Baki ÖNCEL
Nuh ve Tufan
10/09/2026
Bir Toplum Nasıl Bozulur? Giriş: Tufan Nerede Başladı? Bir toplum tufana gelinceye kadar neler yaşar? Bir toplumun sonunu yalnızca son anda meydana gelen büyük bir felaketle açıklamak mümkün müdür? Yoksa büyük felaketlerden çok daha önce başlayan; insanların düşüncelerinde, inançlarında, değerlerinde ve hayat anlayışlarında meydana gelen bir değişim mi vardır? Nuh kavminin kıssasına bu sorularla baktığımızda karşımıza yalnızca büyük bir tufanın hikâyesi çıkmaz. Karşımıza bir toplumun değişim hikâyesi çıkar. Bir toplumun hakikatten nasıl uzaklaşabildiğini, yanlışların nasıl zamanla normalleşebildiğini, insanların geçmişe ve alışkanlıklara nasıl bağlanabildiğini ve nihayet kendilerine gönderilen hakikate karşı nasıl direnebildiğini görürüz. Bu sebeple Nuh kıssasını anlamanın ilk adımı, tufanı konuşmak değildir. Tufandan önce yaşananları anlamaktır. Çünkü tufan, hikâyenin başlangıcı değil; sonudur. Asıl hikâye çok daha önce başlamıştır. 1. Tevhidden Uzaklaşan Bir Toplum Zeki Soyak'ın Kur'an ve Hadis'te Kıssalar Hisseler adlı eserinde Nuh kavminin anlatımına geçilirken, Hz. Âdem, Hz. Şit ve Hz. İdris aleyhimüsselâm'dan sonra insanların önemli bir kısmının tevhid dininden uzaklaştığı ifade edilir. Hz. İdris'in semaya ref' edilmesinden sonra, ona tâbi olan salihlerden Vedd, Süvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesr'in dinin esaslarını tebliğ etmeye devam ettikleri; kavmin bu zatları sevdiği, onların öğütlerini dinlediği ve kötülüklere, ahlâksızlıklara fırsat verilmediği aktarılır. Burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir nokta vardır: Bir toplumun bozulması her zaman kötülükle başlamaz. Bazen başlangıçta sevgi vardır. Bazen saygı vardır. Bazen güzel insanların hatırasını yaşatma arzusu vardır. Fakat insan, ölçüyü kaybettiğinde güzel olan bir şey de zamanla başka bir yere dönüşebilir. Eserde aktarılan rivayet çizgisinde de bu dönüşüm böyle anlatılır. Bu salih zatlar vefat ettikçe kavimleri büyük üzüntü yaşar. Ardından şeytanın telkiniyle onların heykellerinin yapılması ve zamanla bu heykellere tazim edilmesi anlatılır. Böylece bir toplumun inanç hayatındaki büyük kırılmanın, bir anda ortaya çıkmadığına dikkat çekilir. 2. Sevgiden Tazime, Tazimden Sapmaya Burada çok önemli bir insanlık gerçeğiyle karşılaşıyoruz. İnsan, sevdiğini yüceltmeye meyledebilir. Hatırasını yaşatmak isteyebilir. Onun sözlerini, davranışlarını ve güzel taraflarını sonraki nesillere aktarmak isteyebilir. Bunların kendisi anlaşılabilir insani duygulardır. Fakat ölçü kaybolduğunda, sevgi başka bir şekle bürünebilir. Hatıraya bağlılık, hakikatin önüne geçebilir. Bir insanın örnekliği, zamanla sorgulanamaz bir otoriteye dönüşebilir. Ve insan, Allah'a ait olması gereken kulluk ve bağlılık alanında yanlış bir yönelişe sürüklenebilir. İşte eserde Nuh kavminin geçmişi anlatılırken üzerinde durulan tehlike budur. Bozulma bazen bir anda meydana gelmez. Küçük bir kayma, zamanla büyük bir sapmaya dönüşebilir. Bir neslin yaptığı şey, sonraki nesilde gelenek hâline gelebilir. Gelenek, sorgulanmayan bir alışkanlığa dönüşebilir. Alışkanlık ise bir süre sonra insanın gözünde hakikat gibi görünmeye başlayabilir. İşte bu noktada insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Ben bir şeyi doğru olduğu için mi yapıyorum, yoksa uzun zamandır yapıldığı için mi doğru kabul ediyorum? 