• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Âşûre Günü: “Rahmet Ve Hüznün Buluştuğu Tarihî Bir Durak”
25/06/2026




ÂŞÛRE GÜNÜ: “RAHMET VE HÜZNÜN BULUŞTUĞU TARİHÎ BİR DURAK”

Giriş

İslâm tarihinin bazı günleri vardır ki, asırlar boyunca Müslümanların hafızasında hem sevinci hem de hüznü birlikte taşımıştır. Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûre Günü de bu müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bir taraftan ilâhî rahmetin ve kurtuluşun sembolü olarak kabul edilen hadiselerle anılırken, diğer taraftan Kerbelâ’da yaşanan büyük trajedi sebebiyle ümmetin ortak hüznüne dönüşmüştür.

Muharrem ayı, Kur’ân-ı Kerîm’de işaret edilen dört haram aydan biridir.[i] Hicrî yılın ilk ayı olması sebebiyle de Müslümanlar nezdinde ayrı bir değere sahiptir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ramazan’dan sonra en faziletli orucun Muharrem ayında tutulan oruç olduğunu bildirmiştir.[ii]

Âşûre Kavramının Kökeni

“Âşûre” kelimesi Arapça “on” anlamına gelen “aşara” kökünden türemiştir. Muharrem ayının onuncu gününü ifade eder. İslâmî kaynaklarda bu gün, başta oruç olmak üzere çeşitli ibadetlerle değerlendirilmiş; tarih boyunca Müslüman toplumlarda önemli bir dinî gün olarak kabul edilmiştir.[iii]

Âşûre Gününün Fazileti ve Oruç

Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Muharrem’in onuncu gününde oruç tuttuklarını görmüş, bunun sebebini sormuştur. Yahudiler, bu günün Allah Teâlâ’nın Hz. Musa’yı ve İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardığı gün olduğunu söylemişlerdir. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

“Biz Musa’ya sizden daha yakınız.” buyurmuş ve o gün oruç tutmuştur.[iv]

Başka bir hadis-i şerifte ise:

“Âşûre günü tutulan orucun, bir önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.” buyurmuştur.[v]

Bu sebeple İslâm âlimleri, yalnızca onuncu günü değil, dokuzuncu ve onuncu yahut onuncu ve on birinci günleri birlikte oruçla değerlendirmeyi tavsiye etmişlerdir.[vi]

İslâm Kültüründe Âşûre Günü

Müslümanlar arasında asırlardır anlatılagelen birçok rivayete göre, bazı peygamberlerin hayatında meydana gelen önemli hadiselerin Âşûre Günü’ne rastladığı kabul edilmiştir. Hz. Âdem’in tevbesinin kabul edilmesi, Hz. Nuh’un gemisinin tufandan sonra selâmete ulaşması, Hz. İbrahim’in ateşten kurtarılması, Hz. Yunus’un balığın karnından çıkarılması ve Hz. Eyyûb’un şifaya kavuşması bunlardan bazılarıdır.[vii]

Bu rivayetlerin önemli bir kısmı tarihî ve tasavvufî eserlerde yer almakla birlikte, hadis ilmi açısından aynı derecede kuvvetli kabul edilmemektedir. Ancak Müslüman halk kültüründe bu anlatılar, Âşûre Günü’nün bereket ve rahmet iklimini temsil eden hatıralar olarak yaşamaya devam etmiştir.

Âşûre Geleneği ve Paylaşma Kültürü

Türk-İslâm medeniyetinde Âşûre denildiğinde akla gelen ilk sembollerden biri de aşûre tatlısıdır. Rivayete göre Hz. Nuh’un gemisi tufandan sonra Cûdî Dağı’na ulaştığında gemide kalan çeşitli erzaklar bir araya getirilmiş ve bereket nişanesi olarak ortak bir yemek hazırlanmıştır. Tarihî kesinliği tartışmalı olmakla birlikte bu anlatı, paylaşmanın ve şükretmenin sembolü hâline gelmiştir.

Bu sebeple Osmanlı’dan günümüze kadar pek çok şehirde aşûre pişirilmiş, komşulara, fakirlere ve dostlara ikram edilmiştir. Böylece Âşûre, yalnızca bir tatlı değil; kardeşliğin, paylaşmanın ve toplumsal dayanışmanın adı olmuştur.

