Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü
23/06/2026
Hayaller, Hayal Kırıklıkları ve Gurbetin Sessiz Acıları Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Hanau şehrinde, bu konuyla ilgili oldukça düşündürücü bir olaya bizzat şahitlik ettim. 35-38 yaşlarında genç bir karı koca ve iki evlatları vardı; biri kız, biri erkek. Adeta nur topu gibi iki çocuk… Urfalı çiftin her ikisi de psikolog. Türkiye’den yaklaşık bir yıl önce Almanya’ya göç etmişler. Oturdukları ev için aylık 1.300 Euro kira ödüyorlarmış. Ev sıradan bir Alman dairesinden farksızdı; ne lüks ne de dikkat çekici bir tarafı vardı. İçeriye girdiğimde özellikle mutfakları dikkatimi çekti. Mutfakları bile neredeyse bomboştu; insanın içine bir gariplik çöküyordu. Bir yıllık tecrübelerinin ardından Almanya’yı umdukları gibi bulamamışlar. Üstelik bu süreçte kültürel yabancılaşmayı ve kültür emperyalizmini iliklerine kadar hissettiklerini ifade ettiler. Bir ara Burak Bey ile baş başa sohbet etme fırsatımız oldu. Derin bir iç çekerek bana şöyle dedi: — “Hocam, buraların ne havası bize göre, ne suyu, ne de sokakları… Biz buranın yabancısıyız. Bu toprakların insanı değiliz. İnsan en çok kendi yerinde rahat ediyor, kendi memleketinde huzur buluyor. Özellikle şu iki evladımın geleceğini, maneviyatını ve terbiyesini düşündüğümde burada kalmanın doğru olmadığına kanaat getirdim. Bu yüzden dönmeye karar verdik.” Sözlerinde öfke değil, daha çok bir kırgınlık ve derin bir pişmanlık vardı. Dikkatimi çeken bir başka husus da şuydu: Kendileri çok muhafazakâr insanlar değillerdi. Hanımefendi mesture değildi, Burak Bey de beş vakit namazını kılan biri değildi. Buna rağmen çocuklarının manevi iklimi ve kültürel aidiyeti konusunda gösterdikleri hassasiyet doğrusu takdire şayandı. Kendisine: — “Peki, neden gelmeden önce daha kapsamlı bir araştırma yapmadınız? Keşke her yönüyle değerlendirip öyle karar verseydiniz.” diye sorduğumda, yüzünde buruk bir tebessüm belirdi ve şu cevabı verdi: — “Hocam, Türkiye’de öyle güçlü bir algı oluşturulmuş ki, maalesef insanlar o algının peşine takılıp gidiyorlar… Biz de kapıldık.” Bu sözleri söylerken gözlerinde, bir yıl boyunca yaşadığı hayal kırıklığının izlerini görmek mümkündü. Bu hikâye münferit bir hadise değildir. Son yıllarda Türkiye’den özellikle Almanya başta olmak üzere Batı ülkelerine yönelen yüksek eğitimli göçte dikkat çekici bir artış yaşanmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı “Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri”ne göre, yükseköğretim mezunlarının yurt dışına göç oranı 2015 yılında %1,6 iken 2023 yılında %2 seviyesine yükselmiştir. Göç eden mezunların tercih ettiği ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri %21,4 ile ilk sırada yer alırken Almanya %17,5 ile ikinci sırada bulunmaktadır.[i] Daha dikkat çekici olan husus ise Almanya’yı tercih edenlerin önemli bir kısmının bilgisayar mühendisliği, mühendislik ve teknoloji alanlarından mezun kişiler olmasıdır. TÜİK verilerine göre bilgi ve iletişim teknolojileri mezunlarında beyin göçü oranı %6,7’ye kadar yükselmektedir.