Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları
21/06/2026
ABD-İRAN GERİLİMİNİN ARKA PLANI VE TÜRKİYE’NİN DENGELİ DIŞ POLİTİKASININ STRATEJİK KAZANIMLARI Uluslararası ilişkiler literatüründe kriz dönemlerinde öne çıkan ülkeler, yalnızca askerî kapasiteleriyle değil; diplomatik manevra kabiliyetleri, tarihsel hafızaları ve bölgesel aktörlerle kurdukları çok katmanlı ilişkiler sayesinde stratejik değer kazanırlar. Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye’nin izlediği dengeli dış politika yaklaşımı, bölgesel istikrar açısından dikkat çekici sonuçlar üretmiştir. ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler uzun yıllar boyunca klasik müttefiklik çerçevesinde değerlendirilmiş olsa da özellikle son çeyrek asırda ortaya çıkan bölgesel gelişmeler, bu ilişkinin stratejik boyutunu daha görünür hâle getirmiştir. Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu eksenlerinde eş zamanlı diplomasi yürütebilen nadir ülkelerden biridir. Kanaatimce, T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü sessiz ve sonuç odaklı diplomasi trafiği, gerilimin yönetilmesinde önemli rol oynamış; tarafların karar alma süreçlerini doğrudan olmasa da kayda değer ölçüde etkilemiştir. ABD ve Ortadoğudaki en büyük müttefiki Türkiye arasında var olan müttefiklik Türkiye’nin son çeyrek asırda yaptığı aktif ve defakto hamleler sayesinde stratejik müttefikliğe evrildi. Dolayısıyla ABD’nin Ortadoğuda oyun kurarken bölge ülkeleri ve özellikle İran’a karşı hamlelerinde akıl alabileceği yetkinlikte ve tecrübede tek ülke olan Türkiye’dir. Zirâ İran’la en yakın temasta olan ve yüzyıllardır mücadele eden tek devlet Devleti Âliye’yi Osmaniye’dir. Osmanlı’dan beri bu devlet kültürü hâlen tüm politikalarda gözetilerek yürütülmektedir… Bu bağlamda Türkiye’nin İran’a ilişkin bilgi birikimi ve devlet hafızası ayrı bir önem taşımaktadır. Osmanlı-Safevî rekabetinden günümüze uzanan yaklaşık beş asırlık tarihsel süreç, Türkiye’ye İran’ın güvenlik algıları, bölgesel refleksleri ve stratejik öncelikleri konusunda benzersiz bir tecrübe kazandırmıştır.[i] Osmanlı-İran Rekabetinin Tarihsel Arka Planı Osmanlı Devleti ile İran’daki Safevî Devleti arasında XVI. ve XVII. yüzyıllarda çok sayıda savaş yaşanmıştır. Bu savaşların temel nedenleri; ● Mezhebî rekabet (Sünnî–Şiî ekseni), ● Doğu Anadolu, Irak ve Kafkasya üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, ● Ticaret yollarının kontrolü, ● Bölgesel liderlik iddiası olarak özetlenebilir.[ii] 1514 Çaldıran Savaşı, Osmanlı-Safevî mücadelesinin dönüm noktası olmuş; Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Safevî hükümdarı Şah İsmail’i mağlup etmiştir.[iii] Bunu takip eden yaklaşık bir buçuk asırlık dönemde taraflar arasında farklı safhalarda çok sayıda savaş gerçekleşmiştir. Mücadeleler sonucunda 1555 Amasya Antlaşması ve nihayet 1639 Kasr-ı Şirin (Zuhab) Antlaşması imzalanmıştır. Özellikle Kasr-ı Şirin Antlaşması, günümüz Türkiye-İran sınırlarının temelini oluşturan en önemli tarihî belgelerden biri kabul edilmektedir.