Bir Hatıranın Işığında: “Âşûre Günümüz Mübarek Olsun!”

Âşûre Günü etrafında oluşan bazı yanlış anlamaların toplumumuzda zaman zaman nasıl karşılık bulduğunu gösteren dikkat çekici bir hatıramı burada paylaşmak isterim.

2003 yılında Nevşehir Alibey Camii’nde görev yapıyordum. Her zaman yaptığım gibi caminin girişine yerleştirdiğim tebliğ tahtasında cemaatle güncel dinî ve tarihî bilgileri paylaşıyordum. Muharrem ayının onuncu günü münasebetiyle hazırladığım yazının en üstüne büyük harflerle şu başlığı yazmıştım:

“ÂŞÛRE GÜNÜMÜZ MÜBAREK OLSUN!”

Cemaatimiz arasında Batmanlı, emekli bir öğretmen ağabeyimiz vardı. Son derece saygın, kültürlü ve sohbetinden istifade ettiğimiz bir insandı.

O gün ikindi namazı çıkışında dikkatimi çekti. Her zamanki gibi musafaha edip “Allah kabul etsin” demeden, yüzü asık bir şekilde camiden ayrılmaya çalışıyordu.

Peşinden koştum.

Hocam hayırdır, bir sıkıntı mı var?

Birden durdu ve oldukça kırgın bir ses tonuyla:

“Bunu senden hiç beklemezdim hocam!” dedi.

Ne olduğunu anlayamamıştım.

“Hocam ne yaptım ki?” diye sordum.

Kolumdan tuttu, beni tebliğ tahtasının önüne götürdü ve parmağını doğrudan “MÜBAREK” kelimesinin üzerine bastırarak:

“İşte bunu beklemezdim!” dedi.

Hâlâ meseleyi çözememiştim. Çünkü ben o ifadeyi bilinçli olarak kullanmıştım. “Mübarek” kelimesi Kur’ânî bir kavramdı; bereket, hayır ve rahmet mânası taşıyordu. Yazdığım şey bir kutlama sloganı değil, günün manevî değerine işaret eden dinî bir ifadeydi.

Bunun üzerine bana şöyle dedi:

“Hocam! Peygamber Efendimizin ciğerparesi Hz. Hüseyin’in şehit edildiği bir güne nasıl ‘mübarek’ dersin?”

İşte o an mesele bütün açıklığıyla ortaya çıktı.

Muhterem öğretmenimiz, benim Hz. Hüseyin’in şehadetini kutladığımı zannetmişti.

Kendisine şunu ifade etmeye çalıştım:

Hiçbir Müslüman, bırakınız bir din görevlisini, Resûlullah’ın gözünün nuru Hz. Hüseyin’in şehadetini kutlamaz. Böyle bir düşünce, Müslüman vicdanının kabul edeceği bir şey değildir. Ancak Âşûre Günü’nün İslâm tarihinde sadece Kerbelâ’dan ibaret olmadığını da görmek gerekir. Bu gün, asırlardır oruçla, dua ile, tefekkürle ve hayır hasenatla değerlendirilen müstesna bir gündür.

Bu hatıra bana bir gerçeği daha öğretmiştir: Dinî kavramları değerlendirirken bağlamı kaybetmemek gerekir. Bir kelime bazen farklı zihinlerde farklı çağrışımlar doğurabilir. Bu yüzden hem konuşurken hem de dinlerken hüsnüzan sahibi olmak, Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunun önemli bir gereğidir.

Sonuç

Âşûre Günü, İslâm medeniyetinde asırlardır rahmet, bereket, şükür, ibadet ve paylaşma günü olarak değerlendirilmiştir. Oruçla ihya edilmiş, dualarla süslenmiş ve aşûre ikramlarıyla toplumsal dayanışmanın sembolü hâline gelmiştir.

Tabii ki Âşûre Günü, bu kadar cemal tecellilerinin yanı sıra, yukarıda zikrettiğimiz üzere Hz. Hüseyin’in ve beraberindeki Ehl-i Beyt mensuplarının Kerbelâ’da şehit edilmesi gibi büyük bir celâl tecellisine de sahne olmuştur. Kerbelâ hadisesi, Müslümanların ortak vicdanında derin bir yara ve asırlardır dinmeyen bir hüzün olarak yaşamaktadır.

