• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Kıssacıdan Influencer'a: Hakikati Kim Anlatıyor?
11/09/2026




KISSACIDAN INFLUENCER*[i]’A: HAKİKATİ KİM ANLATIYOR?

“Minberden Ekrana: Kıssacılar ve Reyting Savaşları”

 

Öz

İslâm tarihinin erken dönemlerinden itibaren camilerde halka kıssa ve ibret verici hikâyeler anlatan kussâs adı verilen kimseler bulunmaktaydı. Başlangıçta kıssa anlatma, dinî irşadın meşru ve etkili vasıtalarından biri iken zamanla bazı kıssacıların ilmî yeterlilikten uzaklaşmaları, zayıf ve uydurma rivayetleri kullanmaları, dinleyicinin duygularını aşırı biçimde harekete geçirmeye yönelmeleri ve kıssayı bir geçim vasıtası hâline getirmeleri, başta muhaddis ve fakihler olmak üzere İslâm âlimlerinin ciddi eleştirilerine yol açmıştır. Tarihte hadis uydurmacılığını teşvik eden sebeblerden birisi de, kıssacı vaizlerin muhatap kitleyi etkileyecek cerbezeli ifadeler arayışına girmesiydi. İbnü’l-Cevzî’nin el-Kussâs ve’l-müzekkirûn ve Telbîsü İblîs, Süyûtî’nin Tahzîrü’l-havâs min ekâzîbi’l-kussâs adlı eserleri bu eleştirilerin en önemli örneklerindendir.

Osmanlı döneminde ise kıssahanlık, erken dönem kussâslığından farklılaşarak halk hikâyeciliği, meddahlık ve saray kültürüyle iç içe geçmiş; özellikle anlatının estetik ve dramatik yönü güçlenmiştir. Bu makalede klasik dönem kıssacıları ile modern medya ortamındaki “hikâye anlatıcıları” arasında doğrudan tarihî bir devamlılık iddiası ileri sürülmemekte; buna karşılık dikkati toplama, duyguyu harekete geçirme, çarpıcı anlatı kurma, popülerlik ile doğruluk arasındaki gerilim ve anlatıcının otoritesini dinleyicinin ilgisi üzerinden üretmesi bakımından dikkat çekici benzerlikler tartışılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Kussâs, kıssacı, kıssahan, vaaz, hadis, İbnü’l-Cevzî, Süyûtî, Osmanlı, meddah, medya, sansasyonellik, dikkat ekonomisi.


Giriş: Minberden Ekrana Değişmeyen Bir İnsan Zaafı

Bir zamanlar camilerin bir köşesinde insanlar halka olurdu. Ortada bir adam oturur, eline bazen bir kitap, bazen bir asa alır, sesini yükseltir, alçaltır; ölümden, kıyametten, cennetten, cehennemden, peygamberlerden ve geçmiş kavimlerden söz ederdi. İnsanlar ağlar, ürperir, bazen hayret eder, bazen birbirlerine anlattıkları hikâyeyi daha da büyüterek evlerine dönerlerdi.

Aradan yüzyıllar geçti.

Bugün aynı insan kalabalığı başka bir yerde toplanıyor. Minberin yerini ekran, caminin avlusunun yerini sosyal medya akışı, kıssacının sesini ise video, podcast, televizyon ve kısa içerik aldı. Artık anlatıcının elinde asa olmayabilir; fakat bir kamera, mikrofon ve milyonlarca kişiye ulaşabilen bir ekranı vardır.

Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

İnsan değişti mi, yoksa yalnızca hikâyelerin sahnesi mi değişti?

Bu soru, geçmiş ile bugün arasında aceleci ve yüzeysel bir özdeşlik kurmak için değil; insanın anlatıya, heyecana ve çarpıcı bilgiye olan ilgisinin tarih boyunca nasıl şekillendiğini anlamak için önemlidir.

