Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Bir İmamın Arkasında 30 Yıl
12/08/2026
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi – Formasyon Programı I. Dönem “Her çocuk kendi baba mesleğini yaparsa bunda çok başarılı olur” diyen ve son sınıf gelip çattığında “İmam olmazsan hakkımı sana helal etmem!” diyen muhterem babasının meslekî tecrübelerinin birçoğunu onunla bizzat yaşayarak edinmişti. Nevşehir’de babasının görev yaptığı Orta Bekdik Camii’nde ilk defa namaz kıldırdığında yaşı henüz 13 idi. Bu ilk imamlık tecrübesi onun için öylesine heyecanlı ve bir o kadar da mesuliyetli bir vazife idi. Bu görev, herkesin önünde; daha da önemlisi, âlemleri yoktan var eden Yüce Allah’ın huzurunda; arkasındaki her sınıftan Müslüman bireylerin de manevî sorumluluklarını omuzlarında büyük bir ağırlık olarak hissettiği bir görevdi. O gün bugündür milletin huzurunda; doğumundan ölümüne kadar, hayatın her safhasında onlarla beraber, iç içe olan mukaddes bir peygamber mesleğini âcizane deruhte etmeye çalışıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetiyle birlikteliği de böyle değil miydi? Artık istikametini bulmuş, rotasına oturmuş, uzun ince bir yola koyulmuştu… 1986 senesinin bahar aylarıydı. Ankara Kocatepe Camii o zaman inşaat hâlindeydi ve bugün Beğendik AVM olan alt katta kur’a çekecek; nasibine, babasının askerlik yaptığı Manisa vilayeti çıkacaktı. Çok geçmeden hazırlıklar yapıldı ve yuvadan uçma vakti gelmişti. Okuldan mezun olur olmaz bir mesleğe atılmanın sevincini ve heyecanını birlikte yaşıyordu. Fakat bu yolda dikenler çıkacaktı önüne, patika yollar çıkacaktı, tatlı yokuşlar aşacaktı. Hayatın her anını dolu dolu yaşamayı emreden yüce bir dinin hem temsilcisi hem de bir üyesi olarak toplumun bilinçlenmesi, hurafelerden arınması, çocuklarımızın sağlam itikadî temellerinin oluşması, vatan ve milletine sevdalı birer birey olarak yetişmesi için gayret göstermeye çalışacaktı. Bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında değişik camilerde imam-hatiplik ve Kur’an kursu öğretmenliği yaptı. Her mesleğin kendine has birtakım zorlukları olması doğaldı tabii ki. Toplumda bazen latife yoluyla ona, din görevlilerine karşı —biraz da onların hoşgörüsünden istifade ederek amiyane tabirle — “Hocam, salla başını, al maaşını” diyeceklerdi; fakat bu sözün “dışı onları, içi onu yakıyordu”. Günde beş vakit, yediden yetmişe, amirinden memuruna toplumun her sınıftan kişisinin önünde Yüce Huzur’a duruyordu. Vaazıyla, hutbesiyle, minarelerden Yüce Yaratan’ın ism-i celîlini ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) Resûlullah olduğunun şehadetini haykırıyordu. Doğumdan ölüme, sünnetten nikâha; yani kısaca beşikten mezara kadar o vardı bir toplumun inşasında. Bir bebek doğduğunda ilk önce onun kucağına verilirdi; sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okurdu. Elden ele, sonra gönülden gönüle büyüsün; en sonunda yine bu sefer ilden ile gönderilir —askere uğurlayıp sonra asker dönüşü gurbette iş hayatına atılsa bile, en sonunda cenazesi kendi köyünün mezarına dönüp dolaşıp gelir— ve yine tekrar o Hoca Efendi’nin elinde mezara götürülürdü. Yani toplumda herkese onun o mübarek elleri değmeden bir şey yapılmazdı. Bir meslek olarak ciddi fakat aynı zamanda sevecen, vakur fakat aynı zamanda mütevazı olabilmek; herkese eşit mesafede davranarak tüm toplumda bir denge unsuru olmak, içinde bulunduğu ortamların sigortası ve bu milletin çimentosu olmak onun esas misyonuydu. Herkes tatillerde izin kullanır; mesela şubat tatillerinde, yaz tatillerinde. Fakat o aksine bayramlarda bile full çalışır; hatta en kalabalık cemaatler cuma ve