• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
İnsan, Allah Teâlâ’nın Biricik Sırrı ve Şaheseridir
26/04/2026




İNSAN, ALLAH TEÂLÂ’NIN BIRICIK SIRRI VE ŞAHESERIDIR      

“Öz birleştirir, etiket ayrıştır.”
“İnsanın özü kalbi ve ruhudur.”
 
GİRİŞ
İnsan, ilk günden bugüne dek kendisini birçok açıdan tanımaya çalışmıştır. Bu konuda Yunanlı ilk filozoflardan, ünlü hâkimler (hikmet ehli), kelâm âlimleri ve mutasavvıflar birçok görüş bildirmişlerdir.
Bu tanımlamalara bakıldığında, kimisinin insanı fiziki bağlamda; fizyolojik ve biyolojik bakımdan ele aldığı, kimisinin de metafizik bağlamda değerlendirdiği görülmektedir.
Kısaca bunların, insanın dikey ve yatay ilişkileri ile taşıdığı misyon bakımından ele alınarak tanımlandığını söyleyebiliriz.
İslâm dininde, Kur’ân-ı Kerîm ve hadis külliyatı eksenli bakıldığında, bu açıklamalarda yer alan birçok beyanın insanın her yönüyle mükerrem ve mübarek وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ – (أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ))[i] yaratıldığına işaret ettiği görülmektedir.
Biz bu çalışmada, işte bu tanımlamalar içerisinde en tutarlı olarak kabul ettiğimiz tasavvufî perspektiften yapılan tanımlamaları ele alacağız.

İnsan, tasavvuf düşüncesinde yalnızca fiziksel bir varlık olarak değil, aynı zamanda ilâhî hakikatlerin tecellî ettiği bir ayna olarak ele alınır. Bu bağlamda, insanın hakikati onun zâhirinden ziyade bâtınında aranmalıdır. Nitekim insanın özü, kalp ve ruh ile ifade edilen mânevî boyutudur.
İnsan zâtını “yanmaya hazır toplayıcı bir mum fitili” metaforuyla açıklayan Şeyh Memi Can Efendi (öl. 1599-1600), insanın İsm-i Zât’ın mazharı olduğunu belirtir. Ona göre insan, Yüce Allah’ın sırrı olması hasebiyle bütün cihanı kendi içinde barındırır; bu cihan, özellikle kalp aynasında akseder.[ii]
Şeyh Memi Can Efendi, ayrıca Levh ve Kalem hakikatlerinin de insanda mevcut olduğunu ifade ederek, insanın bu yönüyle kâinattaki Kâbe’nin mihrabı konumunda bulunduğunu ileri sürer. Ona göre insanın özü, taayyün âleminin özüdür ve ezelî olan Allah’ın cisminde tecellî eden bir eserdir.[iii]
İnsanın bâtınında nice sırlar gizlidir. Bu sırlar, bir aynadan seyredilir gibi ancak mânevî idrakle kavranabilir. Bu mânevî aynadan bakabilen kişi için bütün cihan müşahede edilebilir.[iv]
Yine Şeyh Memi Can Efendi’ye göre insan, bu özellikleri sayesinde “on sekiz bin âlemi seyran eder” ve tek bir nazarda yerlerin ve denizlerin mânâsını idrak edebilir.[v] Bu anlayış doğrultusunda insan, “Cihan muammâsının müsemmâsı”dır. Çünkü Allah, mekândan münezzeh olmakla birlikte, varlığın her mertebesinde tecellî etmektedir.[vi]
Bu derin hakikati kavrayabilmek için özel bir “göz” gereklidir. Ancak bu göz, baş gözü değil; kalp gözüdür. Nitekim Mevlânâ bu hakikati şöyle ifade eder:
“İnsan gözden ibarettir, gerisi et ve kemiktir.”
Ve Mesnevî’de:
“ای برادر تو همه اندیشه‌ای،
 مابقی تو استخوان و ریشه‌ای”
(Ey kardeş, sen ancak düşünceden ibaretsin; geri kalan kemik ve köktür.)[vii]
Bu ifadeler, insanın hakikatinin fiziksel varlığında değil, idrak ve şuurunda bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Benzer şekilde Fuzûlî (öl. 1556), insan ile Hak arasındaki yakınlık ve ayniyet meselesini şu şekilde dile getirir:
“Ben, ben isem sen kimsin ey yar!
Sen, sen isen ben kimim ey yar!…
Bana o kadar yakınsın, seni ben sandım.
Sana o kadar yakınım ki beni sen sandım…”
Bu beyitler, tasavvufî düşüncede “ben” ile “Sen” arasındaki sınırların silikleştiğini gösterir.
İranlı mutasavvıf şair Irâkî (öl. 1289) de bu sırrı tam anlamıyla çözmekte zorlanmış ve bunu şiirlerinde dile getirmiştir. Onun ifadelerinde, hem aşkın mutlaklığı hem de varlığın birliği dikkat çeker.
“Ben aşkım: iki âlemde yerim değildir belli,
Mağribin anka kuşuyum, nişanım değildir belli.
Kaşla gözle her iki cihanı avlamışım,
Bakma ok ve kemanımın yok iken nasıl olduğuna!
Aşikârım güneş gibi her zerrenin yüzünde.
Yine de görünüşüm belli değildir zuhurumun şiddetinden.
Her dil ile söyler ve her kulak ile işitirim.
Tuhaftır ki, kulağım ve dilim belli değildir.
Alemde ne varsa hep ben olduğum için,
Yoktur her iki âlemde benzerim.“[viii]                                                         
Tasavvuf geleneğinde sıkça vurgulanan bir diğer hakikat ise, Allah’ın zuhurunun bizzat bir perde oluşudur. Şeyh Memi Can Efendi bu durumu şöyle ifade eder:
“Çok zâhir olduğu için gözlerden gizlenmiş olan ve kendi nuruyla gizlenmiş olan…”[ix]
Bu düşünce, Aziz Mahmud Hüdâyî (öl. 1628)’nin şu beytiyle de örtüşmektedir:
“Zuhûru perde olmuştur zuhûra
Gözü olan delîl ister mi nûra…”[x]
Gerçekten de güneş nasıl apaçık olduğu hâlde kör gözler tarafından görülemezse, ilâhî hakikat de kalp gözü kapalı olanlar için gizli kalır.

