Müseyyeb gibi devasa alimleri yetiştiren halkanın ustasıydı. Gündüzleri Saim, Geceleri Kaim: İbadete Adanmışlık Abdullah b. Amr, ibadete öylesine düşkündü ki sürekli Kur'an okur, her gün bir hatim indirir, gündüzleri oruçla geceleri namazla geçirirdi. Bu zahidane yaşamı onu ailesinden uzaklaştırınca babası durumu Hz. Peygamber’e şikayet etti. Efendimiz (sav), Abdullah'ı çağırarak o evrensel denge uyarısını yaptı: "Böyle yapma! Bazen oruç tut, bazen tutma. Gecenin bir kısmında ibadet et, bir kısmında uyu. Zira bedeninin senin üzerinde hakkı vardır..." Gençliğin verdiği enerjiyle ibadet hayatından taviz vermek istemeyen Abdullah, yaşlandığında ve bedeni zayıf düştüğünde Allah Resulü'nün (sav) verdiği bu ruhsatı kullanmadığı için büyük bir pişmanlık duyacaktı. Kılıçların Gölgesinde Bir İtaat İmtihanı: Sıffin O, sadece bir mescit insanı değil, aynı zamanda bir cengaverdi. Babasıyla Şam’ın fethinde ve Yermük Savaşı’nda bulunmuştur. Yermük’te babasının sancaktarlığını yapmış ve iki kılıçla birden düşmanın üzerine atılmıştı. Hayatının en zorlu imtihanı Sıffin Savaşı'nda yaşandı. Babası Amr bin As'ın ısrarı üzerine Hz. Muaviye'nin safında yer almak zorunda kaldı. Oysa kalbi bu savaşa razı değildi. Onu bu saflarda tutan tek şey, Hz. Peygamber’in (sav) kendisine vaktiyle söylediği, "Hayatta olduğun müddetçe babana itaat et, sakın ona karşı gelme" emriydi. Sıffin'de Müslümanlara karşı kılıç çekmedi ve savaştan kısa sürede ayrıldı. Hatta savaşta iki kişinin Ammar bin Yasir'i öldürdüklerini iddia ederek övündüklerini görünce, "Ammar bin Yasir’i asi bir topluluk öldürecek" hadisini hatırlatarak hakikati haykıran yine oydu. Sıffin’de bulunmak, ömrünün sonuna kadar yüreğinde bir yara olarak kaldı. "Keşke bu olaydan yirmi yıl önce ölseydim" diyerek duyduğu derin hüznü dile getirmişti. Asırları Aşan Bir Kabrin Hikâyesi Kısa bir süre Kûfe Valiliği, babasının vefatından sonra ise Mısır Valiliği yapan Abdullah b. Amr'ın ömrünün son demlerinde gözleri dünyaya kapandı. Nerede vefat ettiği ihtilaflı olsa da en güçlü rivayet Hicri 65 (M. 684) yılında, 72 yaşındayken Mısır’da ebedi âleme göçtüğüdür. Onun istirahatgahı Fustat’ta babasının yaptırdığı Amr bin As Camii'nin hemen yanındaki kendi evindeydi. Abbasi döneminde caminin genişletilmesiyle kabri caminin içine dâhil oldu. Yüzyıllar sonra, Osmanlı umerasından Emir Murad (1796) camiyi tamir ettirirken bu büyük sahabinin kabrini zarif bir kubbe ile kapatıp etrafını maksure ile çevirerek Osmanlı'nın sahabeye olan hürmetini nakşetti. Bugün o türbe hem dökülen mürekkebe hem de dökülen gözyaşına şahitlik etmiş muazzam bir sahabinin, Abdullah b. Amr b. As'ın hatırasını yaşatmaya devam ediyor. Yazar Hakkında Hüseyin KAHRAMAN Aksaray Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Araştırma Görevlisi |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Kudüs’ün Hafızası: Mescid-i Aksa’nın Kapıları - 20/04/2026 |
| Mescid-i Aksa’nın her bir kapısı; heybetiyle, barındırdığı medreselerle ve sinesinde sakladığı kadim kalıntılarla yer ile gök arasındaki ilahi köprünün aşamalarını simgeler. |