3. Atalar, Alışkanlıklar ve Hakikat Nuh kavminin kıssasında dikkat çeken meselelerden biri de hakikat karşısında insanların geçmişlerine ve alışkanlıklarına tutunmalarıdır. Kur'an'ın farklı surelerinde Nuh aleyhisselâmın kavmine yaptığı davet; Allah'tan başkasına kulluk etmemeleri, Allah'a karşı gelmekten sakınmaları ve peygambere itaat etmeleri ekseninde anlatılır. Fakat kavmin ileri gelenleri, Nuh'u sıradan bir insan olarak görmüş; onun davetine karşı çıkmış ve ona tâbi olanları küçümsemiştir. Eserde bu tavır, Nuh aleyhisselâmın uzun süren tebliğ mücadelesi içerisinde aktarılır. Burada mesele yalnızca putlar değildir. Daha derinde bir mesele vardır: İnsan, hakikat kendisine geldiğinde onu kabul etmek yerine kendi alışkanlıklarını hakikat ölçüsü hâline getirebilir. “Biz böyle gördük.” “Bizim atalarımız böyle yapıyordu.” “Bunca insan yanılıyor olamaz.” “Bu düzen yıllardır böyle.” Bunlar yalnızca geçmiş toplumların cümleleri değildir. İnsan tabiatının cümleleridir. 4. Bir Toplumun Değerleri Bozulduğunda Bir toplumun inanç dünyası ile sosyal hayatı birbirinden tamamen ayrı düşünülebilir mi? Zeki Soyak'ın kıssalara yaklaşımında dikkat çeken noktalardan biri, inançtaki bozulmanın insanın ve toplumun diğer alanlarına da yansıdığı düşüncesidir. Tevhid anlayışındaki zayıflama yalnızca kişinin zihninde meydana gelen bir değişiklik değildir. İnsanın neye değer verdiğini, kimi örnek aldığını, neyin uğruna mücadele ettiğini ve hangi ölçülere göre yaşadığını da etkiler. Bu nedenle bir toplumun bozulmasını yalnızca ekonomik, siyasi veya sosyal sebeplerle açıklamak yeterli olmayabilir. İnsanın değer dünyasına da bakmak gerekir. Toplum neyi yüceltiyor? Neyi küçümsüyor? Kimi örnek kabul ediyor? Başarıyı neyle ölçüyor? Gücü nasıl kullanıyor? Zayıfa nasıl davranıyor? Hak ile menfaat çatıştığında hangisini tercih ediyor? Ve en önemlisi: Allah'ın rızası hayatın neresinde duruyor? 5. Bugüne Bakalım… Ama Önce Kendimize Bakalım Nuh kavmini anlatırken bugüne bakmak elbette mümkündür. Fakat burada dikkat etmemiz gereken önemli bir ölçü vardır: Bu kıssayı, “Onlar böyleydi, biz de böyleyiz” diyerek başkalarını suçlamak için değil; kendimize ayna tutmak için okumalıyız. Çünkü kıssaların maksadı yalnızca geçmişi öğrenmek değildir. İbret almaktır. Düşünmektir. Tefekkür etmektir. İnsanın kendi hâlini gözden geçirmesidir. O hâlde kendimize sorabiliriz: Hayatımızda sırf alışkanlık olduğu için sürdürdüğümüz şeyler var mı? Doğruyu, hakikat olduğu için mi savunuyoruz? Yoksa çevremiz öyle yaptığı için mi? Bir insanı severken ölçüyü koruyabiliyor muyuz? Bir şahsı, bir topluluğu, bir makamı veya bir düşünceyi hakikatin ölçüsü hâline getiriyor muyuz? İnsanların takdirini, Allah'ın rızasının önüne geçiriyor muyuz? Bunlar başkalarına sorulacak sorular değildir. Önce kendimize sorulacak sorulardır. 6. Sonra Nuh Geldi İşte böyle bir toplumun içerisinde Hz. Nuh aleyhisselâm gönderildi. Onun davetinin özü açıktı: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Nuh aleyhisselâm, kavmini Allah'a iman etmeye ve O'na kulluk etmeye çağırdı. Eserde aktarılan Kur'an ayetlerinde onun kavmine yaptığı davetin açık ve kararlı olduğu görülür. Kendisi tebliği karşılığında onlardan herhangi bir ücret istemediğini, müminleri küçümseyip kovmayacağını ifade eder. Bu çok önemli bir noktadır. Nuh aleyhisselâmın görevi insanları zorlamak değildir. Onun görevi tebliğ etmektir. Hakikati açıkça ortaya koymaktır. Uyarıda bulunmaktır. İnsanları düşünmeye çağırmaktır. Sonuç ise Allah'ın takdirindedir. İşte bu sebeple Nuh kıssası aynı zamanda tebliğ sorumluluğunun da kıssasıdır. 