[ii] OECD’nin 2025 yılında yayımladığı Uluslararası Göç Görünümü Raporu’na göre ise 2023 yılında OECD ülkelerine göç eden Türk vatandaşlarının sayısı yaklaşık 158 bine ulaşmıştır. Bu kitlenin yaklaşık %57’si Almanya’yı tercih etmiştir.[iii] Ancak istatistiklerin çoğu gidenleri kaydederken, geri dönenlerin hikâyeleri çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Sosyolojik araştırmalar ve saha gözlemleri, özellikle son yıllarda Almanya’da yaşayan bazı Türk ailelerinin yüksek kira bedelleri, yalnızlık, kültürel uyumsuzluk, çocukların kimlik ve aidiyet sorunları, yaşlanan ebeveynlerden uzak kalma ve beklentiler ile gerçekler arasındaki fark nedeniyle Türkiye’ye dönüş kararı aldıklarını göstermektedir. Ne var ki geri dönüşler çoğu zaman istatistiklere yansıyan rakamlardan ibaret değildir; her dönüşün arkasında yarım kalmış hayaller, ertelenmiş planlar ve insanın içine işleyen bir muhasebe bulunmaktadır. Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat zamanla anlıyor ki; aidiyet duygusu, kültür, maneviyat, aile çevresi ve insanın kendisini ait hissettiği atmosfer de en az maddi imkânlar kadar kıymetli. Kimi hikâyeler başarıyla sonuçlanırken, kimileri insanın yüreğinde ömür boyu taşınan bir gurbet sızısına dönüşüyor… Netice itibarıyla, yirmi iki yıldır gurbetin içinde yaşayan ve bu sızıyı yüreğinde taşıyan bir akademisyen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; buna benzer yüzlerce hikâyeye şahit oldum. Ne yazık ki insanımız çoğu zaman duvara çarpmadan yolunu sorgulamıyor. Hele ki işin içinde gençliğin verdiği cesaret, büyük hayaller ve biraz da gözü kara hevesler varsa, netice çoğu zaman beklendiği gibi olmuyor. Çünkü davulun sesi gerçekten uzaktan hoş geliyor. İnsanlar çoğu zaman algılar üzerinden karar veriyor; hakikati ise yaşayınca öğreniyor. Oysa algı ile olgu arasındaki mesafe bazen bir ömür kadar uzun olabiliyor. Bu mesafede nice hayaller yıkılıyor, nice umutlar sönüyor, nice hayatlar derinden yara alıyor. Belki de işin en acı tarafı şu: Hayatın provası yok… Yanlış hesapların telafisi her zaman mümkün olmuyor. Ve insan, kaybettiği yılları geri satın alamıyor. Çünkü hayat tek seferlik yaşanıyor; ne yazık ki tekrarını oynama imkânı da bulunmuyor. Netice olarak mesele, çoğu zaman zannedildiği gibi ekonomik başarı veya başarısızlık meselesi değildir. Çünkü Almanya’da tutunamayıp geri dönenler olduğu gibi; mesleğinde başarılı olmuş, yüksek gelir elde etmiş, kariyer basamaklarını tırmanmış olmasına rağmen yine de dönüş kararı alan çok sayıda insan vardır. Zira insan sadece ekmekle yaşamıyor… Çocuklarının kimlik bunalımı yaşaması, kültürel aidiyet duygusunun zayıflaması, aile büyüklerinden uzak geçirilen yıllar, yalnızlık, köksüzlük hissi ve manevi yabancılaşma; zamanla maddi kazanımların önüne geçebiliyor. Nitekim göç sosyolojisi literatüründe bu durum, “ekonomik entegrasyonun gerçekleşmesine rağmen kültürel ve psikolojik entegrasyonun eksik kalması” şeklinde ifade edilmektedir. Bu sebeple göç meselesine sadece maaş, gelir düzeyi veya yaşam standartları üzerinden bakmak eksik bir değerlendirme olacaktır. Asıl sorgulanması gereken husus, insanın kendisini nerede