bayram namazlarından sonra, hafta sonları ve cumartesi-pazar günleridir. Onun için her gün; günde beş vakit, adeta bir “Veliler Toplantısı” gibidir. Bu yönden tatil ve seyahate hasretti o; fakat hiç şikâyet etmezdi bundan dolayı: “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Sahabe Efendilerimiz, Tâbiîn, İmam-ı Âzam izin mi kullandı? Onların emeklisi mi vardı?” der ve kendi kendisini bu güzel örneklerle teselli ederdi. İşte bizzat insanın kendisini eğitmek olan, her an Hakk’ın ve halkın huzurunda, her an gözlerin üzerinde olduğu birisiydi o. Anadolu’da bir tabir vardır: “Hocanın sarığı beyazdır, leke götürmez!” diye… Evet, toplumdaki algı sadece onun mesleği için böyleydi; bir an gelir herkes onun da bir insan olduğunu ve melek olmadığını unutur ve onu acımasızca eleştirirlerdi. Onun için o da günde beş vakit toplumun “önünde” birisi olarak durduğu yeri iyi biliyor ve hâliyle-kâliyle, kılığıyla-kıyafetiyle rol model olmaya gayret gösteriyordu. Bilirdi ki o, bu ümmetin Peygamberi de nezih giyinir, nezih konuşur, nezih gezerdi. Sahabeden birisi … deyince, Allah Resûlü (s.a.v.): “Hayır! Allah güzeldir, güzeli sever!” [i] buyruğuyla zaman zaman sohbetlerini süslerdi. Bütün bu yukarıda anlatılan zorlukları bizzat yaşamıştı; fakat bu zorlukların aşılmasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve Sahabenin yolu ve bu yolun kutlu yolcularının çilekeş hayatları ona pozitif enerji verecek ve teselli bulacaktı. Daha göreve ilk adım atıp on dokuz yaşında gurbete çıkarken muhterem babasının ona iki adet vasiyeti vardı. O, bu vasiyetleri hiç unutmadı. Bir nasihati şuydu babasının: “Oğlum! Artık yuvadan uçuyorsun; şimdi sana ne söylersem söyleyeyim artık boş… Bir şeyler aldıysan bu yaşına kadar benim hayatımdan almışsındır. Fakat sana iki şey söyleyeceğim. Birisi şu: Taşın —bela ve musibetlerin— nereden geleceğini çok iyi kestir, ferasetli ol ve karşılaşırsan o sorunlardan yılma! Sabır ve metanetini hiç kaybetme!” Diğer nasihati de şu olmuştu: “Oğlum! Görev yaptığın yerden ayrılırken çok iyi ayrıl! Öyle ki sanki görev yapacak başka hiçbir yer kalmayacak, tekrar dönüp oraya gelip aynı cemaate, topluma görev yapacakmışsın gibi tatlı ayrıl!” İşte bu iki güzel nasihat onun kulaklarında küpe olmuş ve bu hususlara riayet etmeye çalıştığı için de 20 sene sonra, 2009’da görev yaptığı bir köye —Alaşehir Delemenler Mahallesi Mahmutlar Mahallesi’ne— tekrar vardığında en güzel şekilde kucaklarını açmışlar ve kendisini ilk günkü gibi unutmamışlardı. Onun için hayatta en güzel ve en mutluluk verici şeydi bu… İnsanın bütün çektiği sıkıntılar, problemler bir anda siliniyor ve sadece güzellikleri hatırlıyorsunuz. Ve dönüp diyorsunuz ki: İyi ki bu görevi yapmışım, iyi ki bu insanlara hizmet etmişim. Tekrar dünyaya gelecek olsam yine aynı meslekleri seçerdim; yani imamlık ve öğretmenlik… Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Sosyal Bilimler mezunuydu. Güzel ülkemizin çeşitli yerlerinde 19 yıl ve 11 yıldır da gurbette, Almanya’da din görevlisi olarak çalışmıştı. Almanya’da 2008 yılında uzun süreli yurt dışı görevi bitince Türkiye’ye dönmek zorundaydı. Fakat o, çocuklarının eğitimleri için istifa etmeyi göze almıştı. Türkiye’ye döndü, bir müddet görev daha yaparak istemeyerek de olsa Diyanet İşleri Başkanlığından ayrıldı ve 2014 yılına kadar altı yıl Almanya’da iki özel cami derneğinde bu kutsal görevini sürdürdü. Şimdi ise o; bir taraftan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Tefsir dalında tezli yüksek lisans yapmakta, diğer taraftan da öğretmenlik mesleğine girmek için pedagojik formasyon almakta olan bendeniz Celalettin Kandemir idi. Dört çocuğunu