Hamdi ÖZ
hamdioz1@hotmail.com
Açıldı Sandık, Döküldü Fındık!..
24/09/2026
Değerli Kardeşlerim, Alemdar İmam Hatipliler Derneği’nin bir buluşma gününde başöğretmen bir dostum öğretmenliği tercih etmesinin üç nedenini gülerek Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarını saymıştı. Zamanla seminerler, atölye çalışmaları, yeni müfredat müzakere toplantıları üç aylık tatil modunun seviye çıtasını düşürdü. Bu günlerde ülkemizde genel bir tatil havası başladı. Yazlığımız olmasa da yazımız üzerinden zihin yoluyla farklı bir gezintiyle Karadeniz turuna çıkalım istedim. Şöyle ki; dünyanın yedi harikasından çoğunu bünyesinde barındıran yaşadığımız coğrafya bizim kaderimizdir. Türk, Arap, Acem, Kürt ve diğer etnik gruplarla birlikte yaşıyoruz. Bu sebeple dinimiz, dilimiz, tarihimiz ve kültürümüz iç içe girmiştir. Mesela; Farsçada dış kabuğu çıkarıldıktan sonra fırında kavrulup çerez olarak yenilen nohuda leblebi denir. Kuru tahıl cinsinden olan nohut; yaş sebze olarak tüketildiği gibi yahnisi ve mayalı çöreği yapılır, pilav üstü servislerle sofralarımızı süsler. Baklagillerden yuvarlak taneli ve bol nişastalı bir bitki türü olan nohudun ana yurdu Akdeniz kıyılarına komşu ülkelerdir. Kirli ve donuk sarı nohut rengidir. Bir meskenin darlığı “nohut oda bakla sofa” tabiri ile anlatılır. Nohut çorası bol çorak toprağı sever. Çile halinde deste edilip satılan yaş nohudun hastaları vardır. Nohut ve leblebinin Anadolu’daki adresi Hitit güneşinin erittiği (!) magnezyum ve potasyum zengini mümbit topraklara sahip Çorum’dur. Evliya Çelebi’ye göre Çorum, vaktiyle yüzlerce çorlu insanın /bakımsız, zayıf ve hasta kişilerin tedavi edildiği sağlık ve terapi merkezidir. Çorum, Melik Ahmed Danişmende suikast düzenleyen Bizans’ın çoğu Rum cürümlü kişilerden kalan kara alın yazısıdır. 1576 yılı Osmanlı Salnamesine göre Çorum ve çevresine Oğuz Türklerinin Alayuntlu aşireti yerleşmiştir. Halk dilinde daha söze başlanırken ne demek istenildiğini çabucak kavramaya “leb demeden leblebiyi anlamak” deyimi kullanılır. Kötü lafa ve söze kaşınanlar ile vara yoğa alıngan davrananlar için “leblebiden nem kapma!” denilir. Cimrilik yapan ve başa çıkılması zor kişiler için “demir leblebi” benzetmesi yapılır. İshal olmuş kişilere tedavi amaçlı leblebi veya tozu yedirilir. Leblebi şekeri düğün, kına ve bayram çerezlerinin vaz geçilmezidir. Eskiden çerçiler köylerde şah leblebi ve harnubu antika eşya veya eski naylon çedik karşılığında takas ederlerdi. Piyasada para dönmez karşılıklı mal ve eşya alış-verişi ile ticaret yapılırdı. Çilingir sofrasındaki kertikli sahanlarda leblebi fındık fıstık vb. kuruyemiş eksik olmazdı. Enerji deposu fındık, Karadeniz bölgesinin en önemli ihraç ürünlerinden biridir. Fındığın meşhur iki adresinden birisi Ordu, diğeri Giresun’dur. Giresun ki göresun Dostum! Kastamonu -Ilgaz Dağları ile başlayan yeşil vatan sahil boyu seyahati Zonguldak, Karabük, Bartın, Düzce, Bolu derken