İslâm tarihinin kussâsı ile günümüz medya anlatıcısı elbette aynı kişi değildir. Klasik dönem kıssacılığını modern medya ile özdeşleştirmek tarihî açıdan doğru olmaz. Fakat iki dünyayı yan yana getirdiğimizde şaşırtıcı bir ortaklık ortaya çıkar: İnsanların dikkatini çekmek, onları duygulandırmak ve anlatıcının sözünü diğer sözlerden daha görünür hâle getirmek.

İşte asıl hikâye burada başlar.


1. Kussâs: İlim ile Hikâye Arasında Bir Meslek

“Kussâs” kelimesi Arapça kāṣṣ kelimesinin çoğuludur. Kāṣṣ, kıssa anlatan kimse demektir. Türkçedeki kıssacı ve kıssahan kavramları da aynı kökten gelir. Bununla birlikte tarih boyunca kussâs, kāss, kıssahan, meddah, nakkāl ve şehnâmehan gibi terimler birbirleriyle zaman zaman kesişen, fakat her dönemde aynı şeyi ifade etmeyen kavramlar olmuştur.[ii]

Kıssa anlatmanın kendisi İslâm tarafından reddedilmiş değildi. Kur’an zaten insanlara geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin kıssalarını anlatır. Nitekim “Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz”[iii] buyurulması, kıssanın bizzat kendisinin değersiz görülmediğini gösterir.

Problem kıssanın varlığı değil, kıssanın hakikatle ilişkisi idi.

İbnü’l-Cevzî bu ayrımı son derece açık biçimde yapar. Ona göre kıssa, doğru olduğu ve insanlara öğüt verdiği takdirde övgüye değerdir. Ahmed b. Hanbel’e nispet edilen şu söz de bu yaklaşımı özetler:

ما أحوج الناس إلى قاصّ صدوق

“İnsanların dürüst bir kıssacıya ne kadar da ihtiyacı vardır!”[iv]

Demek ki mesele kıssa anlatmak değildi.

Mesele, doğruyu anlatan kıssacı ile ilgiyi kaybetmemek için hakikati eğip büken kıssacı arasındaki farktı.


2. Kıssa Ne Zaman Tehlikeli Hâle Geldi?

Erken dönemlerde vaaz ve kıssa anlatma faaliyeti bütünüyle ilmî çevrelerin dışında değildi. İbnü’l-Cevzî'nin aktardığı üzere eski dönemlerde vaizler arasında fakih ve âlim kimseler bulunuyordu. Abdullah b. Ömer'in Ubeyd b. Umeyr'in meclisine katılması ve Ömer b. Abdülazîz'in kıssacının meclisinde bulunması, kıssa ve vaazın başlangıçta ilmî-dinî hayatın tamamen dışında olmadığını göstermektedir.[v]

Fakat zamanla tablo değişmiştir.

İbnü’l-Cevzî'nin tespiti dikkat çekicidir: Kıssacılık mesleği zayıflamış, cahiller bu alana girmiş; ilim ehli bunların meclislerinden uzaklaşırken halk ve özellikle kadınlar bu meclislere yönelmiştir. Böylece kıssanın önüne “ilmi fayda”dan çok “dinleyeni etkileyen anlatı” geçmiştir.[vi]

İşte burada tarihin en eski medya tartışmalarından biriyle karşılaşırız:

Bir anlatının değerini hakikati mi belirler, yoksa onu kaç kişinin dinlediği mi?

İbnü’l-Cevzî'nin cevabı kesindir: “Dinleyiciyi etkilemek uğruna din adına yalan söylemek, “insanları iyiliğe teşvik ediyoruz” gerekçesiyle bile olsa meşru değildir.” Çünkü böyle bir yaklaşım şeriat adına konuşma yetkisini kişinin kendi arzusuna teslim etmektir.[vii]

Bu eleştirinin hedefinde özellikle uydurma hadisler ve asılsız rivayetler vardır.

Kıssacı, halkın gözünde din adına konuşmaktadır. Dolayısıyla söylediği her söz, sıradan bir hikâye olmaktan çıkarak dinî bir hüküm veya rivayet hüviyeti kazanabilmektedir.

Tehlike tam da buradadır.


3. Mısır'da Kıssacılar: Cami, Kadı ve Halk

Kıssacılık tarihinin önemli sahnelerinden biri Mısır'dır.