ve hayat arkadaşı eşini 5-6 ay önce Almanya’da bırakıp eğitim ve öğretim alanında kendi eksiklerini gidermek, hem de hayatının bundan sonraki döneminde bu konuda farklı bir alanda da olsa aynı ideallerle biraz daha verimli olabilecek hizmet etmek istiyordu. Kısaca belirteceğim şey şudur ki bugüne kadar meslek hayatımdan edindiğim tecrübeye dayanarak söylüyorum: “Bu milletin kurtuluşu ancak eğitimle mümkün olacaktır!” Fakat bu toplumumuzun eğitilmesi de ancak topluma yön veren bu iki kurumun düzelmesiyle mümkün olabilir; birisi öğretmenler, diğeri de imamlardır. Yeni nesillerimizi ve dinamik olan gençliğimizi geleceğe göre şekillendirmek üzere teslim ettiğimiz bu iki meslek erbabının —din adamlarının ve öğretmenlerin— mübarek, öpülesi elleriyle ve camiler ile okulların fiziken ve ruhen birleştikleri takdirde mümkün olacaktır inşallah. Bu vesileyle toplumumuza hizmet imkânı bulmuş ve görevinin bu kısmını yüzünün akıyla tamamlamaya gayret göstermiş bir din görevlisi olarak hayatımın bundan sonraki bölümünde, göz aydınlığı ve geleceğimizin mirasçıları, bizim temsilcilerimiz olan yeni nesillerimizin dinî eğitimlerinde tecrübelerimizi de katarak bu kutsal hizmeti sunma fırsatı yakalayabileceğimizi ve daha faydalı olabileceğimizi ümit ediyorum.
NOT: Bu makale, 2015 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Pedagojik Formasyon eğitimi aldığım sırada kaleme alınmıştır.
Yazar Hakkında Celalettin KANDEMİR
|
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Kandil Gecesi Özel Münacaatı - 23/08/2026 |
| Düştüğümüz dünya bataklığından, derin nefs ve enaniyet kuyularından, tepetaklak yuvarlandığımız menfaat çukurlarından bir an evvel çıkar bizleri Ya Rabbi! |
| Mekke Anlaşması: Erbakan'ın Hayalinden Stratejik Gerçekliğe - 16/08/2026 |
| Aslında Mekke Anlaşması yeni bir proje değildir. Bilakis, on yıllar önce merhum Necmettin Erbakan’ın hayalini süsleyen, Müslüman ülkelerin kendi aralarında ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik mekanizmaları oluşturmaları yönündeki düşüncenin... |
| FETÖ'den SETÖ'ye: Devletin Cemaatlerle İmtihanı - 14/08/2026 |
| Devletin bünyesine sonradan nüfuz eden, dokusuyla uyuşmayan ve kendi bünyesinde yabancı bir ur gibi büyüyen yapılar, er ya da geç devletin güçlü iradesi karşısında sökülüp atılacaktır! |
| Her Şey Aslına Rücu Eder - 30/07/2026 |
| Bu makale, siyasî hadiselerin yalnızca günlük politik tartışmalar bağlamında değil; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve İslâm düşüncesi perspektiflerinden değerlendirilmesine yönelik kişisel analiz ve mülâhazaları ihtiva etmektedir. |
| Âşûre Günü: “Rahmet Ve Hüznün Buluştuğu Tarihî Bir Durak” - 25/06/2026 |
| Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûre Günü, müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bir taraftan ilâhî rahmetin ve kurtuluşun sembolü olarak kabul edilen hadiselerle anılırken... |
| Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026 |
| Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat... |
| ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026 |
| Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ... |
| Camilere Kadar Giren Futbolizm - 07/06/2026 |
| Günümüzde futbol, sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkmış; ekonomik, kültürel, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan küresel bir fenomene dönüşmüştür. |
| Konforizm Arafat’a Kadar Ulaştıysa… - 02/06/2026 |
| Her ne kadar hacı adayları bu durumdan memnun olsalar da işin manevi arka planına basiret gözüyle bakıldığında, modern çağdaki bu değişimin, hatta dönüşümün çok da tasvip edilemeyeceği görülecektir. |
Devamı |