• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/alemdardernegi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905326474501
  • https://www.twitter.com/alemdardernegi
  • https://www.instagram.com/alemdardernegi
  • https://www.youtube.com/alemdardernegi

Bagis

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Site Menüsü

Bu Alana Reklam Vermek İçin Tıklayın

Celalettin KANDEMİR
celalettinkandemir1966@gmail.com
Kurtlar Vadisi-Pusu'dan Çukur'a: Bu Milletin Çocuklarına Pusu Kurup, Kültürüne Çukur Kazdılar
19/09/2026




KURTLAR VADİSİ-PUSU’DAN ÇUKUR’A:

“BU MİLLETİN ÇOCUKLARINA PUSU KURUP, KÜLTÜRÜNE ÇUKUR KAZDILAR!”

 

Türkiye’nin Entelektüel Panoraması

“Bir ülkede küçük insanların gölgelerinin uzaması; o ülkede güneşin battığının işaretidir.”[i]

Bu sözün işaret ettiği hakikat gereği, cennet vatanımızın yarım asırdan fazla bir zamanına, hem yurt içinde hem de yurt dışında bizzat tanıklık etmiş bir din gönüllüsü ve akademisyen olarak, birtakım izlenimlerimi ortaya koymak istiyorum.

Özellikle modern dünyada gelişmelerin baş döndürücü bir hızla yaşandığı çağımızda, yarım asırdır meydana gelen gelişmelerin bu milletin diniyle, kültürüyle, kadim gelenekleriyle ve sanat eserleriyle ne kadar bağdaşıp bağdaşmadığını ortaya koymak istiyorum.

Bir ülkenin gelişmişliği sadece sanayisiyle, sadece silah üretimiyle veya yolları ve köprüleriyle ölçülemez. Bilakis bunların yanı sıra, belki de daha önemli olan; o ülkenin ilme, kültüre ve medeniyete yaptığı katkının hem kendi insanına hem de dünya insanlarına sağladığı katma değerle ölçülür.

“Kişinin ortaya koyduğu herhangi bir değer, proje veya fikir yoksa o kişi arzın üzerine yüktür.” vecizesi gereği, bu konunun gerçek entelektüel ve aydınları tarafından iyi değerlendirilmesi; toplumu yönlendiren, topluma lokomotiflik eden insanların istikamet belirlemede geç kalmaması gerekmektedir.

 

Ekran Açıldı, Kültür Dili Değişti

Seksenli yılların başında televizyonların yavaş yavaş sayılarının artması ve çeşitlenmesiyle dünyaya gözlerini açan yurdum insanının önüne, Yeşilçam furyası denilen filmler getirildi. İlk önce cami imamlarını hedef alan bir anlayış öne çıktı.

Bu televizyon filmlerinde ve sinemalarda, özellikle Kemal Sunal’ın başrollerini oynadığı Hababam Sınıfı türünden filmler, maalesef “uyu uyu, yat yat uyu” şeklinde, Cumhuriyet’in başlangıcında bu ülkenin o günkü adıyla Maarif Teşkilatı olan Millî Eğitim Bakanlığının mevzuat ve müfredatındaki trajikomik uygulamaların farklı bir versiyonu ve devamı olarak, aynı zihniyete hizmet eder bir görünüm arz etmektedir.[ii]

Buna göre, “Hababam Sınıfı” şeklinde sahnelenen bu senaryolarda ve dizilerde rol alan oyunculara verilen birtakım mübarek isimler, toplum nazarında zamanla itibarsızlaştırılmıştır. Özellikle 80’li yıllardan bugüne, yeni doğan çocuklara “Recep, “Ramazan” ve hele “Şaban” gibi isimlerin neredeyse hiç verilmez hâle gelmesinin sebeplerinden biri de bu filmlerde söz konusu isimlerle özdeşleştirilen kötü ve itibarsız figürlerin oluşturduğu algıdır.

İşte sanat adı altında yapılan bu tür temsil ve kurguların, aslında bu milletin evlatlarına yapılmış en büyük hainliklerden biri olduğunu söylemek abartı olmasa gerek…

 

Unkapa’ndan Ekrana: Müziğin Değişen Dili

Yine 70’li yıllarda başlayan, İstanbul’un Unkapanı semtinde arabesk şarkıların ve türkülerin plaklara çekildiği yıllar da işin müzik yönünden vahametini ortaya koymaktadır.