Fustat'taki Amr b. Âs Camii yalnızca ibadet edilen bir mekân değil; aynı zamanda ilim, kadılık, vaaz ve kıssa meclislerinin toplandığı önemli bir merkezdi. Mısır'da kıssacılığın erken örnekleri arasında Süleym b. Itr et-Tücîbî'nin adı zikredilir.[viii]

Bu durum bize önemli bir gerçeği gösterir: İlk dönemlerde kıssa anlatıcısı ile dinî otorite birbirinden bütünüyle ayrılmış değildi.

Fakat zaman içinde kıssacılık farklı bir yöne evrildi.

Kıssa, insanı hakikate götüren bir vasıta olmaktan çıkıp bazen bizzat amaç hâline geldi.

İnsanlar artık “Bu anlatı doğru mu?” sorusundan önce,

“Sonra ne oldu?” diye sormaya başladılar.

İşte kıssacının gücü de burada büyüdü.


4. Fakihlerin Öfkesi: “Dinleyiciyi Ağlatmak, Hakikati Doğrulamaktan Daha Önemli Olmasın!”

Muhaddislerin ve fakihlerin kıssacılara yönelik eleştirilerinin temelinde aslında çok ciddi bir epistemolojik problem bulunuyordu:

Dinî bilgi hangi yöntemle doğrulanacaktır?

Hadisçi için bir rivayetin güzelliği yetmezdi.

Rivayetin senedi sorulurdu.

Râvileri sorulurdu.

Metni incelenirdi.

Kur’an'a, sahih sünnete ve aklî ölçülere aykırı olup olmadığı araştırılırdı.

Kıssacı için ise tehlikeli bir başka ölçü ortaya çıkmıştı:

“Halk bunu seviyor mu?”

Bu iki ölçü birbirinden ayrıldığında çatışma kaçınılmazdı.

İbnü’l-Cevzî'nin kıssacı eleştirilerinde özellikle “tergîb ve terhîb” amacıyla hadis uyduranlara yönelik sert ifadeler bulunur. Bazıları, insanları iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten uzaklaştırmak için yalan rivayetler kullanmayı kendilerince iyi niyetli bir yöntem olarak görüyordu. İbnü’l-Cevzî ise bunun din adına yetkisiz konuşmak olduğunu vurgular.[ix]

Süyûtî de yüzyıllar sonra aynı problemin devam ettiğini görmüş ve Tahzîrü'l-havâs min ekâzîbi'l-kussâs adlı eserini kaleme almıştır. Eserin adı bile tartışmanın mahiyetini anlatmaya yeter:

**“Seçkinleri Kıssacıların Yalanlarından Sakındırmak.”**[x]

Bu eser, Süyûtî'nin kıssacılıkta ortaya çıkan asılsız rivayet problemine karşı geliştirdiği ilmî refleksin açık bir göstergesidir. Eserin ayrıca Kahire'deki Ezher Kütüphanesi'nde bir yazma nüshasının bulunması, konunun Mısır ilmî geleneğindeki köklülüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.[xi]


5. Osmanlı'da Kıssahan: Minberden Saraya

Osmanlı dünyasına geldiğimizde ise karşımıza daha farklı bir tablo çıkar.

Buradaki kıssahan, erken İslâm dönemindeki kussâs ile birebir aynı değildir. Osmanlı kıssahanı zamanla halk hikâyeciliği, meddahlık ve saray kültürüyle birleşmiş; kıssa anlatıcılığı edebî ve teatral bir karakter kazanmıştır.[xii]

XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı toplumunda kıssahanlara rastlanmakta; saraylarda ve konaklarda da bu sanatın temsilcileri bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed'in sarayında 883/1478 tarihli maaş defterlerinde Mustafa adlı bir kıssahanın adına rastlanması, bu geleneğin saray teşkilâtı içindeki yerini göstermektedir. II. Murad döneminde Bursalı Hacı Kıssahan'ın tanınmış bir sanatçı olduğu da bilinmektedir.[xiii]

Zamanla kıssahanlık meddahlıkla yakınlaşmış; dinî konuların yanında kahramanlık hikâyeleri, aşk hikâyeleri, Şehnâme anlatıları ve çeşitli halk hikâyeleri de anlatılmıştır.