Samsun’a kadar uzanıyor. Madem öyle tatilin keyfini çıkar Dostum! Uzungöl manzaralarını seyrederek kivini ye! Çayını Rize’de iç! Güneysu’dan geçerken Reis’e selam ver. Anzer balının çiçekli yaylalarına çık! Mavi ile yeşilin kesiştiği beyaz bulutlar arasında uçan, “Terörsüz Türkiye” ve “Analar Ağlamasın!” diye yanık yanık öten Eren bülbüllerini dinle! Afrika bölgesinden gelen misafirler için Karadeniz bölgesi yalan dünyanın saklı cennetlerinden biri sanki! Tüketici tercihini zorlamak için bazan nimetler üzerinden genel ahlaka aykırı sözler sarf edilebiliyor. Mesela; her gün bir avuç fındık iyi gelirmiş! Aganigi naganigi! Reklama bak reklama! Çocuklar duymasın Tamer Ağabey! Dikkat et Meltem Hanım! Bunları mutfakta konuşalım lütfen! Bir eve sonradan gelen metres kadını ya sandıkçı olurmuş ya da fındıkçı! Nataşa ve Kokananın ellerinde açılınca sandık, dökülüverir fındık! Çözülüverir dilinin ve dizinin bağı! Taşacak bu deniz dikkat etmelisin Koçari! Sen de artık eski yarayı deşme, ailenle gül gibi geçin Esme! Tabi ki; yastık altı çerezi ile dolu çeyiz sandığı, mühimmat sandığı gibi değildir! Çeyiz sandığı Leyla’yı güldürür, silah sandığı Mecnun’u ağlatır. Bir de seçim sandığı vardır. Sancak, bayrak, mehter, kılıç, kös, tuğ, yüzük, değnek, gömlek, dernek ve devlet ondadır. Milli irade, sekinet, imtihan soruları ve gelecek onda saklıdır. Mühür, kahır, kader ve keder onda gizlidir. Bu sandık, Talut’u getirir Calut’u götürür, Harun’u güldürür Karun’u ağlatır, Davud’u şah eder Firavun’u mat eder. Ne de olsa fındık leblebinin kardeşidir lakin huyları aynı değildir. Fındık, çikolata ile karışınca alkol misali şişede durduğu gibi durmazmış Nalan! Gülersin değil mi ah seni gidi Fındıkkıran! Yıllar önce Sarkan, Kemal amcasının dilinden şımarık mirasyedilere şöyle sesleniyordu: “Yılanı kavından, çıyanı deliğinden çıkaran! Kaderin postallı belası! Yakalarsam şak şak şak! Takmış boynuna halkın para çantasını, beni tam orta yerimden çatlatıyor. Ağzına falım sakızını almış arsız hırsız patlatıyor. Belki de bu yüzden kırıldım ona ortağı olamadım, sığar mı adamlığa değişti mi bu tüzük diye soramadım! Çekmiş yüzüne gözüne tavuk karasını hâkim karşısında kırıtıyor, acı acı gülerek sırıtıyor. Bir de milletin karşısına geçmiş utanmadan çatır çatır konuşuyor. Biz böyle mi gördük Atamızdan, ele güne rezil olduk. Eski köye yeni adet gelmiş, eyvah hepimiz mahvolduk! Ocağına düştüm Tek Adam! El aman!” Seksenlere seksen defadır bakıyoruz! Hele Ordu’nun dereleri yukarı bir aksa neler olacakmış neler! Lafa bak hizaya gel Dostum! Köprülerin altından çok sular geçti Azizim! Günaydın! OVİD tüneli açıldı! Yusufeli barajı taştı! Maçka yolları taşlı! Akçaabat elleri gözü yaşlı. Döngel hele Bayburt’a bak! Minyeli Abdullah ile konuş! Gümüşhane’de yatılı kal! Amasya’da misket oyna Kızılelma’yı seyret! Yeşilırmak’ta mola ver! Levendin ahbaplarına ve sahte çavuşlarına okkalı bir Tokat vur! Osmanlı tokadı