Zira müziklerin içeriğine bakıldığında büyük bir ezilmişlik, dışlanmışlık ve teslimiyet misli bir tablonun ortaya konduğu ve bu ülkenin gençlerine olumsuz bir hayat tarzının sunulduğu da acı bir gerçek olarak tarihte yerini almıştır.

Gerçi şimdiki yeni müzik tarzları, onlara da Fatiha okutacak cinsten…

Geçen bir yazımızda da değindiğimiz merhum sanatçı Barış Manço’nun “Domates, Biber, Patlıcan” şarkısı türünden şarkıların yapılma gerekçesini gerçekten merak ediyoruz.[iii]

 

Dizi İhracatı Mı, Kültür İhracatı Mı?

Bu hususa üçüncü bir eleştiri de 2000’li yılların başında, özellikle Kurtlar Vadisi gibi ve daha geçtiğimiz senelere kadar sahnelenen diziler üzerinden yapılmalıdır.

Bugün Türkiye’nin dizi sektöründe dünyaya büyük katkı yaptığımızı, dizi ihracatında astronomik rakamlara ulaştığımızı övünçle ifade eden Kültür ve Turizm Bakanlığı ve diğer yetkililerin, belki de bu gafete düştüklerinden haberlerinin bile olmaması düşünülemez.

Nitekim günümüzde Türk dizilerinin 170’ten fazla ülkede yayımlandığı ve bir milyardan fazla izleyiciye ulaştığı resmî açıklamalarda da ifade edilmektedir.[iv]

Burada hiçbir kurumu, kuruluşu veya şahsiyeti doğrudan hedef tahtasına oturtmak değildir maksadımız, tabii ki.

Fakat devletin kültürünü, bu milletin kültürünü ve sanatını koruması, geliştirmesi ve günün şartlarına göre revize edip en iyi şekilde “muasır medeniyetin üzerine çıkarması” hedefinde olması gereken yetkililerin bu vizyonlardan uzak olduğunu söylemek de bir vatandaş olarak hakkımızdır diye düşünmekteyiz.

 

Kurtlar Vadisi’nden Çukur’a

Kurtlar Vadisi, Çukur ve benzeri dizilerin; özellikle Türk milletinin dinî, ahlâkî ve kültürel değerlerine taban tabana zıt içeriklerle ve senaryolarla pazarlanması ve bu şekilde dünyaya tanıtılması, yakın gelecekte Türkiye’nin altını oymak ve bu milletin altına dinamit koymaktan farksız olacaktır.

Ve ülkemiz açısından, bırakınız bir turizm elçisi olma niteliğini; tam tersine en büyük kötülüğü ve yukarıda ifade ettiğim gibi hainliği yansıtmaktadır diye düşünüyorum.

Zira örneğin Kurtlar Vadisi-Pusu gibi isimlerle bu milletin çocuklarına pusu kurdular ve bu milleti mafyavârî rollerle **çukurlara mahkûm ettiler.**[v]

 

Bizim Mahalleye de Bir Öz Eleştiri

Burada bir öz eleştiriyi de bizim mahalle hak etmektedir.

Şöyle ki; gerçekten Anadolu irfanını yaşadığımızı iddia ettiğimiz Anadolu insanı olarak, bizim dindar mahalle insanlarının da çocuklarını bu alanlarda —radyo, televizyon, iletişim, medya ve şimdiki adıyla sosyal medya mecralarında— eğitim almalarına “mesafeli” oluşlarının da buna menfi manada katkı sağladığını düşünenlerdenim.

Radyo, televizyon, müzik, sanat ve diğer kültürel alanlarda bu milletin gerçek fedaileri olan kişilerin ve sanatçıların boy göstermesini istiyorsak, çocuklarımızı bu alanlara kanalize etmemiz ve destek vermemiz gerekir.

Özellikle yazar-çizerlere, belediye başkanlarına, zengin iş adamlarına, toplumun kanaat önderlerine, vakıflara ve sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düştüğü kanaatindeyim.