Sonuç
Bütün bu yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, insanın tasavvufî düşüncede kâinatın özü, ilâhî isimlerin mazharı ve hakikatin aynası olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. İnsan, hem mikrokozmos hem de ilâhî sırrın taşıyıcısıdır. Bu sırrın idraki ise ancak kalp gözüyle mümkündür.
En büyük mucize ve yaratılış şaheseri olan insan, çok geç kalmadan taşıdığı kutlu misyonun farkına varmalı ve yaratılış gayesine uygun olarak hareket etmelidir.
İşte o zaman, şu kısacık ve geçici hayatını ebedî hayata dönüştürecek ve kazançlı bir ticaret yapmış olacaktır.
 

Yazar Hakkında
Dr. Celalettin KANDEMİR
25.04.2026- Herborn / ALMANYA

 Kaynakça (İSNAD2)
●        Aziz Mahmud Hüdâyî, Hayatı, Eserleri, Tarikatı, çev. H. Kâmil Yılmaz, Erkam Yayınları, İstanbul 2016.
●        Hüdâyî, Aziz Mahmud. Necâtü’l-Garîk. İstanbul: Erkam Yayınları, 2016.
●        Irâkî, Fahreddîn. Lemaât. Çev. A. J. Arberry’den aktaran: İbrahim Kapaklıkaya. İstanbul: Gelenek Yayınları, 2004.
●        Kandemir, Celalettin. Şeyh Memîcânî Saruhânî’nin Tasavvufi Görüşleri. Doktora tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024.
●        Rûmî, Mevlânâ Celâleddîn. Mesnevî-i Maʿnevî. Çev. Derya Örs – Hicabi Kırlangıç. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Yayınları, 2015.
●        Şeyh Memi Can Efendi. Divançe. Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 796/1-21. 
●        Şeyh Memi Can Efendi. Uknûmü'l-hikem fî ma'rifeti'l-sırri'l-kıdem. (Süleymaniye Ktp., Fatih, nr. 2559). 

[i] İsrâ Sûresi, 17/7; et-Tîn 95/4.

[ii] Şeyh Memi Can Efendi, Divançe, vr. 25a., Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 796/1-21. 

[iii] Şeyh Memi Can Efendi, Divançe, vr. 6a–6b, 7a-7b; 1-20; 1-16. Ayrıntılı bilgi için bkz. Şeyh Memîcânî Saruhânî’nin Tasavvufi Görüşleri, Celalettin Kandemir, Şeyh Memîcânî Saruhânî’nin Tasavvufi Görüşleri (Doktora tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024), 52, 60, 73, 88).