gibi olsun. Artvin’e gitmeden Trabzon ekmeği ile hamsiyi götür afiyet olsun. En uçta kalan Sinop halkına tembih et. Rüzgâr çok şiddetli esiyor ve dalga boyu çok yüksek görünüyor. Yüzme bilmeyen denize girmesin ve piknik ateşi yakmasın! Şu günlerde herkes ağzındaki baklaya ve nohuda sahip olsun. Leblebi ve fındığı gevmeden yutmasın! Fındık kabuğunu doldurmayan çekişmelerden uzak dursun. Kalemin, dilin, gözün, kılıcın, pusatın ve okun ucuna dikkat etsin. Unutmayalım fındık dalda nohut yerde biter. Fıstık toprak altında yumru olarak biterse yer fıstığı, ağaçta yetişirse Antep fıstığı olur. Her şey fıstık gibi olacak Dostum! Ver İstanbul gazını kanmasın, aç Sarıyer gazozunu yanmasın! Karadeniz turunu tamamlamadan makalemizin istiap haddi doldu. Akdeniz seyahatinde görüşmek üzere. Kalın sağlıcakla! Nasip ise Antep fıstığını Şanlıurfa’da, yer fıstığını de Osmaniye’de yeriz. Haşlama yaş tuzlu yer fıstığı da harika oluyor. Anamur’dan biliyorum! Daha Diyarbakır karpuzu kesecektik Merdo! Haydi geç kalmayasın sen de gel Derdo!
Yazar Hakkında Hamdi ÖZ 06.08.2026 Geretsried-Gelting/DEUTSCHLAND |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Boş Kile Boş Ambar - 02/10/2026 |
| Unutmayalım ki boş başak dik durur lakin boş çuval ayakta durmaz! Boş laf karın doyurmaz! |
| En İyi Bağ Kendi Bağımızdır - 31/08/2026 |
| Dostlar!.. En iyi bağ, kendi bağımızdır. Ama unutmayın; bakarsanız bağ olur, bakmazsanız dağ olur. Sonunda ne makam kalır elinizde ne mekân. |
| NATO Kafa NATO Mermer - 18/07/2026 |
| FIFA ile kendi kalemize gol atıyoruz. NATO ile kendi kulemize top atıyoruz! Adamlar resmen reklam yoluyla alay ediyor. |
| Ağanın Yanında Bohça Açılmaz - 03/07/2026 |
| evlet babaya küsüp dağa çıkılmaz. Kimse devletten zengin değildir Devletin varlık fonunda biriken servete dokunulmaz. Körü körüne zengin ve fakir düşmanlığı toplumları felakete götürür. |
| Hamdi Baba Hipodromundan Sesleniyorum - 02/06/2026 |
| Yeminimiz olsun koştukça koşanlara, kıvılcımlar saçanlara, sabah sabah akına çıkanlara! Andımız olsun tozu dumana katanlara, düşman üzerine ansızın dalanlara! |
| Sürme Kalemi ile Divan Yazılmaz - 20/04/2026 |
| Kul azar Hak yazar. Allah yazmadıkça hiçbir kişi ya da devlet başka bir toplum ve ülkeye zarar veya fayda veremez. Hepsi de kudret kaleminin yazgısıdır. |
| Bakarsan Bağ Bakmazsan Dağ Olur - 24/02/2026 |
| Dağlar arzın göğe yükselen şehadet parmaklarıdır. Allah’ın varlığına birliğine kudretine ve azametine işaret eden dağlar, ilahi iletişim hattı vahyin çekim merkezleridir. |
| Ah Fırat Minel Irak!.. - 19/01/2026 |
| Sor bakalım Celal Ağa! Ah Fırat beynel Irak, nettin Sarı gelini? Vah Yeşilırmak, nerden aldın rengini? Eyvah Dicle, niçin yıktın bendini? |
| Değirmen İki Taştan Muhabbet İki Baştan - 10/01/2026 |
| Kur’an-ı Kerim’de Allah yolunda saf bağlayarak çarpışan mücahitler taşları birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam binaya benzetilir. |
Devamı |