Bu sebeple Âşûre Günü’nü değerlendirirken ne Kerbelâ’yı görmezden gelmek ne de günün bütün tarihî ve manevî boyutlarını yalnızca Kerbelâ’ya indirgemek doğru olacaktır.

Bu iki farklı olayın kendi bağlamları içerisinde değerlendirilmesi ve birbiriyle karıştırılmaması, Müslüman hassasiyetine uygun, kuşatıcı ve dengeli bir bakış açısını yansıtacaktır.

Bilvesile,

İslâm coğrafyasında yeni Kerbelâların yaşanmaması, Muharremlerin acının değil dirilişin ve kardeşliğin milâdı olması duası ve temennisiyle sözlerimi tamamlıyor; hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”

“ÂŞÛRE GÜNÜMÜZ MÜBAREK OLSUN!”


Yazar Hakkında

Dr. Celalettin KANDEMİR

10 MUHARREM 1448

Herborn/ ALMANYA

 


 

Kaynakça

  1. Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh.
  2. Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh.
  3. Gazâlî, Ebû Hâmid. Mükâşefetü’l-Kulûb.
  4. Britannica, “Ashura”. (Encyclopedia Britannica⁠)
  5. Anadolu Ajansı, “Müslümanların Dinmeyen Ortak Acısı: Kerbelâ”. (Anadolu Ajansı⁠)
  6. TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hür b. Yezîd”. (TDV İslâm Ansiklopedisi⁠)


[i] Tevbe Sûresi, 9/36.

[ii] Müslim, Sıyâm, 202.

[iii] Encyclopaedia Britannica, “Ashura”. (Encyclopedia Britannica).

[iv] Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 127. (Encyclopedia Britannica).

[v] Müslim, Sıyâm, 196.

[vi] Müslim, Sıyâm, 133-134.

[vii] İmam Gazâlî, Mükâşefetü’l-Kulûb; ayrıca halk arasında yaygın tarihî rivayetler.



50 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026
Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat...
ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026
Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ...
Camilere Kadar Giren Futbolizm - 07/06/2026
Günümüzde futbol, sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkmış; ekonomik, kültürel, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan küresel bir fenomene dönüşmüştür.
Konforizm Arafat’a Kadar Ulaştıysa… - 02/06/2026
Her ne kadar hacı adayları bu durumdan memnun olsalar da işin manevi arka planına basiret gözüyle bakıldığında, modern çağdaki bu değişimin, hatta dönüşümün çok da tasvip edilemeyeceği görülecektir.
“Uyuyan Yılan” Çin'in Geri Dönüşü - 20/05/2026
“Dünya Sisteminde Güç Kayması, Batı’nın Çöküşü, Asya’nın Yükselişi ve Türk-İslam Medeniyetinin Yeni Jeopolitiği”
Karıncanın Çağrısı: “Evinize Dönün!” - 18/05/2026
Kahvehane, Kafe Kültürü ve Müslüman Türk Toplumunda Kültürel Savrulma Üzerine Bir Değerlendirme
Saha Expo 2026 Fuarı - Yıldırımhan Füzesi Ve Hatırlattıkları - 10/05/2026
Bugün sadece Balkanlar, Afrika ve İslam coğrafyası değil; Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok devletin, ayyıldızlı al bayrağın temsil ettiği güven ve caydırıcılık şemsiyesi altında yer alma arayışında olduğu görülmektedir.
Cumhuriyetin Enkazinda Doğan Bir Hafiz: Üzeyir Kandemir - 05/05/2026
Bu çalışma babamın şahsında, Anadolu genelinde din eğitimi ve öğrenimini ve öğretimini sürdürülmesi, insanların inançları uğruna neleri göze alabileceğinin canlı bir hikayesidir.
İnsan, Allah Teâlâ’nın Biricik Sırrı ve Şaheseridir - 26/04/2026
İnsanın bâtınında nice sırlar gizlidir. Bu sırlar, bir aynadan seyredilir gibi ancak mânevî idrakle kavranabilir. Bu mânevî aynadan bakabilen kişi için bütün cihan müşahede edilebilir.
 Devamı