Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Mekke Anlaşması: Erbakan'ın Hayalinden Stratejik Gerçekliğe
16/08/2026
ORTADOĞU’DA YENİ DÜZENİN AYAK SESLERİ2020’li yıllardan itibaren her yıl, tarihe not düşülecek nitelikte önemli olaylara hep birlikte şahitlik ediyoruz. Covid-19 pandemisinin ardından dünyada, küresel güç merkezlerinin diğer ülkeler üzerinde yürüttükleri konvansiyonel, ekonomik, siyasi ve jeopolitik operasyonlar daha açık biçimde görülmeye başlanmıştır. Dünya adeta tersine dönmekte; bugüne kadar uluslararası sistem içerisinde elde edildiği ileri sürülen sözümona demokratik kazanımlar birer birer rafa kaldırılmaktadır. Uzun ve kanlı savaşların ardından oluşturulan ve zaten hakkı ve adaleti hiçbir zaman tam anlamıyla gözet(e)meyen BM ve benzeri uluslararası anlaşmaların altındaki imzalar, büyük güçlerin stratejik çıkarları karşısında adeta hiçe sayılmaktadır. Tıpkı Câhiliye döneminde Mekkeli müşriklerin, kendilerine sığınak ve ilâh edindikleri putları zaman zaman yenilebilir maddelerden yapmaları ve acıktıklarında taptıkları putları yemeleri gibi, bugün de bazı uluslararası aktörlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece savundukları ilke ve anlaşmaları, çıkarları değiştiğinde bir anda tüketmeleri dikkat çekici bir benzerlik arz etmektedir.[i] İran Savaşı ve Değişen Küresel Güç DengeleriABD’nin küçük ortağı İsrail ile birlikte gerçekleştirdiği son İran saldırısının, lokal ölçekte Ortadoğu’da; küresel ölçekte ise bütün dünyada farklı sonuçları ortaya çıkmış ve bundan sonra da yeni sonuçlar doğuracak gibi görünmektedir. Bu savaş; ABD, İsrail ve İran açısından farklı sonuçlara gebe olduğu gibi, aslında bütün dünya açısından yeni siyasi, ekonomik ve jeopolitik oluşumların da önünü açabilecek bir mahiyet taşımaktadır. Şimdiye kadar dünyanın Batı ve Doğu bloklarındaki süper güçleri birbirleriyle derin bir stratejik rekabet içerisinde olmuşlardır. Fakat hiçbir zaman açıktan açığa birbirleriyle savaşın eşiğine gelmemişlerdir. Zaten NATO’nun güvenlik şemsiyesi de büyük ölçüde Batı ve Doğu blokları arasındaki stratejik dengeyi korumak ve aradaki jeopolitik tampon alanları güvence altına almak amacıyla oluşturulmuştu.[ii] Gelinen noktada ise NATO’nun ve Avrupa Birliği denilen Batı (Hristiyan) bloğunun kendi içerisinde de çatırdama sesleri duyulmaya başlamıştır. Geçenki bir yazımızda da kısaca değindiğimiz gibi, Rusya-Ukrayna savaşı ile ABD (-İsrail)-İran savaşı, aslında dünyanın süper güçlerinin birbirlerine karşı sahip oldukları stratejik kapasiteyi sınadıkları; daha doğru bir ifadeyle, birbirlerini yıpratmaya yönelik uzun soluklu bir güç mücadelesine dönüştü. Böyle devam etmesi hâlinde bu çatışmaların daha da uzayacağa benzemektedir. Ortadoğu’da Yeni Güvenlik Mimarisiİşte Ortadoğu’da yanan bu iki ateş, aslında dünyadaki küçük ve orta ölçekli devletlere yeni jeopolitik fırsatlar sunabilecek bir mahiyete evrilecektir diye değerlendiriyorum. Bu yeni dünya düzeninde oluşabilecek birkaç öngörü ve tahminimi paylaşmak istiyorum. Bunlardan ilki, Ortadoğu’dan başlamak üzere daha sonra tüm dünyadaki orta ölçekli güçlerin, yani devletlerin, yeni stratejik bloklaşmalar içerisine girmesidir. Bölgesel güvenlik mimarisi tamamen değişmektedir. Daha düne kadar yapılmış olan paktların ve anlaşmaların her biri, geçerliliğini yavaş yavaş yitirmektedir. Nitekim ABD ve Rusya gibi ülkelerin müstemlekesi konumunda bulunan kimi ülkeler tarafından, artık mevcut güç merkezlerine danışılmadan farklı