 

Kendi Hikâyemizi Kendimiz Anlatmalıyız

Bugüne kadar ilahi sanatçıları veya dinî içerik yapan dizi ve sinema filmleri bağlamında bakıldığı zaman, Çağrı filminin yanına bile yaklaşılabilecek bir eser ortaya konulamamıştır maalesef.

İslam tarihinde, bugüne kadar; peygamberler tarihi başta olmak üzere Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde nice isimsiz kahramanlarımız var.

Fakat maalesef bütün bu değerlerimizi tarihin karanlıklarında kaybediyoruz, her geçen gün…

Ümit ve temennimiz; bizi kendi tarihimiz ve köklerimizle irtibatımızı koparmadan, bilakis daha da sağlamlaştıracak bu kadim değerlerimizin bir an evvel gün ışığına çıkarılmasıdır.

Bu hususta devletimiz başta olmak üzere, özellikle ilgili bakanlıkların destekleriyle; araştırmacıların üniversitelerle iş birliği yaparak, belediyelerle, zengin iş adamlarıyla ve bütün bu yelpazedeki paydaşlarla eş güdüm içerisinde bir araya gelmeleri ve bu milletin yeni yetişen nesillerine, gençlerimize, kendi kahramanlarını, kendi köklerinde; Selçuklu ve Osmanlı’nın kuruluşunda, Anadolu irfanı dediğimiz, atılan o seçkin ve kutsal mayanın —klişe ifadeyle asil kanlarında— mevcut olduğunu onların körpe dimağlarına bizim yerleştirmemiz gerekir.

Biz bu hayatî görevi yerine getiremezsek, birileri çıkıp hem dışarıda Hollywood veya Bollywood benzeri, içeride de Kurtlar Vadisi, Pusu, Çukur vs. yaptıkları subliminal mesajlar içeren senaryolarla evlatlarımızı daha körpe yaşlarda bir bir elimizden almaya devam edecektir.

Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyorum…

 

“Biz Bunların Filmini Değil, Gerçeklerini Yaparız!”

Bir zamanlar Türk film yapımcılarının birisine, “Sizin o kadar kahramanlıklarınız varken neden İstanbul’un Fethi gibi bir film yapmıyorsunuz?” diye sorulunca, söylentiye göre bu sözün muhatabı;

“Biz bunların filmini değil, gerçeklerini yaparız.”

şeklinde cevap verdiği aktarılmaktadır.[vi]

Fakat bu ve benzeri bir bakış açısı gerçekten aşağılık kompleksinin ve bir tür tükenmişliğin dışa vurmuş tezahürüdür.

Neden hep tribünlerde oturmayı seçiyoruz?

İzleyiciyiz de oyuncu değil miyiz?!

Çünkü çağ değişti.

Artık sadece yaşamak yetmiyor.

Anlatmak da gerekiyor.

Kendi hikâyemizi kendimiz anlatmazsak, başkaları bizim hikâyemizi kendi zihniyetlerine göre anlatacaktır.

 

Bizim Medeniyetimizin Hikâyesi

Dünyanın üç kıtasında atıyla gittiği her yere adalet götüren, ardında vicdan ve merhametle yoğrulmuş şaheserlerden başka bir şey bırakmayan; onların diline, dinine ve yaşam tarzlarına asla müdahale etmeyen başka bir medeniyet var mıdır?

Âhîlik gibi, Bacıyân-ı Rûm gibi bir tasavvufî müktesebatın yoğurduğu ve temelinde Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ’nın sütünden içmiş; kutsal mabetlerinin en tepesinde göçmen kuşlara mekânlar inşa etmiş; günlük hayatın 540 farklı alanına dokunan 140 bin vakıf müessesesiyle, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” mottosuyla topluma perspektif çizen yüksek medeniyetin insanlığa sunduğu bu değerleri; asırlar boyunca dizi ve film senaryolarını süsleyecek, kitaplarda altın harflerle yazılacak kalitedeki kültür objelerini işlemek ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin namus borcudur.[vii]

 

Kendi Hafızamızı Kendimiz Korumalıyız

Çünkü bir milletin hafızası, sadece tarih kitaplarında yaşamaz.

Hafıza; dilde yaşar.

Müzikte yaşar.

Sanatta yaşar.

Hikâyelerde yaşar.

Filmlerde yaşar.