Fakat burada da aynı insanî eğilim ortaya çıkmıştır:

Dinleyicinin ilgisini daha uzun süre nasıl canlı tutabilirim?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki “Kıssahan” maddesi, bazı kıssahanların zamanla dinî konulardan uzaklaşarak dinleyicinin ilgisini artırmak için hayvan ve insan seslerini taklit etmeye, açık saçık fıkralar ve hikâyeler anlatmaya yöneldiklerini belirtmektedir.[xiv]

Bu ayrıntı özellikle dikkat çekicidir.

Çünkü burada artık yalnızca anlatılan şey değil, anlatılma biçimi de seyircinin ilgisini belirlemeye başlamıştır.


6. Ve Sonra Kamera Geldi

Şimdi XXI. yüzyıla geçelim.

Bugünün kıssacısının önünde kalabalık bir cami cemaati yoktur.

Onun önünde:

          televizyon ekranı,

          YouTube,

          Instagram,

          TikTok,

          podcast,

          haber siteleri,

          kısa videolar,

          bildirimler

vardır.

Eskiden kıssacı dinleyiciyi kaybetmemek için sesini değiştirirdi.

Bugün içerik üreticisi başlığını değiştiriyor.

Eskiden:

“Ey insanlar! Size ibretli bir kıssa anlatacağım…” denirdi.

Bugün:

“Bunu duyunca şok olacaksınız!” deniyor.

 

Eskiden hikâyenin başında merak uyandırılırdı.

Bugün videonun ilk üç saniyesinde.

Eskiden kalabalığın dikkatini çekmek için ses yükseltilirdi.

Bugün algoritmanın dikkatini çekmek için başlık büyütülüyor.

Elbette bunlar aynı tarihsel kurum değildir.

Fakat insan psikolojisinin ortak bir tarafına dokunmaktadır:

Dikkat kıymetlidir.

Ve dikkat sınırlıdır.

Modern iletişim araştırmaları, sosyal medyada düşük kaliteli bilginin bile dikkat çekme ve yayılma bakımından avantaj elde edebildiğini; bilgi yoğunluğu ve sınırlı insan dikkatinin, popülerlik ile kalite arasındaki bağı zayıflatabildiğini göstermektedir.[xv]

Başka bir ifadeyle:

Çok görülmek, doğru olmak anlamına gelmez.

Bu, modern dünyanın keşfettiği bir problem değildir.

İbnü’l-Cevzî'nin dünyasında da aynı tehlike başka bir biçimde vardı:

Çok dinlenmek, doğru konuşmak anlamına gelmez.


7. Kıssacı ile “Influencer” Arasında Gizli Akrabalık

Burada dikkatli olmalıyız.

Modern medya mensubuna “kıssacı” demek doğru değildir. Bir gazeteci, akademisyen, televizyon programcısı veya sosyal medya üreticisi ile klasik dönemin kāssı farklı tarihî kategorilere aittir.

Fakat anlatının ekonomisi bakımından şaşırtıcı bir benzerlik vardır.

Klasik kıssacının sermayesi:

dinleyicinin ilgisiydi.

Modern medya üreticisinin sermayesi:

izlenme, tıklanma, paylaşılma ve etkileşimdir.

Klasik kıssacı için kalabalık büyüdükçe şöhret artıyordu.

Modern medya dünyasında da görünürlük arttıkça takipçi ve etki alanı büyüyor.

Klasik dönemde bazı kıssacılar, insanları ağlatan ve heyecanlandıran hikâyelerle öne çıkıyordu.

Modern medya ortamında da sansasyonel ve duygusal içerikler çoğu zaman daha fazla dikkat çekebiliyor. Araştırmalar, yanlış bilginin dahi yüksek etkileşim elde edebildiğini göstermektedir.[xvi]

Dolayısıyla mesele yalnızca:

“Yalan söyleyen kıssacılar vardı.” meselesi değildir.

