Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Saha Expo 2026 Fuarı - Yıldırımhan Füzesi Ve Hatırlattıkları
10/05/2026
SAHA EXPO 2026 FUARI - YILDIRIMHAN FÜZESİ ve HATIRLATTIKLARI: “Fatih Ruhlu - Fetih Vizyonlu Gençler!” “Nebevî Vizyonun (Geçte Olsa) Hayata Geçirilmesi” Öncelikle CHP lideri Özgür Özel’in son SAHA EXPO 2026 Fuarı ziyaretini ve burada yaptığı övgü dolu açıklamaları; Türkiye’nin son çeyrek asırda ortaya koyduğu artık karşı konulamaz seviyeye ulaşan stratejik Millî Savunma Sanayi hamlelerinin toplumun bütün kesimlerinde meydana getirdiği güçlü etkinin bir yansıması olarak değerlendiriyorum. Bugün sadece Balkanlar, Afrika ve İslam coğrafyası değil; Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok devletin, ayyıldızlı al bayrağın temsil ettiği güven ve caydırıcılık şemsiyesi altında yer alma arayışında olduğu görülmektedir. Bu durum, Türkiye’nin ağır fakat emin adımlarla yürüttüğü uzun vadeli stratejik devlet aklının bir sonucudur. Deve yürüyüşü misali… Çölde ağır ilerliyor gibi görünür; fakat uzun menzilli yürür, hedefinden şaşmaz ve nihayetinde en uzak mesafeleri kat eder. Türkiye’nin savunma sanayiindeki son yıllardaki yükselişi de tam olarak böyledir. Gemisini sessiz ve derinden yürütmektedir. Hz. Peygamber’in (sav): “Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır!”[i] hadis-i şerifi birlikte okunduğunda, aslında ümmetin önüne konulan stratejik hedefin mahiyeti daha net anlaşılmaktadır. Hadiste geçen “remy/ atmak” kavramı, klasik dönemde ok, mızrak ve mancınık gibi uzak menzilli harp araçlarını ifade etmekteydi. Ancak İslam düşüncesinin temel prensiplerinden biri olan “zamanın değişmesiyle araçların değişmesi” hakikati gereği, bugün bu kavram; füze sistemleri, roket teknolojileri, hava savunma sistemleri, SİHA’lar, uydu teknolojileri ve yüksek hassasiyetli savunma platformları şeklinde okunmalıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de: وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ buyrularak: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın…”[ii] emri verilmiştir. Burada geçen “kuvvet” kavramının Hz. Peygamber tarafından “atmak/ fırlatmak” şeklinde tefsir edilmesi son derece dikkat çekicidir.[iii] Bu bağlamda düşünüldüğünde, çağımızın füze, roket, hava savunma sistemleri ve stratejik caydırıcılık unsurları; hadisin işaret ettiği “kuvvet” anlayışının modern dünyadaki karşılıkları olarak okunabilir. Çünkü burada işaret edilen şey yalnızca savaş değil; çağın teknolojik üstünlüğünü elde etme mecburiyetidir. Dolayısıyla Türkiye’nin özellikle son çeyrek asırda Millî Savunma Sanayi alanında ortaya koyduğu hamleler; yalnızca teknik veya ekonomik başarılar değil, aynı zamanda tarihî ve medeniyet perspektifi taşıyan büyük bir zihniyet dönüşümüdür. Bu sebeple Türk milletinin zamanın ruhunu doğru okuyarak savunma teknolojilerinde yaptığı atılımları; sadece politik bir tercih değil, aynı zamanda ümmetin yeniden ayağa kalkmasına yönelik tarihî ve nebevî bir sorumluluğun ifası şeklinde değerlendirmek son derece anlamlıdır. Bugün henüz istenilen seviyeye tam olarak ulaşılmış olmasa da; önemli olan iradenin ortaya konulmuş olmasıdır. Çünkü: “Başlamak, bitirmenin yarısıdır.” 2000’li yılların başında, 1988 yılında ROKETSAN’ın kuruluşu ile başlayan Türkiye’nin geliştirdiği millî füze sistemleri, uzun menzilli savunma platformları ve son dönemde gündeme gelen “YILDIRIMHAN” benzeri stratejik kıtalararası balistik füze projeleri; sadece askerî başarı değil, aynı zamanda tarihî bir medeniyet iddiasının yeniden ayağa kalkışıdır. Dolayısıyla bugün görülen tablo, bir anda ortaya çıkmış bir gelişme değil; yaklaşık 40 yıla yaklaşan stratejik devlet politikası, mühendislik birikimi ve savunma sanayii ekosisteminin sonucudur.