ait hissettiği, hangi kültürel iklimde huzur bulduğu ve çocuklarına nasıl bir gelecek bırakmak istediğidir. Belki de bu yüzden “göçün en ağır faturası banka hesaplarında değil, kalplerde ödenmektedir.” Çünkü göçün görünmeyen maliyeti; yalnızlık, aidiyet kaybı, kültürel yabancılaşma ve insanın yavaş yavaş kendi köklerinden uzaklaşmasıdır. Ve çoğu zaman bu bedel, maddi olarak hesaplanamayacak kadar ağırdır. Yazar Hakkında Dr. Celalettin KANDEMİR Herborn / ALMANYA Kaynakça
[i] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri 2023, erişim: 23 Haziran 2026. [ii] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri 2023; ayrıca değerlendirme için bk. Türkiye Today, “Turkish Graduates Continue Their Steady Migration with US, Germany as Top Choices”, 2025. [iii] OECD, International Migration Outlook 2025: Türkiye Chapter, Paris: OECD Publishing, 2025. | ||||
|
| ||||
Yorumlar | ||||
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın | ||||
Yazarın diğer yazıları | ||||
| ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026 | ||||
| Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ... | ||||
| Camilere Kadar Giren Futbolizm - 07/06/2026 | ||||
| Günümüzde futbol, sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkmış; ekonomik, kültürel, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan küresel bir fenomene dönüşmüştür. | ||||
| Konforizm Arafat’a Kadar Ulaştıysa… - 02/06/2026 | ||||
| Her ne kadar hacı adayları bu durumdan memnun olsalar da işin manevi arka planına basiret gözüyle bakıldığında, modern çağdaki bu değişimin, hatta dönüşümün çok da tasvip edilemeyeceği görülecektir. | ||||
| “Uyuyan Yılan” Çin'in Geri Dönüşü - 20/05/2026 | ||||
| “Dünya Sisteminde Güç Kayması, Batı’nın Çöküşü, Asya’nın Yükselişi ve Türk-İslam Medeniyetinin Yeni Jeopolitiği” | ||||
| Karıncanın Çağrısı: “Evinize Dönün!” - 18/05/2026 | ||||
| Kahvehane, Kafe Kültürü ve Müslüman Türk Toplumunda Kültürel Savrulma Üzerine Bir Değerlendirme | ||||
| Saha Expo 2026 Fuarı - Yıldırımhan Füzesi Ve Hatırlattıkları - 10/05/2026 | ||||
| Bugün sadece Balkanlar, Afrika ve İslam coğrafyası değil; Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok devletin, ayyıldızlı al bayrağın temsil ettiği güven ve caydırıcılık şemsiyesi altında yer alma arayışında olduğu görülmektedir. | ||||
| Cumhuriyetin Enkazinda Doğan Bir Hafiz: Üzeyir Kandemir - 05/05/2026 | ||||
| Bu çalışma babamın şahsında, Anadolu genelinde din eğitimi ve öğrenimini ve öğretimini sürdürülmesi, insanların inançları uğruna neleri göze alabileceğinin canlı bir hikayesidir. | ||||
| İnsan, Allah Teâlâ’nın Biricik Sırrı ve Şaheseridir - 26/04/2026 | ||||
| İnsanın bâtınında nice sırlar gizlidir. Bu sırlar, bir aynadan seyredilir gibi ancak mânevî idrakle kavranabilir. Bu mânevî aynadan bakabilen kişi için bütün cihan müşahede edilebilir. | ||||
| Sanal Dünyanın “Karanlık Mecraları”: “Dijital Sokaklar”a, Bir Hadis Perspektifinden Bakış - 22/04/2026 | ||||
| Günümüzde “karanlık” kavramı sadece fiziksel bir durumu değil, aynı zamanda denetimsiz ve kontrolsüz alanlarıda ifade etmektedir. | ||||
Devamı | ||||