[iv] Bu tarihî tecrübe, iki devlet arasında zaman zaman rekabet yaşansa da karşılıklı olarak devlet geleneklerine ve sınır güvenliğine dayanan bir denge kültürünün oluşmasını sağlamıştır. Türkiye’nin Güvenlik Tecrübesi ve Bölgesel Kapasitesi Türkiye, Kıbrıs Harekâtı sonrasında karşı karşıya kaldığı ambargolar, Soğuk Savaş dönemi güvenlik tehditleri, terör örgütleriyle mücadele süreci ve askerî müdahaleler gibi çok sayıda sınamadan geçmiştir. Özellikle son yirmi beş yılda savunma sanayiinde elde edilen yerlilik oranındaki artış, insansız hava araçları teknolojileri, elektronik harp sistemleri ve sınır ötesi operasyon kabiliyetleri Türkiye’nin bölgesel güç projeksiyonunu önemli ölçüde artırmıştır. NATO üyeliği Türkiye’ye önemli avantajlar sağlamakla birlikte Ankara son yıllarda kendi savunma ekosistemini güçlendirmeye yönelik politikalar da geliştirmiştir. Bu durum Türkiye’yi yalnızca askerî açıdan değil diplomatik açıdan da daha etkin bir aktör hâline getirmiştir. ABD-İran Gerilimi ve Türkiye Faktörü Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de İran başta olmak üzere bölgesel aktörlerle diplomatik kanallarını açık tutabilmesidir. Bu nedenle Türkiye, kriz yönetimi kapasitesi bakımından bölgesel istikrarın korunmasında önemli rol oynayabilecek ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye ve İran aynı topraklarda, aynı coğrafyanın insanlarından oluşan halkı sahip iki devlet olarak devlet gelenekleri köklü ve disiplinli ülkelerdir. Türkiye’nin Kıbrıs harbinden bugüne dek, dört bir tarafından dış güçlerin vekalet terörü marifetiyle yapmış oldukları zorlu sınamalar ve içeriden yapılan her on yıldaki darbeler onu çok daha dayanıklı hale getirmiştir. Bağımsızlık uğrunda vermiş olduğu şehitler onun teröre karşı dayanıklılığını güçlendirmiş, aktif bir orduya sahip dünyadaki saygı ülkelerinden biri haline getirmiştir. Türkiye’nin NATO ülkesi olma Türkiye’ye ekstra bir avantaj görülebilir. Fakat her ne kadar bu Türkiye’nin elini güçlendiriyor gibi olsa da aslında Türkiye’nin bir çok yönden ayağına bağlamış onu hantal bir ordu yapısına sokmuştur. Ne zaman ki 2000’li yılların başında tek siyasî parti başkanlığında (küçük ortağı saymazsak) koalisyon hükümetlerinin handikapindan kurtularak, kendi ayakları üzerine doğrulmuş ve özellikle milli Savunma Sanayi‘ndeki yaptığı ivme ile bölgesel güç haline gelmiştir… Gelinen noktada, Avrupa Birliği’nin silah ve askeri gücünden dolayı güvenlik şemsiyesi olarak -hayati öneme sahip ülke- diye itiraf ettikleri Türkiye, sadece AB ülkeleri için değil, Orta Doğu‘da tecrübesinden faydalanılacak önemli bir oyun kurucu ülkedir. Amerika’nın bu yönden tecrbesine daha fazla ihtiyacı olduğunu ABD- İran Savaşı göstermiş oldu. Nitekim Hürmüz Boğazı odaklı, 107 gündür yapılan büyük savaşın arka planında, ABD başkanı Trump’ın yapmış olduğu hamleler, sadece bir tüccar olan, Amerikalı yalnız kovboyun boyunu aşacak öneme haiz dış politika hamlelerinin CB. R.Tayyip Erdogan patentlidir diye düşünüyorum. Donald Trump’ın kendisinin her fırsatta sitayişle bahsettiği gibi CB. Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin görüşlerine sık sık başvurulduğunun aslında açık edilmesidir kanaatindeyim. Her ne kadar bu kamuoyuna ifade edilmese de -oynanan Satranç oyununun hamlelerinde Türkiye ayağının işaretleri görmemek bakar körlük olacaktır- diye düşünüyorum.. Bu gerçeği görebilmek için uluslararası ilişkilerde okur yazar olmaya gerek yoktur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süreli siyasi tecrübesi ve Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği çok boyutlu dış politika yaklaşımı da Ankara’nın diplomatik hareket alanını genişleten unsurlar arasında değerlendirilmektedir. Türkiye Açısından Stratejik Sonuçlar Türkiye’nin ABD, İran, Rusya, Körfez ülkeleri ve Avrupa ile aynı anda temas kurabilen çok yönlü diplomatik yapısı, son gelişmeler karşısında Ankara’ya önemli bir esneklik sağlamıştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna savaşında da gözetilerek uluslararası ilişkilerde Cumhurbaşkanı Erdoğanın ustalık döneminin bir avantajı olarak kabul edilebilir. Öte yandan İran’ın son yıllarda bölgede izlediği mezhep eksenli nüfuz politikalarının zayıflaması ve bazı vekil güçlerinin etkinlik kaybetmesi, bölgesel güç dengelerinde yeni bir tablo ortaya çıkarmıştır. Bu durumun Türkiye’nin hareket alanını genişletebileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde olduğu gibi kriz dönemlerinde taraflarla eş zamanlı iletişim kurabilme kabiliyeti de Türkiye’nin diplomatik değerini artıran önemli unsurlardan biri olmuştur. İbn Haldun’a atfedilen ve yaygın biçimde kullanılan “Coğrafya kaderdir” sözü çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik konum; onu yalnızca risklerle değil aynı zamanda önemli fırsatlarla da karşı karşıya bırakmaktadır.[v] Örneğin seçimle ve halkın ezici çoğunluğu ile seçilen Mısır’ın Şehit Cumhurbaşkanı merhum Mursi’den sonra geç te olsa ülkeler arasında ebedî düşmanlık ve ebedî dostluğun olmayacağı ilkesi içselleştirilerek başarılı bir sınav verilmiştir. Recep Tayyip Erdoğan’ın son çeyrek asırdan bu yana ülkenin başında olması, sadece Türkiye’de ve Orta Doğu’da değil dünyada en deneyimli lider olarak herkesçe kabul edilmesi de bu ateş çemberinde Türkiye’nin elini güçlendirmiştir. Yine bir kaç kör füzeyle savaşa çekilmek istenmesine rağmen bölgede burnu kanamadan çıkan tek ülke Türkiye’dir. Sonuç Türkiye’nin son dönemde izlediği dengeli dış politika, askerî güç kadar diplomatik kapasitenin de belirleyici olduğu yeni uluslararası sistemde Ankara’nın stratejik önemini artırmıştır. Tarihî devlet tecrübesi, NATO üyeliği, savunma sanayiindeki gelişmeler ve farklı aktörlerle aynı anda iletişim kurabilme yeteneği Türkiye’yi bölgesel krizlerde vazgeçilmez ülkelerden biri hâline getirmektedir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, ABD-İran geriliminin ortaya çıkardığı yeni jeopolitik tabloda Türkiye’nin diplomatik ve stratejik ağırlığının daha görünür hâle geldiği söylenebilir. Geçenki makalemizin birinde de ifade ettiğim üzere iki kadim rakip ülkenin birbirlerine karşı geri planda olsa ismi konulmamış bir mücadelesi ve rekabeti yüzyıllardır sürmektedir. Netice olarak; İran’ın mezhepçi politikasının en açık pratiği olan ve Orta Doğu‘daki Şia Hilâli denilen ve Suriyeli Lübnan’a ve bazı Körfez ülkelerini içine alan bu zorlu