[iv] Şeyh Memi Can Efendi, Divançe, vr. 6a–7b.

[v] Şeyh Memi Can Efendi, Divançe, vr. 4a, 1-24.

[vi] Şeyh Memi Can Efendi, Divançe, vr. 5b–6a, 1-20.

[vii] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʿnevî, çev. Derya Örs – Hicabi Kırlangıç (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Yayınları, 2015), I. defter, beyit 1406.

[viii] Fahreddîn Irâkî, Lemaât, çev. A. J. Arberry’den aktaran: İbrahim Kapaklıkaya, Tasavvuf, İstanbul: Gelenek Yayınları, 2004, 99.

[ix] Şeyh Memi Can Efendi, Uknûmü'l-hikem fî ma'rifeti'l-sırri'l-kıdem, vr. 2. (Süleymaniye Ktp., Fatih, nr. 2559). 

[x] Hüdâyî’nin yukarıdaki meshurbeyitlerin devamı şu şekildedir:

“Güneş zâhir değil midir karındaş

Ne var görmezse ânı çeşm-i huffâş

Hudâ zâhirdir mahlûk mestûr

Hılâf anlayıp olma Hak’tan dûr

Acep sun’u acep sırr-ı ilâhî

Ki olmuştur avâlim cilvegâhı.“ (Aziz Mahmud Hüdâyî, Necâtü’l-Garîk, İstanbul: Erkam Yayınları, 2016, 30; Aziz Mahmud Hüdâyî, Hayatı, Eserleri, Tarikatı, çev. H. Kâmil Yılmaz, Erkam Yayınları, İstanbul 2016).



95 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Sanal Dünyanın “Karanlık Mecraları”: “Dijital Sokaklar”a, Bir Hadis Perspektifinden Bakış - 22/04/2026
Günümüzde “karanlık” kavramı sadece fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda denetimsiz ve kontrolsüz alanlarıda ifade etmektedir.
Varoluşun Anlamı: Kulluk, Aşk ve Sorumluluk - 16/04/2026
İnsanoğlunun kıymet ve değerin farkındalığını arttıracak güçlü bir niyazı, şu hakikati de ima eder: Kul olmak, insan için erişilebilecek en büyük makamdır.
Ve Lâ Gâlibe İllallah - 07/04/2026
“ABD Despotizminin İran Karşısında Mağlubiyeti ve Türkiye’nin Başat Olduğu Yeni Dünya Düzeni”
Kıymetli Meslektaşlarıma 41. Yıl Nasihatim - 29/03/2026
Sen öyle bir meslek icrâ etmektesin ki; bir insanın doğumundan ölümüne senin olmadığın, senin gönlüne dokunmadığın bir kişi bile yoktur. Yani beşikten mezara kadar görevlisin sen…
Dijital İstila: Ekranların Gölgesinde Yeni Savaş - 18/03/2026
Savaş artık sınır boylarında değil; ekranların ardında, zihinlerin içinde yaşanmaktadır. Bugünün dünyasında algoritmalar, veri akışları ve içerik bombardımanı; klasik savaş araçlarının yerini almış durumdadır.
Tilavetten Hayata: Kur’an’la Hemdem Olmanın Bereketi - 15/03/2026
Mümin için Kur’an tilaveti, Allah ile sohbet etmek, O’nun kelamına muhatap olmak demektir. Nitekim büyükler, "Rabbinizle aranızı düzeltin" emrini en güzel şekilde Kur’an’a sarılarak yerine getirmişlerdir.
Oruç İnsanın Gözünü Ve Gönlünü Açar - 10/03/2026
Ramazan yalnızca bir takvim ayı değildir; o, rahmetin sağanak sağanak indiği, mağfiretin çağlayanlar gibi aktığı bir tezkiye mevsimidir. Bu ayda zaman mukaddesleşir, mekân ruh kazanır; gündüz sabırla, gece kıyamla dirilir.
ABD ve İsrail’in İran Politikası Üzerinden Ortadoğu’yu Yeniden Dizayn Etme Çabası - 03/03/2026
Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran karşısında giderek sertleşen tutumu, yalnızca iki devlet arasındaki konjonktürel bir gerilim değildir.