Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Oruç İnsanın Gözünü Ve Gönlünü Açar
10/03/2026
Oruçla Ruh Sonsuz Ufuklara Yelken Açar Biz mü’minlerin yeryüzündeki varlık gayesi; Kur’ânî ifadeyle birr’i, takvâyı ve ma‘rûfu ikame etmek; münkeri bertaraf etmektir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: **كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ…** “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz…”[i] Bu ilahî hitap, ümmet olmanın merkezine sorumluluğu; sorumluluğun merkezine de takvâyı yerleştirir. I. Ramazan: Rahmetin Kuşatıcı İklimi Ramazan yalnızca bir takvim ayı değildir; o, rahmetin sağanak sağanak indiği, mağfiretin çağlayanlar gibi aktığı bir tezkiye mevsimidir. Bu ayda zaman mukaddesleşir, mekân ruh kazanır; gündüz sabırla, gece kıyamla dirilir. Nebevî beyan bu hakikati haber verir: “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur.”[ii] Demek ki bu ayda hayra meyil kuvvet bulur, şer zayıflar. Adeta rahmet kulun üzerine baskın yapar; günah işlemeye göz açtırmaz. II. Oruç: Nefsi Diz Çöktüren İlâhî Reçete Oruç imsakla başlar. İmsak; tutmak, kendini zapt etmek demektir. Fakat bu yalnızca lokmayı tutmak değildir; bu, nefs-i emmâreyi dizginleme ameliyesidir. Cenâb-ı Hak oruçla bize kendimizi tutturur; bizi, bize karşı uyanık kılar. Açlık, kalınlaşmış gaflet perdelerini inceltir. Kalp hassaslaşır. Merhamet artar. Şuur derinleşir. Rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ’nın Hz. Îsâ’ya: “Ey Îsâ! Acık ki beni göresin.”[iii] buyurduğu nakledilir. Buradaki “görmek”, basar ile değil; basîret iledir. Açlık, varlığı şeffaflaştırır. Kul mahlûkatta kudreti, nimette Mün‘im’i, fakirde Rabbini okumaya başlar. Bir hadis-i kudsîde ise şöyle buyrulur: “Ey Âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin… Acıktım, beni doyurmadın…”[iv] Bu hitap, kulun kalbini sarsar. Çünkü açlığı tadan, açın hâlini anlar. Oruç, gözü açar; gönlü uyandırır; insanı insan kılar. Yine bir başka hadis-i kudsîde: “Kulum bana nafilelerle yaklaşır; nihayet onu severim. Onu sevince işiten kulağı, gören gözü, tutan eli olurum…”[v] Bu hâl, tasavvufun ifadesiyle fenâ fi’t-tâat ve bekā billâhtır. Nitekim Cibrîl hadisinde ihsan: “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmendir…”[vi] şeklinde tarif edilmiştir. Oruç, işte bu ihsan ufkuna kanat çırpmaktır. III. Oruçta Farklı Hâller Vardır Oruç tek boyutlu bir ibadet değildir; onun zahiri vardır, bâtını vardır; şekli vardır, sırrı vardır. Oruçta farklı hâller vardır: Aç kalarak doymak… Vererek sahip olmak… Susarak konuşmak… Çekilerek yaklaşmak… Eksilerek çoğalmak… Zahirde mide boşalır; hakikatte kalp dolar. Lokma azalır; şuur artar. Nefis zayıflar; ruh güçlenir. Aç kalan beden değil; taşkın arzulardır. Doyan mide değil; marifet arayan kalptir. Oruç, kulun kendinden çekilip Rabbine yaklaşmasıdır. Nefis bir adım geri durdukça, rahmet iki adım ileri gelir. Kul verdiğini kaybetmez; bilakis verdiğiyle sahip olur. Çünkü hakikatte sahiplik, elde tutmakla değil; emaneti sahibine teslim etmekle mümkündür. Vererek