Emin ŞEKERCİ
zeminsekerci@gmail.com
Davası Olan Adam
15/10/2026
Çağdaş Doğu’nun ve özelde İslam dünyasının en trajik illüzyonu, heyecan ile iradeyi, hülyalar ile zekâyı birbirine karıştırmasıdır. Bugün mecraları dolduran gürültüye baktığımızda gördüğümüz şey bir dirilişin aksine, metodolojisini kaybetmiş bir kütlenin kendi yankısından büyülenmesidir. Toplumlar genelde iki tip zihinsel sakatlıkla maluldür. Eylem yapabilen ama ne yaptığını bilmeyen failler ile ne yapılması gerektiğini teorize eden ama parmağını kıpırdatmayan zihinler. Oysa tarih ne sadece tepki veren mizaçların ne de sadece kâğıt üstünde kalan şemaların hatırına akışını değiştirmiştir. Tarih, felsefi bir derdi olan ile o derdin lojistiğini kurabilen rasyonel aklın aynı odada, aynı zihinde buluştuğu anlarda kırılır. Dava dediğimiz olgu, ne yazık ki modern çağda felsefi ve ahlaki bir temel olmaktan çıkıp, kolektif bir sömürüye dönüştü. Bugün İslam coğrafyasındaki temel kriz, inançsızlık veya adanmışlık eksikliği değildir. Kriz, adanmışlığın rasyonel bir metodolojiyle buluşamaması, yani kutsalın cehalete kurban edilmesidir. "Davası olan adam" portresi, eğer sistem kurma kapasitesinden yoksunsa, kaçınılmaz olarak mağduriyet anlatısının nesnesi haline gelir. Kendi kurumunu kuramayan, kendi matematiğini üretemeyen, kendi teknolojisini ve hukukunu inşa edemeyen bir adanmışlık, küresel sistemin çarkları arasında sadece girdap yaratır, bir yön çizemez. İşte bugün dava adamı diye kutsanan tipolojinin büyük kısmı, ne yazık ki bu kontrolsüz basıncın kurbanıdır. Diğer kutupta yer alan vizyoner ise geleceği okuduğunu iddia ederken, kendisini var eden ahlaki ve ontolojik zemini buharlaştırır. Geleceği okumak, sadece Batı merkezli sermayenin yönelimlerine eklemlenmek değildir. Kendi medeniyet iddiasından kopmuş, neye hizmet ettiğini sorgulamayan bir vizyon, sahibini sistemin kölesine dönüştürür. Asıl mesele, davanın getirdiği sorumluluk ile vizyonun getirdiği soğukkanlı rasyonaliteyi tek bir zihinsel mimaride sentezlemektir. Bu sentezi başaran insan tipolojisi ne bir slogan makinesidir ne de soğuk bir teknokrat. O, ahlaki zemin ile zekayı aynı anda tecrübe eder. Dava, ona ne için mücadele ettiğini söyleyen ahlaki ve varoluşsal metriği verir. Vizyon ise ona bu mücadelenin dünyadaki karşılığını, dilini, mekanizmasını ve araçlarını sağlayan mimariyi verir. Görüyoruz ki tarihin akışını değiştiren şey ne sadece göğe yükselen samimi yakarışlar ne de sadece toprağa çizilen soğuk haritalardır. İnsanlığın ve kendi medeniyetimizin ihyası için aşılması gereken en temel zihinsel barikat, duygu ile metodu, inanç ile stratejiyi birbirinin alternatifi gibi gören bakış açısıdır. Açıkça ifade etmek gerekir ki, metodolojiden yoksun bir adanmışlık ne kadar intihara meyilliyse ahlaktan ve irfandan soyutlanmış bir strateji de o kadar kurak, ruhsuz ve savrulmaya mahkûmdur. Oysa bizim kendi kavram haritamızda bu iki kutbun birleştiği yer hikmettir. İmam Gazali, el-Munkızu mine'd-Dalâl’de hakikate ulaşmanın yolunu anlatırken, sırf akılla yetinenlerin körleşeceğini, sırf kalbi keşifle yetinenlerin ise dünyevi gerçeklikten kopacağını vurgular. Hakiki basiret kalbin sezgisiyle aklın disiplinini tek bir potada eritebilmektir. Yine İbn Haldun, Mukaddime’de medeniyetlerin yükseliş ve çöküş yasalarını çözümlerken tek boyutlu yaklaşımları yerle bir eder. O, toplumları ayakta tutan ruhu asabiyet, o ruhun somutlaşmış biçimini ise umran olarak tanımlar. İbn Haldun’un koyduğu yasa net ve tavizsizdir. Asabiyeti olmayan bir umran çürür ve ilk fırtınada yıkılır. Umran üretemeyen, sistemleşemeyen bir asabiyet ise barbarlaşır, kendi içine çöker ve yok olur. İmam Mâtürîdî’nin "Akıl, Allah'ın insan üzerindeki en büyük hüccetidir; din ise o aklın aydınlattığı yoldur" düsturu unutulduğu gün, davanın yerini hurafe, vizyonun yerini ise kör bir taklitçilik almıştır. Tasavvuf düşüncesinde İbn Arabî’nin işaret ettiği "Cem’ül-Cem" kavramı, tam da bu bütünlüğü simgeler: Zıt gibi görünen halleri birleştirmek... Yani gözü gaybda iken, ayağı şehadet aleminde dimdik duran insanı inşa etmek. İşte bu köklü mirastan mülhemle, bugün köşe başlarını tutan vizyonsuz adanmışlar ile