7. Hakikat Geldiğinde Direniş Başlıyor Hakikatin insanın karşısına çıkması, onun mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Bazen insan hakikati duyar. Fakat kabul etmez. Bazen anlar. Fakat teslim olmaz. Bazen doğru olduğunu sezse bile alışkanlığından vazgeçmek istemez. Nuh kavminin ileri gelenlerinin tavrında da bu direnç görülür. Nuh aleyhisselâmın tebliği karşısında onu küçümsemişler, kendileri gibi bir insan oluşunu ileri sürmüşler ve ona tâbi olanları küçümsemişlerdir. Böylece mesele artık yalnızca bir inanç tartışması olmaktan çıkar. Hakikat ile alışkanlık karşı karşıya gelir. Ve insanın gerçek tercihi burada ortaya çıkar. 8. Tufandan Önce Bir Gemi Yapılıyordu Nuh aleyhisselâma Allah Teâlâ tarafından gemi yapması emredildi. Kur'an'da, Allah'ın emri ve gözetimi altında gemiyi yapması ve zulmedenler hakkında artık kendisine müracaat edilmemesi bildirilmektedir. Nuh gemiyi yaparken kavminden ileri gelenler onun yanından geçtikçe onunla alay etmişlerdir. Bu bölüm Hûd suresinin 37-39. ayetlerinde yer almaktadır. İşte burada kıssanın son derece çarpıcı bir sahnesi başlar. Nuh gemi yapmaktadır. Kavmi ise gülmektedir. Eserde bu alayların nasıl gerçekleştiği rivayetler üzerinden ayrıntılı biçimde aktarılır. Geminin yapılış süresi ve özellikleri hakkında farklı rivayetler de zikredilir; eser özellikle önemli olanın geminin yapılması olduğunu, süresinin asıl mesele olmadığını belirtir. Fakat bizim için asıl dikkat çekici olan geminin kaç yılda yapıldığı değildir. Asıl mesele şudur: Bir insan, herkes gülerken doğru bildiği işi yapmaya devam edebilir mi? 9. Tufan Aslında Ne Zaman Başladı? Belki de Nuh kıssasına dair en önemli sorulardan biri budur. Tufan başladığında mı? Hayır. Kıssanın bize düşündürdüğü çerçevede tufandan çok önce bir süreç yaşanmıştır. Tevhid zayıflamıştır. Değerler değişmiştir. Alışkanlıklar hakikatin önüne geçmiştir. Yanlışlar normalleşmiştir. Hakikati getiren peygamber küçümsenmiştir. Ve nihayet uyarılar karşısında direnç oluşmuştur. Bütün bunlardan sonra tufan gelmiştir. Bu yüzden Nuh kavminin hikâyesini yalnızca “bir kavim boğuldu” diye okumak, kıssanın bize açabileceği daha derin tefekkür alanını daraltır. Kıssa bize şunu düşündürür: Bir toplumun çöküşü, çoğu zaman görünür çöküşten çok önce başlar. Önce değerler zayıflar. Sonra ölçüler değişir. Sonra yanlışlar sıradanlaşır. Sonra insan yanlışın yanlış olduğunu söyleyen kişiye karşı çıkmaya başlar. Ve bir zaman sonra toplum, kendi içinde oluşan bozulmayı normal kabul eder. 10. Kıssadan Hisse: Tufandan Önce Kendimize Bakmak Zeki Soyak'ın kıssalar üzerinden yaptığı tefekkür çağrısında, hadiselerin yalnızca dış sebeplerine bakmakla yetinilmemesi; insanın ve toplumun kendi hâlini de sorgulaması gerektiği vurgulanır. Felaketler karşısında yalnızca dışarıyı suçlamak yerine, insanın kendi muhasebesini yapması gerektiğine dikkat çekilir. Bu yaklaşım, Nuh kıssasını bugüne taşımanın en önemli yollarından biridir. Çünkü kıssadan hisse çıkarmak: “Onlar neden böyle yaptı?” demekle bitmez. Asıl soru şudur: “Ben olsaydım ne yapardım?” Daha da önemlisi: “Ben bugün ne yapıyorum?” Hakikati duyduğumda nasıl davranıyorum? Yanlış bir alışkanlıkla karşılaştığımda onu sırf eski olduğu için savunuyor muyum? Çevremdeki insanlar farklı düşündüğünde hakikati mi, kalabalığı mı