anlaşmalar ve farklı paktlar imzalanmaktadır. Özellikle yine Ortadoğu’daki Körfez ülkelerinden başlamak ve daha sonra dünyadaki diğer ülkeleri de kuşatmak üzere, güvenlik sorunlarının tetikleyeceği bölgesel ölçekte yeni yerel bloklaşmaların ortaya çıkması muhtemeldir. Zira en son yaşanan olaylardan sonra bütün dünya bir gerçeği daha açık biçimde görmüş oldu: Güvenlik olmadan kalkınma olmaz. Ne kadar zengin olursan ol, ne kadar petrolün, doğal gazın ve altının bulunursa bulunsun; kendi kendini koruyabileceğin bağımsız ve etkin bir güvenlik kapasitesinden yoksunsan, sahip olduğun maddi gücün sana hiçbir faydası olmayacaktır. Örneğin Dubai’de son zamanlarda emlak piyasası âdeta kan ağlıyor. Özellikle Körfez ülkeleri bunun acı sonuçlarıyla yüzleşti. Dolayısıyla Ortadoğu, yıllardır ABD ve Batı’nın müstemlekesi olmaktan bizar olacak bir noktaya gelmiştir. Körfez’den Türkiye’ye Uzanan Yeni Jeopolitik ArayışSon yaşanan İran saldırıları, yıllardır “Suudi Amerika” nitelemesini yaptığımız Suudi Arabistan’ın, Donald Trump’ın son gayretleri ile ABD ile yapmış olduğu stratejik evliliğini(*) bir anda sona erdirdi. Böylece Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ifade ettiği gibi, artık “gözlerini açarak”, kıblesini Türkiye’nin, özellikle rahmetli Necmettin Erbakan’ın yıllardır gerçekleştirmek istediği İslam Birliği oluşumuna hazır hâle gelmiş oldu. Bu noktada merhum tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun öngörüleri de hatırlara gelmektedir. Merhum tarihçi Mısıroğlu, öngörü olarak; Körfez ülkeleri ve Arapların, ABD ve İsrail’in kendilerine yaptıklarından öyle bir hâle geleceklerini, Osmanlı’nın yadigârı olan Türkiye’ye, “Ne olur, gel bizi kurtar!” diye yalvaracaklarını yıllar önce ifade etmişti. “Yiğit düştüğü yerden kalkar” fehvasınca, yüzyıllardır Osmanlı Devleti’nin bünyesinde burunları bile kanamadan yaşayan 40’tan fazla ülkenin bugün hiçbiri güvende değildir. Söz buraya gelmişken, yıllar önce bu durumu tarihî ve sosyolojik okumalarla analiz eden şair N. F. Kısakürek’in o acı tespitlerine yer vermemek olmazdı: “İslâm’ın düşmanları saldırıyor her yandan… Geçilmiyor coğrafyamızda baruttan kandan! Su dünyayı yaşamak kafirlerin işi hep Beddua mı var bize, yoksa Âl-i Osman’dan !!!” Mekke Anlaşması: Erbakan’ın Hayalinden Stratejik Gerçekliğe Son olarak, dünyadaki 2 milyar Müslümanın adına sevindirici olan Mekke Anlaşması’na da değinelim. Aslında Mekke Anlaşması yeni bir proje değildir. Bilakis, on yıllar önce merhum Necmettin Erbakan’ın hayalini süsleyen, Müslüman ülkelerin kendi aralarında ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik mekanizmaları oluşturmaları yönündeki düşüncenin, günümüz şartlarında somut bir stratejik zemine kavuşması olarak değerlendirilebilir. Nitekim Erbakan, Müslüman ülkeler arasında ortak kurumların oluşturulması gerektiğini savunmuş; bu çerçevede “İslam NATO’su” düşüncesini de açıkça dile getirmiştir.[iii] Tabii o dönemde uluslararası konjonktür buna henüz uygun değildi. Çünkü Türkiye’nin bugün savunma ve güvenlik denkleminde sahip olduğu stratejik kapasite, özellikle İHA ve SİHA teknolojilerinde yazdığı tarih, henüz yazılmamıştı. Sadece iyi niyetle ve sözle kitleleri harekete geçirebilmek, uluslararası sistem içerisinde kalıcı bir cazibe merkezi ve stratejik çekim alanı oluşturabilmek mümkün değildir. Bir ülkenin veya ittifakın söylemlerini jeopolitik etkiye dönüştürebilmesi için siyasi iradenin yanında ekonomik güç, teknolojik kapasite, savunma kabiliyeti, caydırıcılık ve stratejik özerklik gibi somut güç unsurlarına da sahip olması gerekir. Bugün ise hem Ortadoğu’da hem de dünyada farklı güç odakları belirmiştir. Küresel güç dağılımı yeniden şekillenmekte, bölgesel aktörlerin stratejik özerklik arayışları güçlenmekte ve güvenlik mimarisinin merkezinde yeni aktörler ortaya çıkmaktadır. Nitekim 7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin güvenliklerini birbirine bağlayan yeni bir kolektif caydırıcılık mekanizması ortaya koymuştur.