Daha derindeki mesele şudur:

Bir toplumda görünürlük, hakikatin önüne geçtiğinde ne olur?


8. “Sonuna Kadar İzleyin!” ile “Sonunu Dinleyin!” Arasında Bin Yıllık Mesafe

Bir kıssacının en büyük mahareti dinleyiciyi mecliste tutabilmekti.

Modern içerik üreticisinin mahareti ise izleyiciyi videoda tutabilmektir.

Eskiden anlatıcı:

“Bu hadisenin sonunda öyle bir şey oldu ki…” derdi.

Dinleyici beklerdi.

Bugün video:

“Ama asıl şok edici olanı henüz görmediniz…” diye devam eder.

İzleyici bekler.

Bu iki cümlenin tarihsel bağları yoktur.

Fakat anlatı psikolojileri benzerdir.

İkisinde de dinleyicinin zihnine küçük bir kanca atılır:

“Biraz daha bekle; asıl bilgi ileride.”

Bu teknik, doğru kullanıldığında anlatının gücünü artırabilir. Çünkü insan zihni iyi kurulmuş hikâyeyi sever.

Fakat sorun, hikâyenin hakikati taşıyan bir araç olmaktan çıkıp dikkat çekmenin kendisine dönüşmesiyle başlar.

O zaman anlatıcı, gerçeği anlatmak için hikâyeyi kullanmaz.

Tam tersine:

Hikâyeyi büyütmek için gerçeği kullanır.

İşte klasik âlimlerin korktuğu noktalardan biri tam olarak budur.


9. Sansasyonun Eski Formülü: Korkut, Ağlat, Şaşırt!

Kussâs hakkındaki klasik eleştirilerde üç temel duygu sık sık karşımıza çıkar:

korku, umut ve şaşkınlık.

Cennet. Cehennem. Azap. Mucize. Keramet. Gizem. Ölüm. Kabir. Kıyamet.

Bunların tamamı dinî düşüncede meşru konulardır. Problem bunların anlatılması değil, hakikatin ölçüsünü kaybederek dramatik malzemeye dönüştürülmesidir.

Modern medya da insan dikkatinin benzer düğmelerini kullanır:

korku, öfke, merak, şaşkınlık, hayranlık ve skandal.

Çünkü insanı harekete geçiren içerik, çoğu zaman sessiz ve sıradan olandan daha hızlı yayılır.

Bugün “şok”, “skandal”, “inanılmaz”, “dehşet”, “son dakika” gibi ifadeler bu dikkat ekonomisinin dilidir.

Dün ise başka kelimeler vardı.

Ama insanın merakı aynıydı.


10. Asıl Tehlike: Kıssacının Yalanı Değil, Dinleyicinin Talebi

Belki de en sarsıcı nokta burasıdır.

Kıssacı tek başına suçlanamaz.

Çünkü onu besleyen bir dinleyici talebi vardır.

İbnü’l-Cevzî, ilim ehlinin kıssacıların meclislerinden uzaklaşmasıyla avamın ve kadınların bu meclislere yöneldiğini aktarırken aslında yalnızca kıssacıları değil, dinleyici kültürünü de anlatmaktadır.[xvii]

Bu, günümüz için son derece önemli bir uyarıdır.

Bugün algoritmaların insanlara yalnızca içerik sunmadığını; aynı zamanda insanların neyi tıklayıp neyi paylaşacağını da öğrendiğini biliyoruz.

Bir içerik üreticisi sansasyonel başlık attığında milyonlarca kişi tıklıyorsa, sistem o davranışı ödüllendirir.

Böylece ortaya bir döngü çıkar:

İnsan merak eder → içerik üretici sansasyon üretir → insan tıklar → sistem bunu ödüllendirir → daha fazla sansasyon üretilir.

Klasik kıssacılıkta da benzer bir toplumsal mekanizma görülebilir:

Halk etkilenmek ister → kıssacı etkileyici anlatır → kalabalık büyür → kıssacı daha fazla ilgi çekmek ister → anlatı daha da dramatikleşir.

Aradaki teknoloji değişmiştir.

Dikkat ekonomisi değişmemiştir.