sahip olmak… İnfakla eksilmemek… Aksine bereketle çoğalmak… Bu sır, dünya matematiğiyle değil; rahmet matematiğiyle anlaşılır. Aç kalarak doymak ise daha derin bir sırdır. Açlık, kalbin pasını siler. Nefsin gürültüsü azaldıkça ruhun sesi duyulur. İnsan sustukça içindeki ilahî hitabı işitir. İşte o zaman kul, açlıkla Hakk’a doyar. Oruç, insanı kendi merkezinden çıkarıp ilahî merkeze taşır. Benlik çözülür, ubûdiyet billurlaşır. Kul anlar ki: En büyük kazanç, vazgeçebilmektir. En büyük sahiplik, teslimiyettir. En büyük doygunluk, Allah’a yöneliştir. İşte bu yüzden oruç, sadece bir perhiz değil; bir irfan yolculuğudur. IV. Oruçla Ruh Sonsuz Ufuklara Yelken Açar! Oruç zahirde açlık; hakikatte marifet kapılarını aralayan ilâhî bir anahtardır. Ruh, oruçla ağırlaşmaz; bilakis hafifler. Nefis küçülürken ruh genişler. Kul, dar bir benlik kıyısından çıkar; rahmetin sonsuz ufuklarına doğru yelken açar. Bu bir mahrumiyet değildir; lütufla kuşatılmadır. Bu bir eksilme değil; arınarak çoğalmadır. Bu bir aç kalma değil; Hakk’a doymadır. Her iftar, vuslatın küçük bir provasıdır. Her sahur, dirilişin müjdesidir. Seher vakti kalp, rahmete en açık hâlini yaşar. Oruç, ruhu Sonsuzluk Deryası’na taşıyan bir gemidir. Yeter ki kul, dümeni takvâya; rotayı rızâya; yelkeni ihlâsa çevirsin. V. İtikâf: “Fefirrû İlallâh” Emrine İmtisal Aslında itikâf sünneti, kulun ilahî davete fiilî bir icabetidir. Cenâb-ı Hak: فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ “Öyleyse Allah’a kaçın!”[vii] buyurmaktadır. Bu hitap, sıradan bir yöneliş çağrısı değildir; bu bir hicret emridir. Günaha, gaflete, dünyevî dağınıklığa karşı; Hakk’a doğru bir firardır. İtikâf, işte bu firarın mekâna bürünmüş hâlidir. Kul, mescide kapanırken aslında dünyaya değil; dağınık benliğine kapanır. Gürültüden, alışkanlıktan, hızdan, tüketimden uzaklaşır. Çünkü Allah’a kaçış, önce nefsin kalabalığından kaçıştır. Fakat bu kaçış bir uzaklaşma değil; bir yakınlaşmadır. Bir terk ediş değil; bir aslına dönüşüdür. Kul, itikâfla “fabrika ayarlarına” dönmelidir. Yani fıtratına… Zira insanın hakikî ayarı, fıtrat-ı selîmedir. Resûl-i Ekrem (sav): “Her doğan fıtrat üzere doğar…”[viii] buyurmuştur. Demek ki insanın özünde tevhid vardır, saflık vardır, istikamet vardır. Fakat zamanla kalp bulanır, istikamet şaşar, ruh yorulur. İşte itikâf, bu yorgun ruhun sükûnete çekilmesidir. Kul önce susar… Sonra dinler… Sonra anlar… Sonra yönelir… İtikâf, kalbin iç muhasebesidir. Nefsin tasfiyesi, ruhun tasfiyesidir. Kalabalıklar içinde kaybolan benliğin yeniden toparlanmasıdır. Allah’a kaçmak, mekân değiştirmekten önce yön değiştirmektir. Kıbleyi sadece bedenle değil; kalple de çevirmektir. Kul, itikâfta kendini arar; ama bulduğu şey kendisi değil, Rabbidir. Çünkü insan kendine indikçe, aslında Rabbine yaklaşır. Gerçek firar; günahtan sevaba, gafletten zikre, kesretten vahdete kaçıştır. Ve nihayet kul anlar ki: Allah’a kaçmak, O’ndan başka her şeyden vazgeçmektir. Tasavvufî Bir Hakikat Hak erenler demiştir ki: “Her şeyin Sahib’ini razı eden kimseyi, Allah her şeye sahip