[iv] Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca geçmişte dile getirilmiş bir siyasi idealin tekrarı olarak değil; değişen jeopolitik konjonktür, ortaya çıkan yeni güç merkezleri ve Türkiye’nin özellikle savunma sanayii alanında elde ettiği kapasiteyle birlikte değerlendirmek gerekir. Burada yine Hz. Mevlânâ’dan bir alıntıyı hatırlamamız faydalı olacaktır. Büyük Pîr şöyle diyor: “Dünde beraber gitti cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”[v] Evet, bugün yeni şeyler; yepyeni bakışlar ve yepyeni okumalar yaparak, yüksek bir motivasyonla yepyeni ve kararlı bir adım atmak lazımdır. Çünkü dünün jeopolitik şartlarıyla bugünün jeopolitik şartları aynı değildir. Dünün güç dengeleriyle bugünün güç dengeleri aynı değildir. Dünün imkânlarıyla bugünün teknolojik, ekonomik ve askerî imkânları da aynı değildir. Öyleyse geçmişin ideallerini bugünün şartlarıyla yeniden okumak, onları çağın gerçeklikleriyle buluşturmak ve geleceğin stratejik mimarisini buna göre inşa etmek gerekmektedir. Sadece nostaljik bir ideal olarak değil; siyasi irade, ekonomik kapasite, teknolojik üstünlük, savunma kabiliyeti ve ortak stratejik vizyonla desteklenen yeni bir jeopolitik proje olarak bakıldığında, Mekke Anlaşması’nın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sadece adı bile inananların kalbine ümit vermektedir. Dünya Müslüman ülkelerinin en önemli ve büyük üç ülkesini bir araya getirmiştir. Gerçi Müslüman ülkelerin kendi aralarındaki bu durumu farklı şekillerde yorumlamak mümkündür. Mevlânâ Hazretlerinin “uyku kardeşliği” diye bir metafor açıklaması var. Şöyle ki: Hz. Mevlânâ, karlı ve fırtınalı bir kış günü talebelerinden biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin kuytu bir yerde sarmaş dolaş uyuduklarını görürler. Yanındaki talebesi: — “Güzel bir kardeşlik örneği. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.” der. Mevlânâ, tebessüm ederek karşılık verir: — “Aralarına bir kemik atıver de gör kardeşliklerini.” Evet, ümidimiz ve arzumuz; Mekke Anlaşması ile kurulan bu birliğin inşallah daha da büyümesi, kısır menfaatlere kurban gitmeden, aklıselim ve ortak stratejik irade ile ilk etapta Ortadoğu’da, daha sonra da tüm dünyada sulh ve barışın tesis edilmesinde başrolü oynamasıdır. İşte o zaman bu anlaşma, yüzyıllardır yerkürenin bütün mazlum coğrafyalarında beklenen “İslam NATO’su” misyonunu yüklenmiş olur. Evet, gün her zamankinden daha fazla birleşme günüdür. Devir, birbirinden uzaklaşma değil; birbirine yaklaşma, ortak akıl oluşturma, stratejik kapasiteyi birleştirme ve ortak bir irade geliştirme zamanıdır. Allah isterse kalpleri bir anda birleştirir… Müslümanları yüce Tevhid’de buluşturur… Çünkü O, her şeye kadirdir. يا مُحَوِّلَ الحَوْلِ والأَحْوَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إلَى أَحْسَنِ الْحالِ “Yâ Muhavvil’el-Hâli ve’l-Ahvâl! Havvil hâlenâ bi-ahsen’il-hâl!” ÂMÎN! Yazar Hakkında