Sonuç: Hakikatin En Büyük Rakibi Yalan Değil, İlgi Çekici Yalandır

Kıssacılar tarih oldu.

Kıssahanların büyük bölümü de tarih oldu.

Fakat onların karşı karşıya kaldığı problem tarih olmadı.

Bugün elimizde çok daha fazla bilgi var; fakat aynı zamanda çok daha fazla gürültü var.

Bir insan bir gün içinde geçmiş yüzyıllarda bir insanın aylar içinde ulaşamayacağı kadar çok bilgiye maruz kalabiliyor.

Bugün bazı insanlar “İslâmî(*) program” izledikleri için İslâm hakkında yeterli bilgi sahibi olduklarını düşünebilirler. Oysa bir programın dinî olması ile ilmî olması arasında fark vardır. Bir program insanı güldürebilir, ağlatabilir, düşündürebilir, heyecanlandırabilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına onun ilmî değerini belirlemez.

Dinî içerik ile dinî ilim aynı şey değildir.

Bu ayrımı yapmadığımız zaman, kıssacı ile âlimi; menkıbe anlatıcısı ile tarihçiyi; etkileyici konuşmacı ile ilmî otoriteyi birbirine karıştırırız.

Dahası, toplumun önüne çıkan insanların niteliği toplumun istikametini de etkiler. Çünkü toplumun lokomotifini oluşturan insanların çapı, bir bakıma toplumun nereye doğru gittiğinin göstergesidir.

Walter Savage Landor’un 1846 tarihli Imaginary Conversations adlı eserinde geçen ve zamanla farklı biçimlerde dolaşıma giren şu söz, bu noktada oldukça anlamlıdır:

“Little men in lofty places, who throw long shadows because our sun is setting.”

Yani:

“Küçük insanlar yüksek makamlarda uzun gölgeler oluşturuyorsa, bunun sebebi güneşimizin batıyor olmasıdır.”

Bu söz daha sonra “When small men cast long shadows, the sun is setting” biçiminde yaygınlaşmış ve farklı kişilere nispet edilmiştir. Ancak mevcut araştırmalara göre sözün en eski tespit edilebilir kaynağı Landor’un 1846 tarihli eseridir.[xviii]

Klasik İslâm âlimleri bunun için isnad geliştirdiler.

Râviyi araştırdılar.

Metni sorguladılar.

Rivayeti rivayetten ayırdılar.

Kıssacının sözünü, sırf insanları ağlattığı için hakikat kabul etmediler.

Çünkü onlar çok erken bir dönemde şu gerçeği fark etmişlerdi:

 

İnsanı ağlatan her söz doğru değildir.

İnsanı heyecanlandıran her haber gerçek değildir.

Çok anlatılan her kıssa sahih değildir.

 

Bugün de aynı ilkeye ihtiyacımız var.

Sadece kıssacıya değil;

ekrana, başlığa, videoya, habere, paylaşıma ve kendi merakımıza da isnad sormalıyız.

 

Belki çağımızın en önemli medya okuryazarlığı cümlesi budur:

“Kim söyledi?” kadar, “Neye dayanarak söyledi?” diye sormak.

Çünkü hakikat bazen sessizdir.

Sansasyon ise bağırır.

Hakikat bazen yavaş ilerler.

Yalan koşar.

Hakikat kaynak ister.

Sansasyon yalnızca merak.

 

Ve insanlık, minberden ekrana kadar uzanan uzun tarihinde aynı imtihanla karşı karşıyadır:

Dinlemek mi istiyoruz, yoksa doğrulamak mı ( veya eğlenmek mi?)?

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en zor soru budur.

Çünkü bazen hakikatin karşısındaki en büyük düşman, yalan söyleyen kişi değildir.

Yalanı, hakikatten daha heyecanlı bulduğumuz andır.

 

TAVSİYE:

 

Ne kıssacıları dinleyin ne de piyasa yapmaya çalışan ilahiyatçıları! İkisi de bünyeye zarar veriyor! Onları dinlemek yerine iki satır kitap okusanız yüzde yüz kârlı çıkarsınız… Selametle kalın!