Dizilerde yaşar.

Şehirlerde yaşar.

Çocukların zihninde ve gönlünde yaşar.

Cemil Meriç’in o çarpıcı ifadesiyle:

“Kamûs, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır.”[viii]

İşte mesele tam da budur.

Kendi hafızamızı korumak…

Kendi dilimizi korumak…

Kendi hikâyemizi anlatmak…

Kendi çocuklarımıza kendi kahramanlarımızı tanıtmak…

Ve kendi medeniyetimizi geleceğe taşımak.

 

SON SÖZ

Son söz olarak;

Bu necip millet, önüne konulan her şeyi yiyecek, her diziyi seyredecek, ikinci dünya ülkesi muamelesini hak etmiyor ve etmeyecektir.

Çünkü bu milletin anlatacak bir hikâyesi vardır.

Bu milletin söyleyecek bir sözü vardır.

Bu milletin insanlığa bırakacağı bir medeniyet mirası vardır.

Mesele, sadece onu yeniden hatırlamak değil;

onu yeniden anlatabilmektir.

Ve artık tribünlerden inip sahaya çıkmanın zamanıdır.





Dr. Celalettin KANDEMİR

19.09.2026/ Herborn - ALMANYA


 

KAYNAKÇA

Ilgaz, Rıfat. Hababam Sınıfı. İstanbul: Çınar Yayınları.

Meriç, Cemil. Bu Ülke. İstanbul: İletişim Yayınları.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. “Kültür ve Sanatın Her Dalında Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek Rakamlarına Ulaşıldı.”

TRT Haber. “Türk Dizilerinin Küresel Yolculuğu İstanbul’da Masaya Yatırılacak.” 27 Ağustos 2026.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. “Mehmet Rıfat Ilgaz (1911-1993).”

 



[i] “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa…” sözü internette çeşitli biçimlerde ve çoğunlukla “Çin atasözü” olarak dolaşmaktadır. Ancak bu ifade Walter Savage Landor’un 1846 tarihli Imaginary Conversations adlı eserinde geçen ve zamanla farklı biçimlerde dolaşıma giren şu söz, bu anlamdadır:

> **“Little men in lofty places, who throw long shadows because our sun is setting.”** (Walter Savage Landor, Imaginary Conversations: Greek and Roman, 3. ed. (London: Chapman and Hall, 1846). (erişim 11 Eylül 2026).

[ii] Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı eseri 1975 yılında Ertem Eğilmez tarafından sinemaya uyarlanmış, senaryosu Umur Bugay tarafından yazılmıştır. Atatürk Ansiklopedisi de eserin 1975 tarihli sinema uyarlamasını Ertem Eğilmez yönetmenliğinde kaydetmektedir. Rıfat Ilgaz ise Hababam Sınıfı için “bir eğitim yergisi” ifadesini kullanmış ve eserde kopya, ezber ve uydurma saygının eleştirildiğini belirtmiştir. Bk. Mehmet Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı; ayrıca bk. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, “Mehmet Rıfat Ilgaz (1911-1993).”

[iii] Barış Manço’nun “Domates, Biber, Patlıcan” adlı eseri doğrulanabilir biçimde kayıtlarda bulunmaktadır. Ancak makaledeki “yapılma gerekçesi” şeklindeki değerlendirme, yazarın kendi merak ve sorgulamasıdır; bu nedenle burada Manço’ya doğrulanmamış bir açıklama isnat edilmemiştir. Eserin müzik kaydı ve sanatçıya ilişkin yayın bilgileri için bk. Emre Müzik’in yayımladığı kayıt.

[iv] Türk dizilerinin uluslararası yayılımına ilişkin güncel resmî açıklamalarda, yapımların 170’ten fazla ülkede bir milyardan fazla izleyiciye ulaştığı belirtilmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı da Türk dizilerinin yaklaşık 170 ülkede ve bir milyardan fazla kişiye ulaştığını açıklamıştır. Bk. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Kültür ve Sanatın Her Dalında Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek Rakamlarına Ulaşıldı”; ayrıca TRT Haber, “Türk Dizilerinin Küresel Yolculuğu İstanbul’da Masaya Yatırılacak.”