[iv] Asırlardır geri bırakılmış, parçalanmış ve edilgen hâle getirilmiş İslam dünyasının yeniden ayağa kalkabilmesi; ancak bilgi, teknoloji, strateji, yüksek ahlâk ve ortak akıl ekseninde mümkündür. Burada özellikle dikkat çekici olan husus şudur: ABD, Rusya ve diğer küresel güçler, çoğu zaman sahip oldukları en ileri teknolojiyi doğrudan sahaya sürmezler. Kamuoyuna sundukları sistemlerin arka planında çoğu zaman birkaç kademe daha ileri teknolojiler bulunmaktadır. Devlet aklı ve stratejik güvenlik mantığı bunu gerektirir. Fatih Ruhlu - Fetih Vizyonlu Gençler! İşte tam bu noktada Fatih Sultan Mehmed (öl. 1481) ile günümüz Türkiye’sinin savunma sanayii hamleleri arasında dikkat çekici dört tarihî benzerlik görülmektedir. Bunlardan birincisi; bugün bu stratejik teknolojileri hayata geçiren kadroların büyük ölçüde yaş ortalaması oldukça genç olan mühendislerden oluşmasıdır. Ortalama yaş: o 33–34 civarında. ● Buna karşılık: o ABD ve Avrupa savunma sanayiinde yaş ortalamasının çoğu yerde 50 yaşın üzerinde olduğu ifade ediliyor. Bu veriler bu tezimizi ciddi biçimde destekliyor: “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşlarda olan genç mühendisler bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde yeni bir medeniyet yürüyüşünün öncüsü hâline gelmektedir.” Bugün Türkiye’nin İHA, SİHA, füze ve savunma teknolojileri alanındaki başarılarının arkasında; yaş ortalaması 30’lu yaşların başında olan genç mühendis kuşakları bulunmaktadır. Bu durum, Fatih Sultan Mehmed’in genç yaşta ortaya koyduğu büyük medeniyet hamlesiyle dikkat çekici tarihî benzerlikler taşımaktadır. Bu bağlantı: ● gençlik, ● teknoloji, ● fetih ruhu, ● stratejik vizyon, ● medeniyet inşası arasındaki bağı oldukça kuvvetlendiriyor. Nitekim Özgür Özel de SAHA EXPO ziyaretinde bu hususa dikkat çekerek, Türkiye’de uzun yıllar konuşulan “beyin göçü”nün tersine dönmeye başladığını ifade etmiş ve bu konuda önemli bir hakkı teslim etmiştir. İkinci olarak; Fatih Sultan Mehmed’in de Hz. Peygamber (sav) tarafından müjdelenen kutlu hedefi gerçekleştiren büyük bir strateji ve medeniyet dehası olmasıdır. Üçüncü benzerlik ise nasıl ki Fatih’in önünde; Molla Güranilerin, Molla Hüsrevlerin, Akşemseddinler gibi muhterem hocaları var ise, bugün de bu pırıl pırıl gençlerin önlerinde, başta Selçuk ve Haluk Bayraktar olmak üzere rahmetli Necmeddin Erbakan gibi dahi ve Cumhurbaşkanımız Sn. R. Tayyip Erdoğan gibi dünya lideri vardır. Dördüncü benzerlik; Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul’un fethinde kullanılan bazı kritik teknolojiler ve mühendislik birikimleri gerçekten çok uluslu bir bilgi transferiyle ortaya çıkmış olmasıdır. Bunun en meşhur örneği: ● Macar asıllı top ustası Urban (Orban/Urbain) tarafından geliştirilen büyük şahi toplardır. Fatih Sultan Mehmed yalnızca askerî güç kullanmamış; dönemin: ● mühendislerini, ● teknik uzmanlarını, ● haritacılarını, ● döküm ustalarını, ● dil bilen devlet adamlarını, ● farklı coğrafyalardan gelen ilim ve sanat ehillerini Osmanlı bünyesinde toplamayı başarmıştır. Bu yönüyle bakıldığında Fatih’in: ● “stratejik insan kaynağı yönetimi”, ● “teknoloji transferi”, ● “uluslararası uzman istihdamı” ● ve “beyin gücünü devlet hedefi doğrultusunda kullanma” konularında çağının çok ilerisinde olduğu söylenebilir. Dolayısıyla SAHA EXPO 2026 bağlamında şu paralelliği kurmamız mümkündür: Fatih Sultan Mehmed nasıl ki İstanbul’un fethinde dönemin en ileri mühendislik bilgisini, farklı