 


Kaynakça

Altunel, İbrahim. “Kıssahan.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C. 25. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2022.

İbnü’l-Cevzî, Ebü’l-Ferec. el-Kussâs ve’l-müzekkirûn. Nşr. Muhammed b. Lutfî es-Sabbâğ. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1406/1986.

İbnü’l-Cevzî, Ebü’l-Ferec. Telbîsü İblîs. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, çeşitli baskılar.

Landor, Walter Savage. The Works of Walter Savage Landor. C. 2. London: Edward Moxon, 184

Nutku, Özdemir. “Meddah.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı.

Qiu, Xiaoyan, Diego F. M. Oliveira, Alireza Sahami Shirazi, Alessandro Flammini ve Filippo Menczer. “Limited Individual Attention and Online Virality of Low-Quality Information.” Nature Human Behaviour (2017).

Süyûtî, Celâleddîn. Tahzîrü’l-havâs min ekâzîbi’l-kussâs. Nşr. Muhammed es-Sabbâğ. Beyrut: el-Mektebü’l-İslâmî, 2. bs., 1394/1974.

Tülücü, Süleyman. “Meddâh, Meddâhlık ve Meddâh Hikâyeleri Üzerine Bazı Notlar.” Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 24 (2005).

 

Dr. Celalettin KANDEMİR

11.09.2026-Herborn/ ALMANYA

 



 * Influencer, İngilizce influence (etkilemek, yönlendirmek) kelimesinden türetilmiştir. Sosyal medya aracılığıyla geniş bir takipçi kitlesinin düşünce, tercih, davranış veya tüketim alışkanlıklarını etkileyebilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Türkçede “etkileyici”, “kanaat önderi” veya “sosyal medya etkileyicisi” şeklinde karşılanabilir. (“Influencer,” Cambridge Dictionary, erişim 11 Eylül 2026, https://dictionary.cambridge.org/ dictionary /english/ influencer; “Influencer,” Duden Wörterbuch, erişim 11 Eylül 2026, https: //www.duden.de/recht schreibung/ Influencer.

 İbrahim Altunel, “Kıssahan,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 25 (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2022), 501-502.

 Kur’ân-ı Kerîm, Yûsuf 12/3; A‘râf 7/176.

 Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, el-Kussâs ve’l-müzekkirûn, nşr. Muhammed b. Lutfî es-Sabbâğ (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1406/1986), 53. İlgili pasajda kıssanın doğru olması ve öğüt vermesi hâlinde övüldüğü, Ahmed b. Hanbel’e de “İnsanların dürüst bir kıssacıya ne kadar ihtiyacı var!” sözünün nispet edildiği görülmektedir.

 İbnü’l-Cevzî, el-Kussâs ve’l-müzekkirûn, 53; ayrıca bk. Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, ilgili “vaizler ve kıssacılar” bölümü. İbnü’l-Cevzî'nin aktardığına göre eski dönemde vaizler arasında fakih ve âlimler bulunmaktaydı.

 İbnü’l-Cevzî, el-Kussâs ve’l-müzekkirûn, 53.

 İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, “Telbîsühû ale’l-vuʿʿâz ve’l-kussâs” bölümü; ayrıca bk. İbnü’l-Cevzî, el-Kussâs ve’l-müzekkirûn. İbnü’l-Cevzî özellikle tergîb-terhîb amacıyla hadis uydurulmasını, iyi niyet gerekçesiyle dahi olsa, şeriat adına yetkisiz konuşma olarak değerlendirmektedir.

  İbrahim Altunel, “Kıssahan,” 501-502; Mısır’daki erken kıssacılık geleneği ve Fustat bağlamı için ayrıca bk. İslâm tarihine dair ilgili klasik rivayetler ve Mısır tarih kaynakları.

 

 İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, ilgili bölüm.

 Celâleddîn es-Süyûtî, Tahzîrü’l-havâs min ekâzîbi’l-kussâs, nşr. Muhammed es-Sabbâğ (Beyrut: el-Mektebü’l-İslâmî, 2. bs., 1394/1974). Eserin bibliyografik bilgileri ve konusu için bk.