adanmışlıksız teknokratların ötesine geçecek üçüncü bir varlık hattı inşa etmek zorundayız. İhtiyacımız olan insan secdeye vardığında gözyaşı dökerek insanlığın sancısını çekecek kadar derdi olan, ama strateji merkezine geçtiğinde çağın en yetkin zekâsı kadar soğukkanlı kalabilen insandır. Slogan atan değil, algoritmaları, kurumları ve sistemleri yöneten bir adanmışlık... Merhum Sezai Karakoç’un o muazzam ifadesiyle: "Kaderin üstünde bir kader vardır" hakikatine sığınırken, o kaderin yeryüzündeki sebebi ve işçisi olmak için gecesini gündüzüne katan bir çalışma ahlakı... Başkasının ürettiği nesneye, düşünceye veya kuruma sürekli tepki veren, sürekli savunmada kalan, ağlayan ve mağduriyet üreten dili kökten reddetmeliyiz. Başkasının çizdiği sahada, başkasının kurallarıyla oynayarak zafer kazanılamaz. Cemil Meriç’in feryat ettiği gibi: "Olimpos Dağı'nın çocukları Hira Dağı'nın evlatlarını kendi silahlarıyla vuruyor." Bu mahkumiyeti kırmanın yolu, Hira’nın ahlakıyla Olimpos’un teknolojisini ve stratejisini aşacak yeni bir metodoloji ortaya koymaktır. Kendi kavram setlerimizi ve kendi kurumsal mimarimizi kurmak zorundayız. Gelecek, edilgen bir şekilde pasifçe beklenen bir zaman dilimi değildir. Bugün kurulan sistemlerin, yetiştirilen zihinlerin ve atılan adımların kaçınılmaz bir sonucudur. Mehmet Akif’in reçetesi, davanın ve vizyonun sentezidir: "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı." Kur'an'dan ilham almak sarsılmaz bir davadır, ahlaktır, istikamettir. Onu asrın idrakine söyletebilmek ise en yüksek düzeyde vizyondur ve stratejidir. Güneş doğudan yükselir ifadesi, coğrafi bir tesadüf değil, tarihsel bir vaattir. Fakat o güneş, oturduğu yerden sadece geçmişi kutsayanların değil, davanın ateşiyle pişip vizyonun matematiğiyle geleceği inşa edenlerin üzerine doğacaktır. Başkasının yazdığı senaryoda figüran olmak yerine, kendi medeniyet mefkûremizi sahneleyen o bütüncül zihinleri yetiştirmek, bu çağdaki en büyük varoluş borcumuzdur. Çünkü dünya ne sadece hayal kuranların ne de sadece hesap yapanların dünyasıdır. Dünya, duası ile planı, tutkusu ile aklı, davası ile vizyonu aynı adımda birleştirmeyi başaran o nadir mimarların eliyle yeniden şekillenecektir. Yazar Hakkında Emin ŞEKERCİ |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Sen Manadan İbaretsin! Gerisi Et ve Kemik - 15/09/2026 |
| Modern çağın idrak edemediği sır şudur: İnsanın en büyük hastalığı Allah'tan uzak düşmesidir. |
| Sen Hayvanı Geçmeden İnsanı Arzularsın - 27/07/2026 |
| Hayvan kelimesi burada ormandaki fıtrata tabi masum mahlûkata değil, içimizde pusuya yatmış o vahşi, güdüsel, salt menfaat peşinde koşan nefs-i emmareye işaret eder. |
| Rahat Ol, Yaptırcaz Tırnaklarını - 28/06/2026 |
| Allah’ın insana bahşettiği o muazzam çeşitliliği terk edip, filtrelerin getirdiği ‘‘tek tip’’ insan modeline evriliyoruz. Mimik yok, hüzün yok, tebessüm yok... |
| Yalnızlık, Dengini Bulana Dekmiş - 31/05/2026 |
| Buradaki denk, modern dünyanın anladığı gibi statü, mal, mülk veya sima benzerliği değildir. Tasavvufi bakışla denklik, frekans birliği, gönül hizasıdır. |
| İş Başa Düşerse Yürek Gem Tutmaz - 04/05/2026 |
| Öyle bir an gelir ki koca bir davanın yükü, yetimlerin sessiz feryadı ya da sancağının sorumluluğu milyonların arasından sıyrılıp bir kor gibi avuçlarına bırakılır. |
| Önder İl Başkanları Toplantısı - 03/05/2026 |
| 1-3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kocaeli/Darıca’da gerçekleştirilen ÖNDER İl Başkanları Kampı’na Dernek Başkanımız Mehmet Kahraman öncülüğünde katılım sağladık. |
| Taşa Can Verdik, Cana Taş Kesildik - 16/04/2026 |
| Biz o çocuklara sadece rakamları, formülleri ve rekabeti öğrettik ama bir canın kutsallığını, merhametin asaletini ve öfkeyi iradeyle dizginlemenin erdemini fısıldayamadık. |
| Vallahi Yorulduk - 14/03/2026 |
| Vallahi yorulduk… Zira bu yorgunluk; davası olanın, derdi olanın, bedeni olanın yorgunluğudur. |
| Her Çiçek Kendi Toprağına Hasrettir - 21/02/2026 |
| Bugün modern insanın en büyük buhranı, yanlış toprakta çiçek açmaya çalışmasıdır. Ruhu arşa özlem içeren bir varlığı sadece madde, şehvet ve menfaat bataklığına dikerseniz o insan çürür. |
Devamı |