[v] Kurtlar Vadisi Pusu 19 Nisan 2007’de yayımlanmaya başlamış ve 16 Haziran 2016’da 300. bölümüyle sona ermiştir. Çukur ise 23 Ekim 2017’de yayımlanmaya başlamış, 7 Haziran 2021’de final yapmıştır. Makaledeki “pusu kurdular” ve “çukurlara mahkûm ettiler” ifadeleri ise yazarın kültürel eleştirisidir. Bk. Kurtlar Vadisi Pusu yayın bilgileri; Show TV, “Çukur – Son Dans.”

[vi] “Biz bunların filmini değil, gerçeklerini yaparız” şeklindeki İstanbul’un Fethi filmi anekdotunun çeşitli ikincil anlatımlarda dolaştığı görülmekltedir.

[vii] Osmanlı vakıf sistemi, şehir ve toplum hayatının çok çeşitli alanlarında hizmet üreten geniş bir kurumlar ağı oluşturmuştur.

[viii] Cemil Meriç’in Bu Ülke adlı eserinde “Kamûs, Bir Milletin Hafızası” başlığı altında şu ifade yer almaktadır: “Kamûs, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır.” İletişim Yayınları’nın eser nüshasında ilgili bölüm “Kamûs, Bir Milletin Hafızası” başlığıyla yer almaktadır. Bk. Cemil Meriç, Bu Ülke (İstanbul: İletişim Yayınları), ilgili bölüm.



88 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kıssacıdan Influencer'a: Hakikati Kim Anlatıyor? - 11/09/2026
Minberin yerini ekran, caminin avlusunun yerini sosyal medya akışı, kıssacının sesini ise video, podcast, televizyon ve kısa içerik aldı.
Kandil Gecesi Özel Münacaatı - 23/08/2026
Düştüğümüz dünya bataklığından, derin nefs ve enaniyet kuyularından, tepetaklak yuvarlandığımız menfaat çukurlarından bir an evvel çıkar bizleri Ya Rabbi!
Mekke Anlaşması: Erbakan'ın Hayalinden Stratejik Gerçekliğe - 16/08/2026
Aslında Mekke Anlaşması yeni bir proje değildir. Bilakis, on yıllar önce merhum Necmettin Erbakan’ın hayalini süsleyen, Müslüman ülkelerin kendi aralarında ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik mekanizmaları oluşturmaları yönündeki düşüncenin...
FETÖ'den SETÖ'ye: Devletin Cemaatlerle İmtihanı - 14/08/2026
Devletin bünyesine sonradan nüfuz eden, dokusuyla uyuşmayan ve kendi bünyesinde yabancı bir ur gibi büyüyen yapılar, er ya da geç devletin güçlü iradesi karşısında sökülüp atılacaktır!
Bir İmamın Arkasında 30 Yıl - 12/08/2026
Bugüne kadar meslek hayatımdan edindiğim tecrübeye dayanarak söylüyorum: “Bu milletin kurtuluşu ancak eğitimle mümkün olacaktır!”
Her Şey Aslına Rücu Eder - 30/07/2026
Bu makale, siyasî hadiselerin yalnızca günlük politik tartışmalar bağlamında değil; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve İslâm düşüncesi perspektiflerinden değerlendirilmesine yönelik kişisel analiz ve mülâhazaları ihtiva etmektedir.
Âşûre Günü: “Rahmet Ve Hüznün Buluştuğu Tarihî Bir Durak” - 25/06/2026
Muharrem ayının onuncu günü olan Âşûre Günü, müstesna zaman dilimlerinden biridir. Bir taraftan ilâhî rahmetin ve kurtuluşun sembolü olarak kabul edilen hadiselerle anılırken...
Yurtdışına Göçün Görünmeyen Yüzü - 23/06/2026
Bazen insan daha fazla kazanmanın, daha düzenli bir hayat sürmenin ya da daha parlak bir gelecek arayışının peşine düşüyor. Fakat...
ABD-İran Geriliminin Arka Planı ve Türkiye’nin Dengeli Dış Politikasının Stratejik Kazanımları - 21/06/2026
Son dönemde yaşanan ABD-İran gerilimi, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden tartışmaya açmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin dikkat çeken yönü, hem Batı ittifakıyla ilişkilerini koruması hem de ...
 Devamı