ölçü kabul ediyorum? Bir yanlışı herkes yaptığı zaman onu normal kabul ediyor muyum? Ve Rabbimin razı olacağı hayat ile insanların razı olacağı hayat arasında kaldığımda hangisini tercih ediyorum? Nuh kıssası işte bu soruları bize sordurmak için yeniden okunmalıdır. Sonuç: Tufan Gelmeden Önce Nuh kavminin hikâyesi bir tufan hikâyesidir. Ama sadece tufan hikâyesi değildir. Bir toplumun inanç dünyasının nasıl değişebileceğinin hikâyesidir. Sevginin nasıl ölçüsüzlüğe dönüşebileceğinin hikâyesidir. Alışkanlıkların nasıl hakikatin önüne geçebileceğinin hikâyesidir. İnsanların hakikati getiren kişiye nasıl direnebileceğinin hikâyesidir. Ve belki de en önemlisi, insanın kendisine bakma hikâyesidir. Çünkü tufan geldiğinde gemi hazırdır. Asıl mesele, gemi yapılmadan önce insanın hangi tarafta olduğudur. Nuh aleyhisselâm gemiyi yaparken insanlar gülüyordu. Fakat o, insanların gülmesine değil, Allah'ın emrine baktı. Belki de kıssanın bugün bize yönelttiği en önemli sorulardan biri budur: İnsanların ne dediği mi bizi yönlendiriyor, yoksa hakikatin ne olduğu mu? Ve belki bundan daha önemli bir soru: Tufan gelmeden önce kendi içimizde düzeltmemiz gereken ne var? Nuh kıssasını okumak, geçmişte yaşamış bir kavmin sonunu öğrenmek değildir. Kendimizin sonunu hazırlayabilecek yanlışları, daha onlar küçükken fark edebilmektir. Çünkü bazen insanın ihtiyacı tufanı görmek değil; tufandan önce uyanmaktır. Ve kıssaların hikmeti de burada saklıdır: Geçmişi anlatır, bugünü düşündürür, yarına hazırlanmayı öğretir. Yazar Hakkında Baki ÖNCEL |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Urumçi ve Doğu Türkistan Gerçeği - 07/07/2026 |
| Bir Müslüman, mazlumun kim olduğuna değil, mazlumiyetine bakar. Çünkü merhamet, sınırlarla çevrili değildir. |
| Ümmet İçin Ne Yapıyorum? - 27/06/2026 |
| Bugün kendimize samimiyetle şu soruyu sormaya ihtiyacımız var: "Ümmet için ne yapıyorum?" Bu soru, başkalarını sorgulamak için değil; önce kendi vicdanımıza yöneltmemiz gereken bir muhasebe sorusudur. |
| Veda Hutbesi’nden Evrensel Beyannameye: Kaybolan Ruh ve Sahte Vicdanlar - 19/04/2026 |
| Asırlar önce, çölün ortasında bir hakikat haykırıldı. Ne Birleşmiş Milletler vardı, ne uluslararası mahkemeler… Ama insan vardı. Ve insanın değeri vardı. |
| Hak Kimin? Nefsin ve Devletin Sınırı - 23/03/2026 |
| Bir insanın canı, malı, onuru ve yaşam hakkı dokunulmazdır. Bu dokunulmazlık, ne bir devletin kararıyla başlar, ne de onun gücüyle sona erer. |
| Diploma mı, Karakter mi? - 21/02/2026 |
| Bugün bir öğrencinin değeri; kazandığı okulun markası ya da cebindeki diplomanın kağıt kalitesiyle ölçülür hale geldi. Ancak bu maddeci ölçü birimi, insanı eksik bırakıyor. |
| “Sözün Ahlakı”ndan “Sükûtun Hikmetine” - 26/01/2026 |
| Sükût, yalnızca kelimesizlik değil, kelimenin kaynağına dönüş yolculuğudur. Çünkü hakikî söz, sessizliğin bağrında mayalanır. Kalp huzur bulmadıkça, dil hakikati taşıyamaz. |
| Şehid Adını Değil, Emanetini Bırakır - 17/01/2026 |
| Şehitlik, ölenin değil; yaşayanın sırtına yüklenen bir sorumluluktur. |
| Sessizliğin, Zulmü Büyütmesin - 15/01/2026 |
| Zulme engel olmayan, zalimle arasına mesafe koymayan, aslında yardımı yanlış tarafa yapmaktadır. Bugün en yaygın savunma şudur: “Taraf değilim.” |
| Erdem Kimin Safında? - 07/01/2026 |
| Cahiliye’de kurulan bir adalet duruşu, İslam geldikten sonra bile değerini koruyorsa durup kendimize bakmamız gerekir. Bugün Neredeyiz? |
Devamı |