 Celâleddîn es-Süyûtî, Tahzîrü’l-havâs min ekâîbi’l-uṣṣâṣ, yazma nüsha, Ezher Kütüphanesi, 150 Âdâb ve Fezâil, nr. 5695. Nüshanın 21 varak olduğu ve Ezher Kütüphanesi'nde bulunduğu kayıtlıdır.

 Altunel, “Kıssahan,” 501-502. Kıssahan, kāss, kussâs, nakkāl, meddâh ve şehnâmehan gibi terimlerin farklı dönemlerde yakın anlam alanlarında kullanıldığı belirtilmektedir.

 Altunel, “Kıssahan,” 501-502; ayrıca bk. Özdemir Nutku, “Meddah,” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Fatih Sultan Mehmed'in 883/1478 tarihli maaş defterinde Mustafa adlı kıssahanın adına rastlanması ve II. Murad dönemindeki Bursalı Hacı Kıssahan hakkında bk.

 Altunel, “Kıssahan,” 501-502.

 Altunel, “Kıssahan,” 501-502.

 Z. Adams, “(Why) Is Misinformation a Problem?” 2023. Çalışmada yanlış bilgi olarak sınıflandırılan içeriklerin dahi sosyal medya etkileşimi bakımından yüksek dikkat çekebildiğine ilişkin araştırmalar değerlendirilmektedir.

 

 İbnü’l-Cevzî, el-Kussâs ve’l-müzekkirûn, 53.

 

 Walter Savage Landor, The Works of Walter Savage Landor, c. 2 (London: Edward Moxon, 1846); ayrıca bk. Quote Investigator, “A Small Individual Casts a Long Shadow When the Sun Is Setting”, erişim 11 Eylül 2026.



132 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kurtlar Vadisi-Pusu'dan Çukur'a: Bu Milletin Çocuklarına Pusu Kurup, Kültürüne Çukur Kazdılar - 19/09/2026
Bu necip millet, önüne konulan her şeyi yiyecek, her diziyi seyredecek, ikinci dünya ülkesi muamelesini hak etmiyor ve etmeyecektir.
Kandil Gecesi Özel Münacaatı - 23/08/2026
Düştüğümüz dünya bataklığından, derin nefs ve enaniyet kuyularından, tepetaklak yuvarlandığımız menfaat çukurlarından bir an evvel çıkar bizleri Ya Rabbi!
Mekke Anlaşması: Erbakan'ın Hayalinden Stratejik Gerçekliğe - 16/08/2026
Aslında Mekke Anlaşması yeni bir proje değildir. Bilakis, on yıllar önce merhum Necmettin Erbakan’ın hayalini süsleyen, Müslüman ülkelerin kendi aralarında ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik mekanizmaları oluşturmaları yönündeki düşüncenin...
FETÖ'den SETÖ'ye: Devletin Cemaatlerle İmtihanı - 14/08/2026
Devletin bünyesine sonradan nüfuz eden, dokusuyla uyuşmayan ve kendi bünyesinde yabancı bir ur gibi büyüyen yapılar, er ya da geç devletin güçlü iradesi karşısında sökülüp atılacaktır!
Bir İmamın Arkasında 30 Yıl - 12/08/2026
Bugüne kadar meslek hayatımdan edindiğim tecrübeye dayanarak söylüyorum: “Bu milletin kurtuluşu ancak eğitimle mümkün olacaktır!”
Her Şey Aslına Rücu Eder - 30/07/2026
Bu makale, siyasî hadiselerin yalnızca günlük politik tartışmalar bağlamında değil; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve İslâm düşüncesi perspektiflerinden değerlendirilmesine yönelik kişisel analiz ve mülâhazaları ihtiva etmektedir.
Âşûre Günü: “Rahmet Ve Hüznün Buluştuğu Tarihî Bir Durak” - 25/06/2026
Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûre Günü, müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bir taraftan ilâhî rahmetin ve kurtuluşun sembolü olarak kabul edilen hadiselerle anılırken...
Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026
Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat...
ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026
Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ...
 Devamı