çemberde, yıllardır Türkiye’nin hızını kesmek için hamleler yapan İran’ın ABD ve İsrail ile girdiği son savaşta önemli ölçüde hırpalanmış ve güç kaybına uğramış olması da Türkiye için en büyük bir kazanım niteliğindedir.. Gelecek Makale: “DÜNYANIN İKİ ZIT KUTBUNDA YER ALAN İKİ SÜPER GÜÇ’ÜN ZEMİN KAYBEDİŞLERİ; “ABD’NİN İRAN’A, RUSYA’NIN DA UKRAYNA’YA KARŞI YENİLMELERİ (YENEMEMELERİ) NE ANLAMA GELMEKTEDİR?” (Cevap ve Muhtemel Yeni Makale Başlığı: “İKİ KUTUPLU DÜNYANIN RUHUNA FATİHA!” Yazar Hakkında Dr. Celalettin KANDEMİR 20.06.2026, Herborn/ ALMANYA Kaynakça (İSNAD 2)
[i] Osmanlı-Safevî ilişkilerinin başlangıcı ve tarihsel rekabet için bk. Osmanlı-Safevî İlişkileri. [ii] Osmanlı-Safevî savaşlarının temel nedenleri hakkında bk. Osmanlı-Safevî İlişkileri. [iii] Çaldıran Savaşı ve sonuçları için bk. Osmanlı-Safevî İlişkileri. [iv] Amasya Antlaşması (1555) ve Kasr-ı Şirin/Zuhab Antlaşması (1639) hakkında bk. Amasya Antlaşması; Zuhab Antlaşması. [v] “Coğrafya kaderdir” sözü yaygın biçimde İbn Haldun’a atfedilmekle birlikte aidiyeti konusunda akademik tartışmalar bulunmaktadır. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026 |
| Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat... |
| Camilere Kadar Giren Futbolizm - 07/06/2026 |
| Günümüzde futbol, sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkmış; ekonomik, kültürel, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan küresel bir fenomene dönüşmüştür. |
| Konforizm Arafat’a Kadar Ulaştıysa… - 02/06/2026 |
| Her ne kadar hacı adayları bu durumdan memnun olsalar da işin manevi arka planına basiret gözüyle bakıldığında, modern çağdaki bu değişimin, hatta dönüşümün çok da tasvip edilemeyeceği görülecektir. |
| “Uyuyan Yılan” Çin'in Geri Dönüşü - 20/05/2026 |
| “Dünya Sisteminde Güç Kayması, Batı’nın Çöküşü, Asya’nın Yükselişi ve Türk-İslam Medeniyetinin Yeni Jeopolitiği” |
| Karıncanın Çağrısı: “Evinize Dönün!” - 18/05/2026 |
| Kahvehane, Kafe Kültürü ve Müslüman Türk Toplumunda Kültürel Savrulma Üzerine Bir Değerlendirme |
| Saha Expo 2026 Fuarı - Yıldırımhan Füzesi Ve Hatırlattıkları - 10/05/2026 |
| Bugün sadece Balkanlar, Afrika ve İslam coğrafyası değil; Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok devletin, ayyıldızlı al bayrağın temsil ettiği güven ve caydırıcılık şemsiyesi altında yer alma arayışında olduğu görülmektedir. |
| Cumhuriyetin Enkazinda Doğan Bir Hafiz: Üzeyir Kandemir - 05/05/2026 |
| Bu çalışma babamın şahsında, Anadolu genelinde din eğitimi ve öğrenimini ve öğretimini sürdürülmesi, insanların inançları uğruna neleri göze alabileceğinin canlı bir hikayesidir. |
| İnsan, Allah Teâlâ’nın Biricik Sırrı ve Şaheseridir - 26/04/2026 |
| İnsanın bâtınında nice sırlar gizlidir. Bu sırlar, bir aynadan seyredilir gibi ancak mânevî idrakle kavranabilir. Bu mânevî aynadan bakabilen kişi için bütün cihan müşahede edilebilir. |
| Sanal Dünyanın “Karanlık Mecraları”: “Dijital Sokaklar”a, Bir Hadis Perspektifinden Bakış - 22/04/2026 |
| Günümüzde “karanlık” kavramı sadece fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda denetimsiz ve kontrolsüz alanlarıda ifade etmektedir. |
Devamı |