• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Sen Hayvanı Geçmeden İnsanı Arzularsın
27/07/2026



SEN HAYVANI GEÇMEDEN İNSANI ARZULARSIN
İnsanoğlu, göğüs kafesinde kâinatın en ağır emanetini, ilahi nefesi taşıyan bir gurbet yolcusudur. Ruhumuz, asıl yurdunun hasretiyle yanarken etten ve kemikten ibaret olan bedenimiz toprağın, dünyanın ve arzuların ağırlığına doğru çekilir. İşte bütün kederimiz, o bitmek bilmeyen huzursuzluğumuz bu amansız çekişmeden doğar.
Bizler, içimizdeki sonsuzluk çağrısına kulak verdiğimizde, göklere, mutlak aşka, o kusursuz Cemal'e talip oluruz. Lakin insan, kendi karanlığıyla yüzleşmekten öylesine korkar ki, o muazzam vuslatı, hiçbir bedel ödemeden, kendi dünyevi konforunu zerre kadar bozmadan elde etmek ister.
Sen bendi yıkmadan ummanı arzularsın,
Sen canı vermeden cananı arzularsın,
Sen hayvanı geçmeden insanı arzularsın,
Nefsini geçmeden Rabbini arzularsın.
 
Bu mısralar, sadece okunup geçilecek birer kelime yığını değil, insanın kendi içindeki bataklıkla yüzleştiği en mahrem, en ıssız aynadır.
Sen bendi yıkmadan ummanı arzularsın.
Tasavvufta insan bir katre (damla), Hakikat ise o uçsuz bucaksız deryadır (umman). Katre, aslına dönmek, deryaya karışmak ister. Ancak bizler, bir damlalık varlığımızın etrafına kibrimizle, makamlarımızla, dünyalık unvanlarımızla öyle sarsılmaz bentler, öyle kalın duvarlar öreriz ki… Benim doğrularım, benim haklılığım, benim şanım derken, o daracık kalıbın içine hapsoluruz.
Ummanı arzulamak, boğulmayı göze almaktır. Sen daha kendi kibrinin, kendi küçük hesaplarının sınırlarını yıkmaya cesaret edemiyorken, bütün hudutların yok olduğu o mutlak Vahdet denizine nasıl karışacaksın? Bendi yıkmak, varlık iddiasından vazgeçmektir.
O ulu sırrı Yunus Emre, o tertemiz diliyle şöyle fısıldar:
"Beni bende demen bende değilem / Bir ben vardır bende benden içeri."
O içerideki bene ulaşmak için, dışarıdaki kâğıttan bendi yıkmak şarttır. Kendi küçücük sularında fırtınalar koparan bir damla, ummanın derinliğine tahammül edemez.
Sen canı vermeden cananı arzularsın.
Aşk, modern zamanların ucuz, pazarlıklı ve çıkarcı ilişkilerine benzemez. Aşk meydanı, varlığın kurban edildiği, âşığın kendi canından geçtiği yerdir. Biz ise, Canan'ı, yani ilahi Sevgili'yi, hayatımızın bir süsü olarak arzuluyoruz. İstiyoruz ki uykumuz bölünmesin, dünyevi menfaatlerimiz zedelenmesin ama ilahi aşk da gelip kalbimizin başköşesine kurulsun.
 