16.08.2026 – Herborn / ALMANYA KAYNAKÇADiyanet İşleri Başkanlığı. Hadislerle İslâm. “Câhiliye Döneminde Putperestlik.” Erişim 16 Ağustos 2026. Erbakan, Necmettin. “Müslüman Topluluklar II. İşbirliği Toplantısı Kapanış Konuşması.” 10 Temmuz 2011. Fayda, Mustafa. “Câhiliye.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1993. 7/17-19. Maviş, Nazım. “Erbakan, Necmettin.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. EK-1. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2020. 411-413. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. Mesnevî. NATO. NATO and the Warsaw Pact. Brüksel: NATO, t.y. Saudi Press Agency (SPA). “Joint Statement Issued Following Pakistan Prime Minister State Visit to Saudi Arabia.” 17 Eylül 2025. [i] Mustafa Fayda, “Câhiliye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1993), 7/17-19; Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslâm, “Câhiliye Döneminde Putperestlik” (erişim 16 Ağustos 2026). [ii] NATO, NATO and the Warsaw Pact (Brüksel: NATO, t.y.). [iii] Necmettin Erbakan, “Müslüman Topluluklar II. İşbirliği Toplantısı Kapanış Konuşması”, 10 Temmuz 2011; Nazım Maviş, “Erbakan, Necmettin”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, EK-1 (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2020), 411-413. [iv] Saudi Press Agency (SPA), “Joint Statement Issued Following Pakistan Prime Minister State Visit to Saudi Arabia”, 17 Eylül 2025. [v] Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye nispet edilen söz için Bk. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Kandil Gecesi Özel Münacaatı - 23/08/2026 |
| Düştüğümüz dünya bataklığından, derin nefs ve enaniyet kuyularından, tepetaklak yuvarlandığımız menfaat çukurlarından bir an evvel çıkar bizleri Ya Rabbi! |
| FETÖ'den SETÖ'ye: Devletin Cemaatlerle İmtihanı - 14/08/2026 |
| Devletin bünyesine sonradan nüfuz eden, dokusuyla uyuşmayan ve kendi bünyesinde yabancı bir ur gibi büyüyen yapılar, er ya da geç devletin güçlü iradesi karşısında sökülüp atılacaktır! |
| Bir İmamın Arkasında 30 Yıl - 12/08/2026 |
| Bugüne kadar meslek hayatımdan edindiğim tecrübeye dayanarak söylüyorum: “Bu milletin kurtuluşu ancak eğitimle mümkün olacaktır!” |
| Her Şey Aslına Rücu Eder - 30/07/2026 |
| Bu makale, siyasî hadiselerin yalnızca günlük politik tartışmalar bağlamında değil; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve İslâm düşüncesi perspektiflerinden değerlendirilmesine yönelik kişisel analiz ve mülâhazaları ihtiva etmektedir. |
| Âşûre Günü: “Rahmet Ve Hüznün Buluştuğu Tarihî Bir Durak” - 25/06/2026 |
| Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûre Günü, müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bir taraftan ilâhî rahmetin ve kurtuluşun sembolü olarak kabul edilen hadiselerle anılırken... |
| Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026 |
| Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat... |
| ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026 |
| Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ... |
| Camilere Kadar Giren Futbolizm - 07/06/2026 |
| Günümüzde futbol, sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıkmış; ekonomik, kültürel, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan küresel bir fenomene dönüşmüştür. |
| Konforizm Arafat’a Kadar Ulaştıysa… - 02/06/2026 |
| Her ne kadar hacı adayları bu durumdan memnun olsalar da işin manevi arka planına basiret gözüyle bakıldığında, modern çağdaki bu değişimin, hatta dönüşümün çok da tasvip edilemeyeceği görülecektir. |
Devamı |