coğrafyalardan gelen uzmanları ve çağının teknolojik imkânlarını büyük bir stratejik vizyonla bir araya getirdiyse; bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde ortaya koyduğu yükseliş de yerli mühendislik kapasitesiyle birlikte küresel bilgi akışını doğru okuyabilen stratejik devlet aklının bir sonucudur. Burada özellikle “tersine beyin göçü” vurgunuz da çok anlamlı duruyor. Çünkü bugün: ● Türk mühendislerin yurda dönüşü, ● savunma sanayii ekosistemlerinin büyümesi, ● teknopark kültürü, ● üniversite-sanayi iş birlikleri, ● uluslararası teknoloji ortaklıkları Bütün bunlar çerçevesinde, SAHA EXPO 2026 vizyonu modern dönemin “fetih hazırlıkları” olarak okunabilir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethinde kullandığı büyük askerî ve teknolojik yeniliklerin arka planında; yalnızca askerî cesaret değil, aynı zamanda çağın ilim, mühendislik ve teknik birikimini farklı coğrafyalardan İstanbul’a taşıyan büyük bir stratejik akıl bulunmaktaydı. Bugün Türkiye’nin SAHA EXPO gibi platformlar üzerinden ortaya koyduğu savunma sanayii vizyonu da benzer şekilde; yerli mühendislik gücüyle birlikte küresel bilgi ve teknoloji birikimini millî hedefler doğrultusunda seferber eden yeni bir medeniyet perspektifi olarak okunabilir. Çünkü Fatih Sultan Mehmed gerçekten de dış dünyadaki ilim ve bilim çevrelerini yakından takip etmiş, farklı coğrafyalardaki âlimleri Osmanlı’ya kazandırmaya çalışmıştır. Bu noktada en önemli isimlerden biri: ● Ali Kuşçu (öl. 1474)’dur. Ali Kuşçu: ● Semerkant ilmî çevresinde yetişmiş, ● Uluğ Bey (öl. 1449)’in öğrencisi olmuş, ● astronomi, matematik ve kelâm alanlarında büyük ün kazanmıştı. Fatih, onun ilmî değerini fark ederek İstanbul’a davet etmiş ve büyük itibar göstermiştir. Ali Kuşçu’nun İstanbul’a gelişi: ● “Osmanlı ilmî hayatının yükselmesinde, ● medrese sisteminin güçlenmesinde, ● matematik ve astronomi çalışmalarının gelişmesinde” çok önemli bir dönüm noktası kabul edilir. Dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed yalnızca askerî teknoloji değil; ilim, astronomi, matematik ve mühendislik alanlarında da dış dünyadaki yetenekleri Osmanlı’ya kazandırarak bir çeşit “stratejik beyin transferi” gerçekleştirmiştir. Bu yönüyle SAHA EXPO bağlamında paralellik olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü: ● Fatih dönemi → Semerkant’tan İstanbul’a ilim transferi ● Günümüz Türkiye’si → Küresel teknoloji ağlarından savunma sanayiine bilgi transferi şeklinde okunabilir. Netice olarak; Fatih Sultan Mehmed’in Ali Kuşçu gibi dönemin en büyük ilim adamlarını İstanbul’a davet ederek oluşturduğu ilmî iklim; bugün Türkiye’nin savunma sanayii, yapay zekâ ve stratejik teknolojiler alanında tersine beyin göçünü teşvik eden vizyonuyla dikkat çekici tarihî benzerlikler taşımaktadır. Hiç şüphesiz Fatih’in, henüz 21 yaş gibi genç bir yaşta bu büyük müjdeye nail olmasının arka planında; onun üstün stratejik zekâsı, derin ilmî birikimi, çağının ötesini okuyabilen vizyonu ve kararlı devlet aklı çok önemli bir rol oynamıştır. Allah Teâlâ’nın Fatih Sultan Mehmed’e nasip etmesinin arka planında; -❗️zamanın en son teknolojisini kullanması, -❗️ gecesini gündüzüne katarak çalışması, -❗️ ve adaletle hükmetmesi gibi sebeplerin yanında, -❗️ Molla Güranilerin, Molla Hüsrevlerin, Akşemseddinler gibi muhterem hocaların önüne diz çöküp halis niyetle Allah’ın ismini “İla’yı Kelimetullah’ı yüceltme gayreti vardır. Nitekim Fatih’e atfedilen şu söz son derece dikkat çekicidir: “Eğer sakalımın bir teli benim ne yapacağımı bilseydi onu koparırdım.”