Büyük üstat Fuzûlî, hakiki aşkın tartısını şu muazzam beyitle ortaya koyar:
"Canı kim cânânı içün sevse cânânın sever / Canı içün kim ki cânânın sever cânın sever."
Eğer Canan'ı kendi rahatın, kendi huzurun, kendi canın için seviyorsan, aslında senin âşık olduğun şey Allah değil, kendi nefsindir. Canan’ı arzulamak, cânı bir emanet bilip, o uğurda feda edebilmektir. Kendi varlığının ağırlığından kurtulamayan, Sevgili'nin o nurlu kapısından içeri giremez.
Sen hayvanı geçmeden insanı arzularsın.
Hayvan kelimesi burada ormandaki fıtrata tabi masum mahlûkata değil, içimizde pusuya yatmış o vahşi, güdüsel, salt menfaat peşinde koşan nefs-i emmareye işaret eder.
Şeyh Gâlib hazretleri insana o muazzam payeyi verirken der ki:
"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen."
Sen kâinatın gözbebeğisin lakin gözbebeği olmak, iki ayak üzerinde yürümekle, süslü kelimeler etmekle kazanılmaz. Biri sana haksızlık ettiğinde medeniyet maskenin altından hırlayarak çıkan öfke, başkasının mülküne, makamına baktığında içini kemiren haset, kendi menfaatin için dostunu harcayabilen o bencil tabiat... Bunlar, fıtratındaki o ehlileşmemiş güdünün, hayvaniyetin ta kendisidir.
Yunus Emre bu hakikati yine o eşsiz sadeliğiyle mühürler:
"Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil / Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil."
İnsan olmak başkasının yarasına kendi kanını sürebilmek, taşlanırken bile gül bahçesi kalabilmektir. İçindeki o saldırgan, hep bana diyen, sevilmeyi hak bilip sevmeyi zül sayan güdüyü merhametin, riyazetin ateşiyle yakmadan, omuzlarına insanlık hırkasını nasıl alacaksın? Hayvaniyetin çamurundan arınmayan, insaniyetin nuruna kavuşamaz.
Nefsini geçmeden Rabbini arzularsın.
Bizler, dilimizde Allah zikri, alnımızda seccadenin iziyle gezerken, kalbimizin tam ortasına koca bir ben heykeli dikmişiz. Benim amelim, benim tarikatım, benim ilmim, benim haklılığım...
Niyâzî-i Mısrî hazretleri, bu dehşetli uykudan uyanışın sırrını şöyle haykırır:
"Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş / Bürhân arardım aslıma, aslım bana bürhân imiş."
Dışarıda, göklerde aradığın Rabbin tecelli edeceği yer, bizzat senin o viraneye çevirdiğin kalbindir. Ancak bir kalpte iki padişah barınmaz. Sen sürekli kendi nefsini öne sürerken, sürekli kendini onaylatma derdindeyken, sürekli ben diye feryat ederken, orada Hakk’a nasıl yer açılsın?
Yunus Emre'nin o sarsıcı uyarısı kulaklarımızdan hiç gitmemeli:
"İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır."
Kendini bilmek aczini, hiçliğini, bir kum tanesi kadar bile hükmün olmadığını idrak etmektir. Nefsinin o doymak bilmez, firavunlaşmış başını kendi ellerinle ezmeden, ben denen o paslı kilidi kırmadan Rabbini arzulamak, hakikate karşı işlenmiş en büyük küstahlıktır.
O eşikte sadece hiç olanlara, kendi varlığından soyunanlara yer vardır. Eğer gerçekten ummanı, Canan'ı, İnsan olmayı ve Rabbini istiyorsan, dışarıya bakmayı bırak. Kendi uçurumundan aşağıya, o karanlık nefsine bak. Yan, parçalan, kül ol ve geç kendinden. Çünkü insan, kendi cesedini çiğnemeden hakikatin göğüne yükselemez.
 
Yazar Hakkında

Emin ŞEKERCİ


48 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Rahat Ol, Yaptırcaz Tırnaklarını - 28/06/2026
Allah’ın insana bahşettiği o muazzam çeşitliliği terk edip, filtrelerin getirdiği ‘‘tek tip’’ insan modeline evriliyoruz. Mimik yok, hüzün yok, tebessüm yok...
Yalnızlık, Dengini Bulana Dekmiş - 31/05/2026
Buradaki denk, modern dünyanın anladığı gibi statü, mal, mülk veya sima benzerliği değildir. Tasavvufi bakışla denklik, frekans birliği, gönül hizasıdır.
İş Başa Düşerse Yürek Gem Tutmaz - 04/05/2026
Öyle bir an gelir ki koca bir davanın yükü, yetimlerin sessiz feryadı ya da sancağının sorumluluğu milyonların arasından sıyrılıp bir kor gibi avuçlarına bırakılır.
Önder İl Başkanları Toplantısı - 03/05/2026
1-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kocaeli/Darıca’da gerçekleştirilen ÖNDER İl Başkanları Kampı’na Dernek Başkanımız Mehmet Kahraman öncülüğünde katılım sağladık.
Taşa Can Verdik, Cana Taş Kesildik - 16/04/2026
Biz o çocuklara sadece rakamları, formülleri ve rekabeti öğrettik ama bir canın kutsallığını, merhametin asaletini ve öfkeyi iradeyle dizginlemenin erdemini fısıldayamadık.
Vallahi Yorulduk - 14/03/2026
Vallahi yorulduk… Zira bu yorgunluk; davası olanın, derdi olanın, bedeni olanın yorgunluğudur.
Her Çiçek Kendi Toprağına Hasrettir - 21/02/2026
Bugün modern insanın en büyük buhranı, yanlış toprakta çiçek açmaya çalışmasıdır. Ruhu arşa özlem içeren bir varlığı sadece madde, şehvet ve menfaat bataklığına dikerseniz o insan çürür.
Yâri Güzel Olanın Uyku Girmez Gözüne - 29/01/2026
Tasavvuf ehli der ki: ‘‘Gözüne uyku giren, henüz Cemal’i görmemiştir.’’
3. Dünya Savaşı ve Türkiye - 15/01/2026
Dünya, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana gördüğü en büyük kırılma anının arifesinedir. Jeopolitik fay hatları çatırdamıyor, parçalanıyor.
 Devamı