Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Sen Manadan İbaretsin! Gerisi Et ve Kemik
15/09/2026
İnsan; gökyüzüne ait bir ruhun, yeryüzünün ağır maddesine hapsedildiği bir berzahtır. Modern çağ bu eşsiz varoluşsal gerilimi anlamaktan giderek uzaklaşmış ve bu durumu tedavi edilmesi gereken patoloji seviyesine indirgemiştir. Bugün psikiyatri kliniklerinde uyum bozukluğu, yaygın anksiyete veya majör depresyon etiketleriyle dillere pelesenk olan ruhsal çöküşlerin kahir ekseriyeti aslında varoluşsal bir krizdir. Zira insan, Batı felsefesinin iddia ettiği gibi dünyaya rastgele fırlatılmış anlamsız bir varlık değil, asıl yurdundan sürgün edilmiş bir gariptir. İşte modern psikoterapinin en büyük açmazı insanı bu aşkın bağlamından koparmasıdır. Terapist koltukları bireyi içine düştüğü zindana uyumlu ve işlevsel bir hale getirmeyi vadeder. Tasavvufi irfanın penceresinden baktığımızda ise tablo tamamen tersine döner. İçimizdeki daralma hissi hastalık değil, sürgünde olduğunu fark eden ruhun uyanış sancısıdır. Ne var ki psikanalizden bilişsel ekollere kadar çağdaş psikolojinin temeli sınırları kalın çizgilerle çizilmiş, güçlü ve otonom bir benlik inşa etmek üzerine kuruludur. Bu anlayışa göre birey varlığını tahkim etmeli, dünyasını kendi arzuları etrafında şekillendirmelidir. Sufi ise modern insanın nevrotik krizlerinin temelinde bizzat bu şişirilmiş benlik algısını, yani nefs-i emmareyi görür. Halbuki insan BEN! dedikçe Külli İrade ’den kopar, küçülür, yalnızlaşır ve her şeyle mücadele etmek zorunda kalan zavallı bir konuma hapsolur. Kâinatın devasa yükünü kendi cılız omuzlarına alan narsistik ego ufak bir belirsizlikte yerle yeksan olmaya mahkumdur. Peygamber Efendimiz ’in (s.a.v) ‘‘Nefsini bilen, Rabbini bilir’’ buyruğu psikolojinin ulaşamadığı asıl ufku gösterir. Nefsini bilmek bizzat acziyetini, fakrını ve Yaratıcı’ya olan mutlak muhtaçlığını idrak etmektir. Bu idraksizliğin en somut yansıması ise zaman algısında ortaya çıkar. Klinik kaygı bozukluklarının tamamı, kronolojik zaman algısının bireyde yarattığı buhranlardır. İnsan zihni ölüm korkusu, makam kaygısı ve belirsizlik evhamlarıyla var olmayan bir gelecek tasavvuru içine hapsolmuştur. Psikoloji bireyi bu evhamlardan kurtarmak için telkinlere başvururken tasavvuf doğrudan şu hakikati yüzümüze çarpar: Dün yoktun, yarın da olmayacaksın… Hakikat yolcusu için bu şuur zamanın zincirlerinden kurtulup muazzam metafizik hafifliğe erişmenin formülüdür. Mazi, ecelin elinde can vermiş bir ölüdür, müstakbel ise henüz doğmamış bir meçhul. İnsan varoluşunun tecelli ettiği yegâne an, şimdidir. Dün olmayan ve yarın da var olmayacak bir insanın geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin korkularını bugüne taşıması nefsin hezeyanından ibarettir. Efendimiz’in (s.a.v) ‘‘Ölmeden evvel ölünüz’’ sırrına eren, yani dünyevi ihtiraslarını ve benliğini kendi iradesiyle hiçliğe terk eden bir ruhu yarının hangi kaybı korkutabilir? Hiç olan, hiçbir şeyden incinmez… İşte bu incinmezlik makamı Kur’an-ı Kerim’de ‘‘Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur – Ra’d,28’’ ayetiyle müjdelenmiştir. Bu mutmainlik hali en derin ıstırapların içinde bile Hakk’ın rızasını görebilme, kabzın arkasından gelecek olan ferahlamayı ‘‘Biz senin göğsünü yarıp genişletmedik mi? – İnşirah,1’’ hitabına sığınarak yakini bir imanla bekleme dirayetidir. Hülasa; çağdaş psikoloji bizi bu faniliğe ve hasta topluma uyumlu hale getirmeye çalışırken, tasavvuf dünyanın koca bir rüya olduğu hakikatine uyandırır. İnsanın yegâne şifası sahte bir dünyada ayakta kalmaya çalışmakta değil, parçalanmış kişiliğini Tevhid’in nurunda toplayıp ‘‘Ey itminana ermiş nefs! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak rabbine dön – Fecr, 27-28’’ hitabına muhatap olabilmektir. Modern çağın idrak edemediği sır şudur: İnsanın en büyük hastalığı Allah'tan uzak düşmesidir ve yegâne şifası da O'na vasıl olmaktır.
Yazar Hakkında Emin ŞEKERCİ |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Sen Hayvanı Geçmeden İnsanı Arzularsın - 27/07/2026 |
| Hayvan kelimesi burada ormandaki fıtrata tabi masum mahlûkata değil, içimizde pusuya yatmış o vahşi, güdüsel, salt menfaat peşinde koşan nefs-i emmareye işaret eder. |
| Rahat Ol, Yaptırcaz Tırnaklarını - 28/06/2026 |
| Allah’ın insana bahşettiği o muazzam çeşitliliği terk edip, filtrelerin getirdiği ‘‘tek tip’’ insan modeline evriliyoruz. Mimik yok, hüzün yok, tebessüm yok... |
| Yalnızlık, Dengini Bulana Dekmiş - 31/05/2026 |
| Buradaki denk, modern dünyanın anladığı gibi statü, mal, mülk veya sima benzerliği değildir. Tasavvufi bakışla denklik, frekans birliği, gönül hizasıdır. |
| İş Başa Düşerse Yürek Gem Tutmaz - 04/05/2026 |
| Öyle bir an gelir ki koca bir davanın yükü, yetimlerin sessiz feryadı ya da sancağının sorumluluğu milyonların arasından sıyrılıp bir kor gibi avuçlarına bırakılır. |
| Önder İl Başkanları Toplantısı - 03/05/2026 |
| 1-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kocaeli/Darıca’da gerçekleştirilen ÖNDER İl Başkanları Kampı’na Dernek Başkanımız Mehmet Kahraman öncülüğünde katılım sağladık. |
| Taşa Can Verdik, Cana Taş Kesildik - 16/04/2026 |
| Biz o çocuklara sadece rakamları, formülleri ve rekabeti öğrettik ama bir canın kutsallığını, merhametin asaletini ve öfkeyi iradeyle dizginlemenin erdemini fısıldayamadık. |
| Vallahi Yorulduk - 14/03/2026 |
| Vallahi yorulduk… Zira bu yorgunluk; davası olanın, derdi olanın, bedeni olanın yorgunluğudur. |
| Her Çiçek Kendi Toprağına Hasrettir - 21/02/2026 |
| Bugün modern insanın en büyük buhranı, yanlış toprakta çiçek açmaya çalışmasıdır. Ruhu arşa özlem içeren bir varlığı sadece madde, şehvet ve menfaat bataklığına dikerseniz o insan çürür. |
| Yâri Güzel Olanın Uyku Girmez Gözüne - 29/01/2026 |
| Tasavvuf ehli der ki: ‘‘Gözüne uyku giren, henüz Cemal’i görmemiştir.’’ |
Devamı |