[v] Bu söz; sadece bireysel tedbir değil, aynı zamanda devlet yönetiminde stratejik gizlilik, istihbarat disiplini ve öngörü ilkesinin özeti niteliğindedir. Aslında bu anlayış, İslam siyaset geleneğinde önemli bir prensip olan: “İşlerinizi gizlilik içerisinde yürütün.”[vi] hikmetinin tarih sahnesindeki tezahürlerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed yalnızca İstanbul’un değil; Trabzon’un, Bosna’nın ve bir medeniyet ufkunun da fatihidir. Bosna’nın fethi sırasında Fatih’in Saraybosna’da halkı toplayarak onlara kendi dilleriyle hitap ettiğine dair tarihî rivayetler; onun yalnızca askerî bir deha değil, aynı zamanda kültürel ve stratejik bir lider olduğunu göstermektedir.[vii] Çünkü Fatih öyle bir fatih idi ki; stratejisini en yakınındaki devlet adamlarından bile gizleyebilecek kadar derin bir ferasete sahipti. Biz buna “mümin feraseti” diyoruz. Nitekim hadis-i şerifte: “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.”[viii] buyrulmaktadır. Bugün Fatih’in yaşında olan gençlerimize düşen görev de tam olarak budur: Fatih’in yalnızca ismini taşımak değil; onun imanını, disiplinini, ilim aşkını, stratejik düşüncesini ve medeniyet idealini taşıyabilmektir. Henüz yirmi bir yaşında iken çağ kapatıp çağ açan bir fetihle meşgul olan bir gençliğin torunları olarak; bugünün gençleri de çağın teknolojisiyle, ilmiyle ve üretimiyle meşgul olmak zorundadır. Arif Nihat Asya’nın “Fetih Marşı”nda dile getirdiği şu mısralar bugün hâlâ aynı ruhu taşımaktadır: “Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan, Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan!”[ix] Ve yine: “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”[x] Bu çağrı; sadece romantik bir tarih hatırlatması değil, aynı zamanda bir medeniyet sorumluluğudur. Dolayısıyla Müslümanların, özellikle de Türk milletinin; savunma sanayii, stratejik teknoloji, yapay zekâ, füze sistemleri, uzay teknolojileri ve nükleer caydırıcılık alanlarında güçlü olmak zorunda olduğu açıktır. Bu bağlamda Türkiye’nin son yıllarda dost ve müttefik ülkelerle geliştirdiği teknoloji paylaşımı süreçleri de dikkat çekmektedir. Özellikle Ukrayna ile savunma sanayii alanında yürütülen motor teknolojileri iş birlikleri[xi] ile Pakistan’ın sahip olduğu stratejik birikim, İslam dünyasının müşterek savunma perspektifi açısından önem arz etmektedir. Dünyanın nükleer güce sahip tek Müslüman ülkesi konumundaki Pakistan’ın[xii] sahip olduğu teknolojik kapasitenin, uzun vadede İslam dünyasının ortak güvenlik vizyonu açısından stratejik bir anlam taşıdığı açıktır. Bu noktada mesele yalnızca silah üretmek değildir. Asıl mesele; ilim, hikmet, teknoloji ve medeniyet tasavvurunu yeniden inşa etmektir. Sonuç ve Değerlendirme Sonuç olarak; Osmanlı’nın son birkaç asırlık fetret döneminden bugüne uzanan süreçte Müslüman toplumların en büyük problemi; Kur’an ve sünnet ruhunu çağın idrakiyle yeniden okuyamaması olmuştur. Nitekim yaklaşık sekiz asır (781) boyunca İslam medeniyetinin ilim ve hikmet ufkunu temsil eden Endülüs âlimi İbn Rüşd (öl. 1198)’ün hayatı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Rivayete göre İbn Rüşd, ömrü boyunca sadece iki gün kitap okuyamamıştır:
Bu disiplin ve adanmışlık ruhu olmadan medeniyet inşa etmek mümkün değildir. Mehmet Âkif Ersoy (öl. 1936)’un Safahat’ta yer alan şu mısraları da aslında bugün gelinen süreci veciz biçimde özetlemektedir: “Çalışmak!.. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla…”[xiii] mısraları bugün de hâlâ geçerliliğini korumaktadır. M. Akif’in bu sözü, “Kader gayrete aşıktır” özdeyişinin bir tefsiri niteliğindedir. Çünkü rahmet; emek, gayret, ter ve fedakârlık üzerine iner. Batılıların ve Haçlıların, İslam’a ve Müslümanlara ait ne varsa her şeyi yok edip silmek isteseler de, Endülüs Emevî Devleti Elhamra Sarayı’nda yazan ve Endülüs medeniyetinin sembol şiarlarından biri hâline gelen ‘Ve lâ gâlibe illallah’ (Allah’tan başka galip yoktur) sözü tüm ihtişamı ve zarafetiyle dimdik ve ayakta durarak tarihin altın sayfalarına Geçmişten günümüze ulaşarak, asırların idrakine bu hakikati haykırmaya ve kıyamete kadar haykırmaya devam etmektedir… İşte bu gerçek, M. Akif’in; “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı!” beyitlerinin vücut bulmuş hâli gibidir.. Unutulmamalıdır ki: “Sefer bizden, zafer ise Kâdir-i Mutlak olan Allah’tandır.” Kendisinden önce, içinde sahabenin en seçkinlerinden biri olan ve âlemlerin Efendisi Hz. Peygamber’i (sav) 17 ay boyunca evinde misafir etme şerefine nail olan Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin de bulunduğu nice büyük şahsiyetlere nasip olmayan; uğruna yaklaşık 17 kez sefer düzenlenmiş olmasına rağmen hiçbir komutana müyesser olmayan o kutlu müjdeye nail olan Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve onun şahsında tüm ecdadımızı, şimdiden fethin 573. yıl dönümünde rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Başta Fatih Sultan Mehmed Han olmak üzere, bu büyük medeniyet yürüyüşüne emek vermiş bütün kahramanların ruhları şâd, mekânları Cennet-i Firdevs olsun! Fethin Yıldönümü, Yeni Fetihlere Vesile Olsun! Amin. Kaynakça Anadolu Ajansı arşivleri; Baykar ve Ukrspetsexport teknik iş birliği açıklamaları.Asya, Arif Nihat. Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor. İstanbul: Ötüken Yayınları, 2014. Arif Nihat Asya, “Fetih Marşı”, Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2014, 73. Beyhakî, Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin. Şuʿabü’l-Îmân. Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 2003. Ebû Dâvûd, Süleyman b. Eş‘as. Sünenü Ebî Dâvûd. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2009. Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakî, Şuʿabü’l-Îmân, 6/447. Ersoy, Mehmet Âkif. Safahat. İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 2021. Halil İnalcık. Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2007. International Atomic Energy Agency (IAEA) raporları.İbn Kesîr, İsmail b. Ömer. Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm. Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, ts. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/88. İnalcık, Halil. Devlet-i Aliyye. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2014. İnalcık, Halil. Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar. Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc. el-Câmiʿu’s-Sahîh. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts. Tirmizî, Muhammed b. Îsâ. el-Câmiʿu’s-Sahîh. Kahire: Mustafa el-Bâbî el-Halebî, 1975. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/SOM_%28missile%29?utm_source=chatgpt.com. ROKETSAN: Turkey's FocalPoint for Missile and Rocket; Technologies - Defence Turkey Magazine. Turkish Defence Industry's growing power – Defence. Turkey Magazine. Dr. Celalettin KANDEMİR 7 Mayıs 2026 - Herborn / ALMANYA [i] Müslim, “İmâre”, 167; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 23. Hadisin Arapça aslı: “أَلَا إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْيُ”. [ii] Kur’ân-ı Kerîm, el-Enfâl 8/60. [iii] İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, ts., IV, 88-89. [iv] 1988 yılında Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla ROKETSAN kuruldu. Amaç; Türkiye’nin kendi roket ve füze teknolojilerini tasarlayıp üretmesiydi. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Wikipedia Wikipedia. https://en.wiki pedia. org/wiki/SOM_%28missile%29?utm_source=chatgpt.com; ROKETS AN: Roketsan - Turkey's Focal Point for Missile and Rocket; Technologies - Defence Turkey Magazine. Turkish Defence Industry's growing power – Defence. Turkey Magazine). [v] Bu söz yaygın biçimde Fatih Sultan Mehmed’e atfedilmekle birlikte klasik birincil kaynaklarda kesin isnadı tartışmalıdır. Bk. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 2/85. [vi] Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakî, Şuʿabü’l-Îmân, 6/447. Hadis bazı muhaddislerce zayıf kabul edilmiştir. [vii] Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar, 214-220. [viii] Tirmizî, “Tefsîr”, 15. [ix] Arif Nihat Asya, “Fetih Marşı”, Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2014, 73. [x] Arif Nihat Asya, “Fetih Marşı”, 74. [xi] Türkiye-Ukrayna savunma sanayii iş birlikleri hakkında bk. Anadolu Ajansı arşivleri; Baykar ve Ukrspetsexport teknik iş birliği açıklamaları. [xii] Pakistan, 1998 yılında gerçekleştirdiği nükleer testlerle resmî nükleer güç statüsü kazanmıştır. Bk. International Atomic Energy Agency (IAEA) raporları. [xiii] Mehmet Âkif Ersoy, Safahat, İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 2021, 213. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Cumhuriyetin Enkazinda Doğan Bir Hafiz: Üzeyir Kandemir - 05/05/2026 |
| Bu çalışma babamın şahsında, Anadolu genelinde din eğitimi ve öğrenimini ve öğretimini sürdürülmesi, insanların inançları uğruna neleri göze alabileceğinin canlı bir hikayesidir. |
| İnsan, Allah Teâlâ’nın Biricik Sırrı ve Şaheseridir - 26/04/2026 |
| İnsanın bâtınında nice sırlar gizlidir. Bu sırlar, bir aynadan seyredilir gibi ancak mânevî idrakle kavranabilir. Bu mânevî aynadan bakabilen kişi için bütün cihan müşahede edilebilir. |
| Sanal Dünyanın “Karanlık Mecraları”: “Dijital Sokaklar”a, Bir Hadis Perspektifinden Bakış - 22/04/2026 |
| Günümüzde “karanlık” kavramı sadece fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda denetimsiz ve kontrolsüz alanlarıda ifade etmektedir. |
| Varoluşun Anlamı: Kulluk, Aşk ve Sorumluluk - 16/04/2026 |
| İnsanoğlunun kıymet ve değerin farkındalığını arttıracak güçlü bir niyazı, şu hakikati de ima eder: Kul olmak, insan için erişilebilecek en büyük makamdır. |
| Ve Lâ Gâlibe İllallah - 07/04/2026 |
| “ABD Despotizminin İran Karşısında Mağlubiyeti ve Türkiye’nin Başat Olduğu Yeni Dünya Düzeni” |
| Kıymetli Meslektaşlarıma 41. Yıl Nasihatim - 29/03/2026 |
| Sen öyle bir meslek icrâ etmektesin ki; bir insanın doğumundan ölümüne senin olmadığın, senin gönlüne dokunmadığın bir kişi bile yoktur. Yani beşikten mezara kadar görevlisin sen… |
| Dijital İstila: Ekranların Gölgesinde Yeni Savaş - 18/03/2026 |
| Savaş artık sınır boylarında değil; ekranların ardında, zihinlerin içinde yaşanmaktadır. Bugünün dünyasında algoritmalar, veri akışları ve içerik bombardımanı; klasik savaş araçlarının yerini almış durumdadır. |
| Tilavetten Hayata: Kur’an’la Hemdem Olmanın Bereketi - 15/03/2026 |
| Mümin için Kur’an tilaveti, Allah ile sohbet etmek, O’nun kelamına muhatap olmak demektir. Nitekim büyükler, "Rabbinizle aranızı düzeltin" emrini en güzel şekilde Kur’an’a sarılarak yerine getirmişlerdir. |
| Oruç İnsanın Gözünü Ve Gönlünü Açar - 10/03/2026 |
| Ramazan yalnızca bir takvim ayı değildir; o, rahmetin sağanak sağanak indiği, mağfiretin çağlayanlar gibi aktığı bir tezkiye mevsimidir. Bu ayda zaman mukaddesleşir, mekân ruh kazanır; gündüz sabırla, gece kıyamla dirilir. |
Devamı |