kılar.” Bu sırra işaretle Niyazi Mısri şöyle seslenir: “Kulluğa bel bağlar isen Şâm u seher ağlar isen Sular gibi çağlar isen Tez bulunur umman sana.” [ix] Kullukta sebat eden, ummana kavuşur. Oruçla incelen kalp, ilahî feyze mazhar olur. Dua Ya Rabbi! Gözümüzü ve gönlümüzü Kur’ân’a aç! Hanelerimizi Ramazan’la bereketlendir! Sözlerimizi Sünnet’le hikmetlendir! Tutmuş ve tutacağımız oruçları; nefsimizi terbiye eden sıradan bir ibadet değil, Sonsuzluk Deryası’nın ufuklarına yelken açtıran mânevî seferler eyle! Bizi açlıkla arındır, sabırla olgunlaştır, şükürle yücelt. Oruçlarımızı Senin rızâ sahillerine varan selâmet gemilerine dönüştür. Seherleri gafletle geçirmeyen, iftarları şükürle taçlandıran bahtiyar kullarından eyle. Âmin. “Rahmetin sağanak sağanak indiği, rahmet ve mağfiretin kapılarının ardına kadar açıldığı Ramazan-ı Şerîf’in en kıymetli, en nurlu ‘inci’ günlerini idrak ettiğimiz bu ateşten kurtuluş günleri olduğu müjdelenen mübarek vakitlerde aziz okuyucularımızın mübarek Ramazanlarını gönülden tebrik ediyorum. Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenen o müstesna Kadir Gecesi’ne doğru adım adım yaklaşırken; Rabbimizin bizleri bu kutlu gecelerin feyzine, rahmetine ve mağfiretine mazhar olan bahtiyar kullarından eylemesini niyaz ediyor, bu mübarek zamanların bereketinden nasiplenebilmek ümidiyle kıymetli dualarınızı istirham ediyorum.” “Her geceniz Kadir, her gördüğünüz Hızır olsun.” Yazar Hakkında Dr. Celalettin KANDEMİR 10.03.2026 - Herborn / ALMANYA [i] Âl-i İmrân 3/110. [ii] Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, thk. Muhammed Züheyr b. Nâsır en-Nâsır (Dımaşk: Dârü Tavki’n-Necât, 1422/2001), “Savm”, 5; Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc, el-Câmiʿu’s-Sahîh, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî (Beyrut: Dârü İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts.), “Sıyâm”, 1. [iii] Ebû Nuaym Ahmed b. Abdillâh el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ ve Tabakātü’l-Asfiyâ (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1409/1988), 10/25. (Rivayet zayıf kabul edilmiştir.). Not: “Ey Îsâ! Acık ki beni göresin” rivayeti sahih hadis kaynaklarında yer almaz; tasavvufî literatürde zayıf senedle nakledilmiştir. [iv] Müslim, Sahîh, “Birr”, 43. [v] Buhârî, Sahîh, “Rikāk”, 38. [vi] Müslim, Sahîh, “Îmân”, 1; Buhârî, Sahîh, “Îmân”, 37. [vii] ez-Zâriyât 51/50. [viii] Buhârî, Sahîh, “Cenâiz”, 92; Müslim, Sahîh, “Kader”, 22. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Tilavetten Hayata: Kur’an’la Hemdem Olmanın Bereketi - 15/03/2026 |
| Mümin için Kur’an tilaveti, Allah ile sohbet etmek, O’nun kelamına muhatap olmak demektir. Nitekim büyükler, "Rabbinizle aranızı düzeltin" emrini en güzel şekilde Kur’an’a sarılarak yerine getirmişlerdir. |
| ABD ve İsrail’in İran Politikası Üzerinden Ortadoğu’yu Yeniden Dizayn Etme Çabası - 03/03/2026 |
| Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran karşısında giderek sertleşen tutumu, yalnızca iki devlet arasındaki konjonktürel bir gerilim değildir. |